Napolyon'un Goethe ile görüşmesine dair...
Napolyon, Erfurt'ta bulunduğu siyasi yoğunluğun arasında, sadece 25 kilometre uzaklıktaki Weimar kasabasında ikamet eden ve dönemin yaşayan en büyük edebi dehası kabul edilen Goethe ile görüşmeye karar verdi. Tarihe geçen bu buluşma 2 Ekim 1808'de, aralarında Talleyrand, Daru, Savary ve Berthier’nin de bulunduğu üst düzey bir diplomatik çevreyle yenen öğle yemeği sırasında gerçekleşti. Alman yazar salona girdiğinde Napolyon, ona olan derin hayranlığını ve saygısını gür bir sesle feryat ederek şu sözlerle dile getirdi: "İşte adamın hası!" veya "Adamların şahısınız!" (Vous êtes un homme!). ​Görüşmenin ana eksenini tiyatro sanatı, Goethe'nin dünyaca ünlü eseri Genç Werther'in Acıları ve Voltaire'in kaleme aldığı oyunlar oluşturdu. Napolyon sohbet sırasında, Voltaire'in Caesar'ın Ölümü (La Mort de César) isimli trajedisinde, dünyayı fetheden Sezar gibi muazzam bir şahsiyetin portresinin nahoş ve kusurlu bir şekilde resmedilmesinden dert yandı. Goethe, imparatorun bu edebi tahlilleri yaparken takındığı tutumu, daha sonraki ifadelerinde "trajik bir suç mahallini dikkatle tetkik eden bir savcı edasıyla, düşünsel açıdan son derece derin gözlemlerde bulunuyordu" şeklinde tasvir etmiştir. ​Entelektüel tartışma derinleştikçe Napolyon, Alman tiyatro ekolünün sahnede olayları doğadan ve hakikatten uzaklaştırarak karakterlerin peşinden sürüklendiği "kader" olgusuna dayandırmasını açıkça eleştirdi. Yazarların "Akıbetin Kader'le ne ilgisi var?" yanılgısına düştüğünü söyleyen Napolyon, kendi dünya görüşünü özetleyen şu meşhur tespiti paylaştı: "Akıbeti şekillendiren politik eylemdir." Buradan hareketle Goethe’ye, bizzat Sezar suikastına dair yeni bir trajedi kaleme almasını; bu oyun vasıtasıyla söz konusu suikastın ve bu olayın yol açtığı büyük karmaşanın aslında ne kadar büyük bir
Ama MÖ 60'ta propraetor Caesar'ın İspanya'dan dönüşüyle durum çözüme kavuşur. Caesar da ordusunu terhis eder ve triumphus'tan feragat eder (çünkü triumphus şehrin dışında silahlı birliklerin yer almasını gerektirdiğinden consul'luğa aday olmasını engelleyecekti). Sonra da Pompeius ile Crassus'a MÖ 43'te Octavianus, Antonius ve Lepidus arasındaki resmi antlaşmayla yapılan II. Triumvirlik'ten dolayı gelende "birinci triumvirl'lik olarak nitelenen şahsi bir antlaşma önerir. Buna göre Caesar'ın genç yaştaki kızı Iulia ile evlenecek olan Pompeis'un taleplerinin onaylanması ve Crassus'un publicanus'larla (vergi tahsildarı) yakın ilişkileri teminat altına alınır.
Sayfa 118·Kitabı okuyor
Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bonaparte'dan alıntılar.
Napolyon Mısır seferini en büyük kahramanları olarak addettiği Büyük İskender ve Julius Caesar'ın adımlarını takip etme fırsatı olarak görüyor, Mısır'ı Hindistan'a giden yolda bir sıçrama tahtası olarak kullanma ihtimalini düşünüyordu. Mısır'ı işgal etme fikri Fransız ihtilalinin ardından hem yabancı tiranların baskısı altında ezilen halklara özgürlük götürme vaadinde bulunan ihtilalin tutkulu savunucularına, hem de Doğu Akdeniz'de Britanya nüfuzuna darbe indirmek isteyen Carnot ve Talleyrand gibi ölçülü stratejistlere cazip geldi. Napolyon Mısır'ı "Dünyanın Coğrafi Anahtarı" olarak tanımlıyordu, gayesi bölgedeki Britanya ticaretine darbe indirip onun yerine Fransız ticaretini ihya etmekti. Genç general sefere çıkarken kaptan Cook'un "Seyahatleri" Montesquieu'nun "Kanunların Ruhu" ve Goethe'nin "Genç Werther'in Acıları" eserleri de dahil olmak üzere Tarih, Coğrafya, Felsefe ve Yunan Mitolojisini konu alan çalışmaları içeren özel olarak derlenmiş 125 kitaplık bir kütüphaneyi de yanında götürecekti. Napolyon tüm bunların yanında Ermeni ve Dürzilerin inancını anlayabilmek için "Kitab ı Mukaddes'i" Müslümanları anlayabilmek için "Kuran'ı Kerimi" ve Hintlilerin inancına vakıf olabilmek için "Vedaları" edindi. Napolyon Büyük İskender' in Mısır, İran ve Hindistan seferlerine çıkarken yanına bilginleri ve filozofları aldığını pekala biliyordu. Genç General de benzer bir dürtüyle bu seferin yalnızca fetih gayesi taşımamasını aynı zamanda kültürel ve bilimsel bir etkinlik haline gelmesini istiyordu. Bu doğrultuda coğrafyacılar, botanikçiler, kimyagerler, antika meraklıları, mühendisler, tarihçiler, yazıcılar, astronomlar, zoologlar, ressamlar, müzisyenler, heykeltıraşlar, mimarlar, şarkiyatçılar, matematikçiler, ekonomistler, gazeteciler, inşaat mühendisleri ve balon
Bonaparte'dan alıntılar.
Hükümet 10 Aralık tarihine denk gelen Pazar günü tavanı boydan boya bayraklarla kaplanan Lüxe Sarayı'nda Napolyon için bir resmi karşılama töreni düzenledi. Bu tören için özel olarak inşa edilen amfiteatra, özgürlük, eşitlik ve barış ilkelerini temsil eden heykeller yerleştirilmişti. Napolyon tüm bu süreçte çekingen bir tutum sergiledi.o dönem Paris te yaşayan bir Britanya vatandaşı. "Napolyon kalabalık sokaklardan geçerken arabasının içinde geriye yaslandı.... Kendisi için özel olarak hazırlanan bir makam koltuğuna oturmayı reddettiğini ve alkış tufanları arasında bulunduğu ortamı terk etmek ister gibi göründüğüne şahit oldum" ifadelerini sarf etmişti. O dönemde yaşayan bir başka tanık ise "kalabalıkların sevinç gösterisi ile direktuvarın sergilediği soğuk övgü birbirini taban tabana zıttı" ifadesini kullandı. Siyasetçilerin halkın aşırı ilgisine mazhar olup kendilerini alçakgönüllü bir tavırla ondan azade kılmaya çalışırmış gibi göstermesi tüm siyasi hamleler arasında en fazla beceri isteyenlerden biridir ve Napolyon bunu kusursuz bir biçimde icra etmeyi bildi. Karşılama töreninin görgü tanıklarından biri. Direktuvara ilaveten iki kamaranın mensuplarını ve karılarını da kastederek Paris in en sık ve en seçkin kimseleri o gün oradaydı dedi. Napolyon salona girdiğinde ise bir başka tanığın ifadelerine göre "herkes ayağa kalkıp kendini meydana çıkardı. (şapkaların çıkarıldığını kastediliyor) Pencereler genç ve güzel kızlarla doluydu. Ancak tüm bu ihtişama rağmen tören buz gibi soğuk bir havada ilerledi. İnsanlar yalnızca onları seyretmek için oraya gelmiş ve ortama neşeden çok merak hakimmiş gibi görünüyordu. Talleyrand'ın napolyon'u bir hayli pohpohlayıcı bir konuşmayla takdim etmesinin ardından Napolyon Campo Formia Antlaşması'nı methederek ve "3. Yılın Şanlı
Devamı uzun sürer, burada anlatmaya gerek yok. Sadece şunu söylüyorum: Kendisi sayesinde bugünlere gelebildiğimiz o genç Caesar, gerçeği söylemek gerekirse, benim tavsiyelerimin pınarından yararlanmıştır. Borçlu olduklarımız ve gerekenler dışında, ona hiçbir onur takdim etmedim Brutus. Decimus Brutus'un tanrısal cesareti henüz öğrenebileceğimiz ölçüde harekete geçmeden önce özgürlüğü geri çağırmaya başladığımızda tüm savunma kaynağımız Antonius'u boynumuzdan uzaklaştıran bu genç adamdı. Hangi onur ona takdim edilmemeliydi? Aksine o vakit ona ölçülü bir şekilde sözlü destek verdim ve askerî yetkiyi layık gördüm. Bu onun yaşındaki birine bir onurlandırma gibi görünse de, aynı zamanda ordusu olan biri için bir gereklilikti. Öyle ya, askeri yetki olmadan bir ordu ne işe yarar? Philippus ona bir heykeli layık gördü, Servius ise yasal yaşından önce göreve başlama hakkı tanıdı, bu ayrıcalık daha sonra Servilius tarafından genişletildi. O vakit hiçbir şey çok fazla görünmüyordu. Nasıl olduğunu bilmesem de, korku anında iyi niyet bulmak, zafer anında minnet bulmaktan daha kolaydır.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Diğer komplocular ise saldırıya geçti ve Caesar’ı bıçaklamaya başladılar. Caesar da onlara gözü dönmüş bir şekilde karşılık veriyordu. Caesar’ı önden, yandan ve arkadan yirmi kez bıçakladılar. Caesar nihayet acı ve kan kaybı nedeniyle yere düştü. O ana dek canını kurtarmak için senatörlerle dövüşmeye hazırdı. Ancak kendisine yaklaşan genç bir adamı fark edince gözlerine inanamadı. Shakespeare‘in ölümsüz sorusunun (Et Tu, Brutus?) aksine Caesar, son sözlerini Brutus’un kulağına Yunanca fısıldadı: Kai su, teknon? (Sen de mi çocuğum?) Caesar togasıyla yüzünü örttü ve Pompeius’un heykelinin ayaklarının dibinde öldü.
Sayfa 368·Kitabı okudu