Çizgi romanlar da açıklama ister, önsöz ister, inceleme ister
Martin Mystere - Sayı 217 - Dört Boyutlu Fidye "Fantazmagori" (Mystère'in Gizemleri) köşesi, serinin yaratıcısı Alfredo Castelli tarafından her sayının arkasına eklenen özel bir entelektüel/kültürel genel kültür bölümüdür. Bu bölümün hazırlanmasındaki temel amaçlar şunlardır: 1. Maceralardaki Gerçek ve Kurgu Sınırını Netleştirmek: Martin Mystère maceraları doğası gereği mitoloji, dinler tarihi, arkeoloji, gizemli bilimler, komplo teorileri ve ezoterizmle iç içedir. Okuyucunun kafasında *"Hikayede anlatılan bu efsane, tarihsel kişilik ya da bilimsel veri gerçek mi, yoksa tamamen kurgu mu?"* sorusu uyanır. Fantazmagori köşesi, macerada adı geçen konuların ve kavramların tarihsel dokümantasyonunu, kaynaklarını ve bilimsel gerçekliğini okuyucuya sunar. 2. Kültürel ve Felsefi Derinlik Kazandırmak: Görsellerdeki örnekte de görüldüğü üzere (yaşlılık kavramının etimolojisi, kutsal kitaplardaki kronolojiler, asırlık insanların tarihsel kayıtları, Faust efsanesinin gerçek kökeni vb.), sadece basit bir çizgi roman okuma deneyiminin ötesine geçerek okuyucuya felsefi, sosyolojik ve antropolojik bir bakış açısı kazandırmayı hedefler. 3. Okuyucuyla Entelektüel Bir Bağ Kurmak: Alfredo Castelli, bu köşeyi adeta okuyucuyla sohbet ettiği kişisel bir kürsü olarak kullanır. Kendi düştüğü kavramsal yanılgıları (örneğin "yaşlı" yerine "yaşça büyük" kelimesini kullanarak siyasi doğruculuk tuzağına düşmesi gibi) samimi bir dille paylaşır. Bu durum, Martin Mystère'i sadece bir macera çizgi romanı olmaktan çıkarıp "akıllıca kurgulanmış bir kültür dergisi" formuna ulaştırır. Bir önceki sayı olan Martin Mystere - Sayı 216 - Slumberland'a Dönüş devamı olan bu sayının okunurluguna bir katkı sunması açısından bu bölümü burada paylaşmayı uygun gördüm. # YAŞLILARA YOL AÇIN: ZAMANIN,
Hayata Dair
Sis
"Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid, Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid. Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh, Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh; Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar! Lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim, Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim! Ey sahn-ı mezâlim…Evet, ey sahne-i garrâ, Ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ! Ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı Şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı; Ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret Perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet; Ey Marmara'nın mâi der-âguuşu içinde Ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde; Ey köhne Bizans, ey koca fertût-ı müsahhir, Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir; Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ, Hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ. Hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün Çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün! Mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis; Üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his. Te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet Bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet! Hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde, Bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde. Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu'; Yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İslam hukukundaki çok eşlilik meselesi, modern zamanlarda sanki gökten durup dururken, sırf erkeklerin keyfi için indirilmiş bir izin gibi algılanıyor. Oysa bu hükmün arkasında, Medine’deki o genç devletin karşı karşıya kaldığı devasa bir sosyal ve demografik travma, yani Uhud Savaşı (MÖ 625) ve bu savaşın doğurduğu acımasız realiteler var. Ayetin (Nisâ Suresi, 3. ayet) nüzul sebebi (iniş gerekçesi) ve bu süreçle anılan şahıslar, dinin kurumsallaşırken nasıl bir "sosyal güvenlik mekanizması" gibi çalıştığını çok net gösteriyor. Ayetin indiği dönem, Uhud Savaşı'nın hemen sonrasıdır. Medine gibi nüfusu zaten az olan bir şehir devletinde, yaklaşık 70 Müslüman erkek tek bir günde şehit düştü. Bu, yetişkin erkek nüfusunun neredeyse yüzde 10'unun yok olması demekti. O dönemin kabile hukukunda, arkasında güçlü bir erkek (baba, koca, kardeş) olmayan kadınların ve çocukların hiçbir can, mal ve namus güvenliği yoktu. Ortada onlarca dul kadın ve yüzlerce yetim çocuk kalmıştı. Medine toplumu bir günde devasa bir insani ve ekonomik krizin içine düştü. İşte bu ayet, o yetimleri ve dulları kabile sisteminin vahşi dişlerinden kurtarmak, onları topluma entegre etmek için acil bir "sosyal sığınma" hamlesi olarak indi. Klasik tefsir kaynaklarına ve bizzat Hz. Âişe’nin aktardığı rivayetlere (Buhârî) baktığımızda, ayetin mikro düzeyde iki temel tetikleyicisi ve bu süreçte adı geçen önemli figürler vardır. Hz. Âişe’nin anlatımına göre, ayetin ilk muhatabı aslında çok eşlilik yapmak isteyen erkekler değil, yetimlerin mallarına göz diken vasilerdir. Savaştan sonra babası ölmüş zengin ve güzel yetim kızların velayetini alan bazı fırsatçı amcalar veya akrabalar türemişti. Bu adamlar, kızın malına çökmek için onunla evlenmek istiyor, üstelik aristokrat bir kadına verilmesi gereken normal
1000Kitap
ÖKSÜZ Dizinin dibine oturttuğu oğlunu son kez uyarıp Kur'an-ı Kerim'e el bastıran ve bu büyük yeminle gönlü mutmain olan Öksüz Zeki, şimdi rahatlamış, tavşan kanı çayını kıtlama şeker ile yudum yudum içiyor, her yudumda çocukluğundan beri asla sevmediği, sevmeyeceği Çingen Mustafa'dan aldığı intikam ile mayışıyordu. Neydi Zeki'yi tiksindiren, gözünün bebeği oğluna aceleyle abdest aldırıp kitaba el bastıran bu büyük hadise? Neydi Mustafa'ya olan ebedi öfkesi? Namus belası mıdır, kan davası mıdır? Öksüz Zeki ellisinde. Erzurum göçmeni. Çocukluğu, gençliği hep yokluk, yoksulluk ile geçmişti. Babası,Tortum'un ücra bir köyünden yatağı yorganı, çulu çaputu toplayıp bu uzak kasabaya gelmiş.Köyünün dağları, ovaları onlara ekmek vermez olmuş. Pınarları su vermez olmuş. Güneşi ısıtmaz, yağmuru ıslatmaz olmuş. İnsanı gülmez, hayvanı sevilmez olmuş. Hicretin yolu onlara ekmek, su, güneş, rahmet, sevgi demekmiş. Aradığı ekmeğe,tatlı suya, sıcak güneşe, bol rahmete, sevgiye eren babası aşiyanında ahretliği ve küçük oğlu ile mutlu mesut yaşıyor; bu nimetleri bahşeden Rabb'ine şükürler ediyor, ediyor, ediyor idi. Göz mü değmiş, nazara mı gelmiş, bedduaya mı tutulmuştu bilinmez, birkaç yıla kalmadı adamın karısının körpe ciğerine dert düştü, ince hastalıktan imamın kayığına biniverdi. Karısı evin direği imiş. Her şey onunla güzel, onunla anlamlı imiş. Şimdi adam, taze somunu yiyemiyor, abıhayatı içemiyor, kemiklerini güneşte ısıtamıyor, rahmeti ile yeryüzünü şenlendiren yağmurunda ıslanamıyor idi. En içten en güzel selamları almıyor, perişan oğluna bakmıyor, işe güce el atmıyordu. Zeki,daha onunda var yok. Çocuğun bu hâline acıyan Murat Usta, tezgâhında boya sandığının allahını yapıyor, üstüne de mavi boya ile Öksüz Zeki yazıyor. Boyasını, cilasını, fırçasını, kadifesini bir
Edebiyat
Oğlunun kanlı gömleği Tecirli Türkmen Aşireti yılanları ile meşhur Çukurovada yaşarlar oğuzların 24 boyundan biri olan Beydilli boyuna mensupturlar Anadoluya geldikten sonra Urfa Karacadağ bölgesine yerleşmiş çobanlık ve çiftçilik ile uğraşmışlardır işte bu aşirete mensup dul kadının oğlu Mehmette yakışıklılığı cengaverliği tetik çekişi dilden düşmeyen bir gençti Kırata biner keten gömlek giyer bağdan bağa dolandığı zaman genç kızlar sikke kakık örk takılı bende koymadın aklı diyerek arkasından türkü nakaratlardı bir gün yine böyle Ala karlı mor sümbüllü yaylalarda sevdiceğinin peşine düşmüş iken anasının içine doğmuş gibi bir ağıt döküldü dilinden Kırat gitti bende gittim ketenimi bayrak ettim gözü kör olası kırat cığallımı ne ettin Mehmetin sevdiği bir ceylan olmuş Mehmet ise peşinde giderken kızın babası onları birbirinden ayırır ben sevdim eller aldı bana yarası kaldı diyen Mehmet ise zalim abilerin pususuna düşer altı patlar ile bu Anadolu gencine nişan aldıklarında anasına kırat tek başına döner üzerinde kanlı gömlek oğlunun tabutunu omuzlayan yaslı ve matemli koca kadın oğlunun üzerine toprak örterken şu ağıdı söyler Ağzından köpük saçar tez gelsin ergen oğlum el göçmeden anan göçer kıydılar civanıma
1000Kitap
🌿 Sahâbe Hayatları Hafsa bint Ömer radıyallahu anhâ Hz. Ömer’in kızı olan Hafsa radıyallahu anhâ, ilmi ve ibadetiyle öne çıkan müminlerin annelerindendir. Genç yaşta dul kaldıktan sonra Peygamber Efendimiz ﷺ ile evlenerek büyük bir şerefe erişti. Çok oruç tutar, gece ibadetine devam ederdi. Kur’ân mushafını muhafaza ederek İslam tarihine eşsiz bir hizmet sundu. Kur’ân’ın emanetini koruyan bir annemizdi. Allah O’ndan razı olsun.
Din