Mantık evliliği yapmak için, o henüz çok genç. Sen de aşk evliliği için geç kaldın.
Ülke dışından insanların saygı duymakta güçlük çektiği bir Hint (Hindu) geleneği, dul kalan kadının kocasının cesediyle birlikte yakılmasıydı. Evlilik âdetlerinden ötürü, çocuk yaşındayken yaşlı adamlarla evlendirilen kadınlar oldukça genç yaşta dul kalıyorlar, bu da geleneği dayanılmaz derecede çirkinleştiriyordu.
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Süleym, genç yaşına ve dillere destan olan güzelliğine rağmen iki sene dul kalır. Bu iki sene zarfında tek bir amacı vardır, o da çocuklarını -buraya dikkat edelim- peygamberi seven birileri olarak yetiştirmektir. Zaten mesele budur. Bugün çocuk eğitiminde en fazla yaptığımız yanlış bu noktadır. Biz çocuklarımıza namazı, orucu, tesettürü ve İslâm'ın diğer emir ve yasaklarını öğretiyor ve onların bunları uygulamalarını istiyoruz, elbette bunu yapaca- ğız ama bunun yolu aynen Ümmü Süleym'in yaptığı gibi, peygamber sevgisi ile başlar. Biz çocuklarımıza peygamber sevgisini öğretelim; Muhammed (sas) deyince, yürekleri ürperecek çocuklar yetiştirelim, sahâbenin sevda- sı ile yürekleri yanan çocuklar yetiştirelim; bakalım namazlar aksıyor mu? Bakalım tesettüre karşı halen mesafe var mı? Unutmayalım, çocuk kimi severse, onun gibi yaşamaya çalışıyor. İşte Ümmü Süleym bunu çok iyi fark etmiş; o kendisini istemeye gelenlere hep, şimdi değil, şimdi benim işim var, şimdi ben çocuklarımla meşgulüm' demişti. Ama onun meşguliyeti bu- günün insanı olarak bizim meşguliyetlerimize pek de benzemiyor. O meşguliyet, çocuklarının gerçek bir peygamber aşığı olmalarıydı. İki sene sonra Ümmü Süleym, ensârın önemli isimlerinden Ebû Talha ile evlenir.[38] Hem de nasıl bir evlilik? Ebû Talha'nın hidayetine vesile olan bir evlilik..
Sayfa 430
Arthur Schopenhauer
1821'de Schopenhauer'ın Berlin'den ayrılmasına yardımcı olan olay, itibarını da ilelebet karartacaktı. 21 Ağustos'ta Niederlagstrasse 4'teki iki odalı dairesine geri döndüğünde, iki hafta önce dairenin sahibi dul Becker'a şikayet edip, bir daha olmayacağına dair söz aldığı bir olayla karşılaşır. Başka bir adamın kaldığı diğer odayla kendi odasını birbirine bağlayan antrede üç kadın konuşmaktadır. Schopenhauer dedikodu yapan bu kadınlara antreden ayrılmalarını söyler ve dairesine girer. Kısa bir süre sonra, henüz şapkasını çıkarmamış ve bastonu elindeyken kapıyı açar ve kadınların ona aldırış etmediğini fark eder. Kararlı bir ifadeyle kadınlardan orayı terketmelerini ister. Daha genç olan iki kadın yola koyulur ama üçüncü kadın, yani kırk yedi yaşındaki terzi ve pansiyoner Caroline Louise Marquet ayrılmayı reddederek giderek sinirlenen Schopenhauer'a öfkeli bir şekilde kendisinin "saygın bir kişi" olduğunu söyler. Kadını girişten çıkarmak amacıyla koluna girmesi için ona kolunu uzatarak eşlik ettiğini anlatan Schopenhauer, Marquet'nin orayı terketmesini daha cebri bir şekilde isterken ona "yaşlı kevaşe" der. Orada tam olarak ne olduğu tartışması, yaklaşık altı yıl boyunca yasal sistem içinde yoluna devam eden bir davaya neden oldu. Tartışmalı olmayan bir şey vardı o da Schopenhauer'ın Marquet'yi belli bir şekilde tanımlamış ve antreden güç kullanıp dışarı çıkarmış olmasıydı. Bunu nasıl yaptığı ve bu davranışının Marquet üzerindeki etkisi ise pek açık değildi. Schopenhauer, kadından defalarca odadan çıkmasını istediğini, onun bütün gücüyle bunu reddetmesiyle Marquet'i kolundan tutup çıkardığını iddia ediyordu. Yine iddiasına göre, odadan çıkmamakta kararlı olan kadını tam çıkardığı sırada, kadın içerde eşyalarının kaldığını söyleyerek bağırmaya başlamıştı. Schopenhauer
Biyografi
Binyıldan daha uzun bir süredir, Galenos'un yazılarına uygun olarak, kadının cinsel organlarının erkeğinkilerle aynı olduğu düşüncesi benimsenmiştir. Bu organlar, korunmaları ve gebeliğin doğru dürüst gerçekleşmesi için bedenin içinde bulunurlar. Aristoteles kadının yalnızca erkeğin ersuyunu alacak bir vazo olduğunu düşünür. Buna karşılık, Hippokratesçi geleneğe göre, haz olmadıkça hiçbir şey varoluşa erişilmesini sağlayamaz. Dolayısıyla, zevk gebe kalınması için vazgeçilmez bir şey olarak görülür; vajinanın ve rahim kanalının ovuşturulması içeride bir tohumun ortaya çıkması için gereken ısınmayı sağlar. O zaman düşünüldüğü üzere, kadında sıcaklık erkeğe oranla daha yavaş yükselir; bu yüzden, haz daha az yoğun, ama daha uzun sürelidir; tabii zevk, erkeğin boşaldığı ana gelmediğinde. Kökeni Hippokrates'e ve Galenos'a dayanan bu iki tohum modeli evrenin düzenini yansıtır. Kadının hazzının doruk noktası olan tohum sıvısının dışarıya çıktığı an, inanışa göre, hayale dayalı bir ovuşturmayla da gerçekleşebilir. İşte bu yüzden ergen genç kızlar geceleri tek başlarına hazlar yaşayabilir, dul kadınlar da uzun zamandır içlerinde tuttukları yapışkan sıvıyı boşaltabilirler. Bu inanışlar kadın orgazmının suyuk dolaşımının iyi ve rahmin açıklığının göstergesi olduğunu düşünmeye iter insanları; orgazmdan sonra erkeğin ersuyu rahme ulaşabilir. Haz öteki sıvılara da etki eden türde bir ısınmanın sonucu olarak algılanır. O halde, gebelikte başarılı olunması için, kanın en akışkan bölgesi tohum halini alıp, ardından sara nöbetini anımsatan bir hareketle dışarı atılıncaya dek bedenin ısıtılması zorunlu görülür. Böylece, tamamen doğal biçimde, hazla doğurganlık, cinsel soğuklukla kısırlık arasında mantıksal bir ilişki kurulur. Fahişelerin arzudan ve hazdan ileri gelen ısınmadan yoksun
Beden Kültürünün Merkezindeki Haz ve Acı/ Bedenlerin Buluşması/Erkekle Kadının Bedeni ve Doğal Tarihi·Kitabı okudu
Johan Vilhelm Snellman
Son zamanlarda, evliliğin süresi konusunda keyfi bir özgürlük talep edenler, ahlak ilkesi olarak yalnızca "mutluluk" (lycksalighet) kavramından yola çıkmış ve böylece ahlakiliğin (sedlighet) özünü tamamen gözden kaçırmışlardır. İnsanın şüphesiz mutluluğu talep etme hakkı vardır; ancak aklın ve ahlakın nesnel bağlarını (förnuftets och sedlighetens objektiva band) fırlatıp attığı, kendi ahlaki yetkinleşmesiyle kendini bu bağların zorunuluğundan özgür kılmadığı sürece o mutluluğu elde etmekten acizdir. Çünkü insan o anda arzularının kölesi olur; irade özgürlüğünü yitirerek eylemleri ve geleceği hakkında rasyonel kararlar verme yetisini kaybeder. Bu şekilde [keyfi ve geçici bağlarda] gerçek evlilik sevgisinin ve ahlakiliğin bulunabileceği iddiası boş bir iddiadan ibarettir; zira evlilikte ailenin amacını ve dolayısıyla çocukların sevgi dolu eğitimini karşılamayan her duygu sahtedir. Evliliğin kolayca feshedilebilir olmasının kadını daha az bağımlı kılacağı iddiası da aynı şekilde yanlıştır. Kadın için de erkek için de ahlaki iradenin özgürlüğünden başka bir özgürlük yoktur. Üstelik kadının dışsal çekiciliğinin genel olarak erkeğinkinden daha erken solması ve her doğumun bu azalışı hızlandırması gibi doğal bir nedenden ötürü, kadın kısa sürede dul kalma riskiyle karşı karşıya kalır; kaldı ki deneyimlerin gösterdiği üzere, kadın kırk yaşına geldikten sonra yapılan bir evlilik, evliliğin fiziksel amacını bile nadiren yerine getirebilir. Dolayısıyla, daha yüksek bir evlilik mutluluğuna dair vaat edilen avantajlar burada mevcut değildir; aksine aile bu yüzden yok olup gidecektir. Özgür evliliğin yanı sıra mülkiyet ortaklığını savunan ve çocukların eğitimini devlete devretmek isteyenler tutarlı bir yol izlemektedirler. Ancak böyle bir devlette, devlet biçimi her şey, insan ise
Felsefe