Binyıldan daha uzun bir süredir, Galenos'un yazılarına uygun olarak, kadının cinsel organlarının erkeğinkilerle aynı olduğu düşüncesi benimsenmiştir. Bu organlar, korunmaları ve gebeliğin doğru dürüst gerçekleşmesi için bedenin içinde bulunurlar. Aristoteles kadının yalnızca erkeğin ersuyunu alacak bir vazo olduğunu düşünür. Buna karşılık, Hippokratesçi geleneğe göre, haz olmadıkça hiçbir şey varoluşa erişilmesini sağlayamaz. Dolayısıyla, zevk gebe kalınması için vazgeçilmez bir şey olarak görülür; vajinanın ve rahim kanalının ovuşturulması içeride bir tohumun ortaya çıkması için gereken ısınmayı sağlar. O zaman düşünüldüğü üzere, kadında sıcaklık erkeğe oranla daha yavaş yükselir; bu yüzden, haz daha az yoğun, ama daha uzun sürelidir; tabii zevk, erkeğin boşaldığı ana gelmediğinde. Kökeni Hippokrates'e ve Galenos'a dayanan bu iki tohum modeli evrenin düzenini yansıtır. Kadının hazzının doruk noktası olan tohum sıvısının dışarıya çıktığı an, inanışa göre, hayale dayalı bir ovuşturmayla da gerçekleşebilir. İşte bu yüzden ergen genç kızlar geceleri tek başlarına hazlar yaşayabilir, dul kadınlar da uzun zamandır içlerinde tuttukları yapışkan sıvıyı boşaltabilirler.
Bu inanışlar kadın orgazmının suyuk dolaşımının iyi ve rahmin açıklığının göstergesi olduğunu düşünmeye iter insanları; orgazmdan sonra erkeğin ersuyu rahme ulaşabilir. Haz öteki sıvılara da etki eden türde bir ısınmanın sonucu olarak algılanır. O halde, gebelikte başarılı olunması için, kanın en akışkan bölgesi tohum halini alıp, ardından sara nöbetini anımsatan bir hareketle dışarı atılıncaya dek bedenin ısıtılması zorunlu görülür. Böylece, tamamen doğal biçimde, hazla doğurganlık, cinsel soğuklukla kısırlık arasında mantıksal bir ilişki kurulur. Fahişelerin arzudan ve hazdan ileri gelen ısınmadan yoksun