İşyerine aidiyet konusuna dönersem, Türkiye'de aile şirketleri, "Değerlerimize bağlı olarak ama yeniliklere uyarak gelişelim," der. "Bağlı oldukları değerler nedir?" diye sorduğunuzda, "İşi sahiplenmek, sorumluluk sahibi olmak," cevapları verilir. Bu sözler, temelinde doğru olsa da, genelde kâğıt üzerinde kalır. Patronların büyük kısmı çalışanlarına karşı, değişen dünyanın onlara yükledikleri sorumlulukları yerine getirmek istemiyor. Bu nedenle de birçok patron şirketinde sürekli genel müdür değiştirme eğilimi vardır. Şirketi kurtaracak genel müdür arayışı hiç bitmez. Bu sistem içinde genel müdürler de bir süre sonra bıkıp gider. Patron için bahane hazırdır; "Yenilik ve değişim için profesyonelleşmeye evet. Ancak bizi bugüne kadar getiren değerlerimizden ödün vermeden..."
Bir diğer söylem, çok çalışmak ve işi sahiplenmektir. Bunlar zaten kimsenin inkâr etmeyeceği değerlerdir ancak bu bir süreç içinde, bir sistem içinde gerçekleşirse anlamlıdır.
Avusturyalı yazar Peter Drucker'ın ünlü özdeyişinde olduğu gibi, "Kültür, stratejiyi kahvaltı niyetine yer." Günün sonunda genel olarak klasik patron şirketlerinin kültürüne baktığınızda hiyerarşi, kontrol, bürokrasi, bölümler arası çekişmeleri teşvik, güvensizlik, dedikodu, kısa dönemli sonuçlara odaklanmak, bilgi saklama, güce dayalı yönetim anlayışı ve uzun çalışma saatlerinin bu kültürün bir parçası olduğu anlaşılır.