Yıllar sonra tekrar okuduğum eserlerden. Lise zamanında pek bir etkisi olmamıştı üzerimde. Sanırım gençliğim verdiği rehavetler okumuşum. Ruhunu bir portreye aktarmak, hayatı yaşarken o hedonist yaşamın portreye yansıması…
Bu kitabın bir yönü bir de bence esas olan bir karakter var; Lord Henry. Hayata bakışı, görmüş, deneyimlenmiş ve net yargıları olan biri. Hayata pragmatik ve zevk tabanlı yaklaşan, toplumun değer yargıları denen kalıpları görmezden gelen(elbette parası ve mensubu olduğu sınıf göz önünde bulundurularak) bir yaşam felsefesi. Kitabın adı Lord Henry’nin dünya görüşleri olsa çok şaşırmazdım. Gerçeküstü bir deneyimin kitaba kattığı artı değerle beraber önemli bir eser.
Harry Potter, gençliğim, küçüklüğüm Biraz daha okuyayım diye diye geceleri gündüzlere bağladığım kıymetli serim. Mükemmelen bitmiş; milyonların kalbine taht kurmuş bir seriye yıllar sonra bir ekleme yapmak gerçekten cesaret ister, kutluyorum. Gerçekten riskli hareket. Bu kitap da bana aynı Harry Potter heyecanını yaşattı diyemem ama en nihayetinde bir ufak geçmişe götürdü beni, minnettarım
VEDA
Yolcu olmasa neye yarar yollar, oteller
istasyonlar, havaalanları, kervansaraylar
Hoşçakalın hanında hamamında konakladığım
Karakollarında dayak yediğim, bayraklı
Kapılarından uzak durduğum şehirler
Ayrılığın da vardır elbet vakti saati
Ve gitmek
Daima bir itirazdır bu dünyaya
Devrim için savaşmayana komünist mi denir
Korsan mitingler, barikatlar, yoldaş türküler
İşçileri tarafından kovalandığımız fabrikalar
Devrim gelecek cümle eksikler bitecek, bitsin
inancından teoriler üreten ve kendimi yiğit
Düşmanı korkak sandığım gençliğim güzeldin
Yeşil mürekkeple yazılmış aşk mektupları
Saçlarını briyantine batırmış fotoğraflarım
Herbiri ciltlenmiş kitaplar, dergiler, albümler
Sektirmeden tutulmuş günlükler; otobüs
Ve tren biletleri, 100 kuruşluk Varlık kitapları
Kebikeçlere bırakıyorum şimdi hepinizi
On küsur yıl bir yastığa baş koyduğum kadın
Ağrıyan sevincimde izleri kalan sevgililer
Özleminizle, siteminizle, nefretinizle iyiydiniz
Yolcu ve hancı masalı bu, ardımdan su dökmeyin
Kapı kapanırken menteşeler incinir diyordunuz
Ama kalsın yine de bu vedada hoşçakal duygusu
Barbar ve ŞehlaAhmet Telli · Everest Yayınları · 2017664 okunma
Hiçbir şey bir insan kadar başka bir insanın ayağını kaydırmadı .Bir ağacın kökünü kurutan da ,komşusunun çiçeğini koparan da insandır.
Gençliğim bitti yazmaya devam ettim
Mide AğrısıAyça Derin Karabulut · Literatür Hayat Yayınları · 2026202 okunma
Okumaya başladığım an beni kendi içine çeken bir kitaplayız bugün. Yargılayacağım ne kitabı ne de yazarı. Yargılayacağım sadece okuyucuları.
Çünkü insanlar yıllardır hakkında aynı hatayı yapıyor. Kitabı ellerine alıp kapağa bakıyorlar ve sonra büyük bir özgüvenle “çocuk kitabı” damgasını yapıştırıyorlar. Sonra da dönüp “Bu ne biçim çocuk kitabı?” diye eleştiriyorlar. Fakat asıl problem kitabın kendisi değil. Problem, insanların ne okuduklarını bilmeden okumaları. Aslında durum tam tersi.
Yazar bu hikâyeyi hiçbir zaman yalnızca çocuklar için yazılmış basit bir masal olarak görmedi. Peter Pan karakteri ilk kez 1902’de yayımlanan yetişkin romanı içinde ortaya çıktı. J. M. Barrie ’nin hayatındaki trajediler de hikâyenin temelini oluşturuyordu. Özellikle 13 yaşında hayatını kaybeden kardeşi David’in annesi tarafından “hiç büyümeyecek çocuk” olarak hatırlanması onu epey etkilemiş. Düşünsenize, bir çocuk ölüyor ve zaman onun üzerinde duruyor. O çocuk artık asla büyümeyecek. Peter Pan’ın bütün ruhu zaten burada yatıyor.
Bu yüzden Peter Pan aslında; büyümenin trajedisi, zamanın acımasızlığı, unutmanın korkusu, çocuk kalmanın yalnızlığı hakkında yazılmış bir hikâye.Ve kitabı okurken bunu iliklerine kadar hissediyorsun. Mesela Peter’ın
“Ben doğduğum gün evden kaçtım. Çünkü annemle babamı büyüyünce ne olacağımı konuşurken duydum.” demesi… Bu küçücük cümle bile tek başına ürkütücü aslında. Çünkü Peter yalnızca büyümek istemiyor değil; zamanın içine girmek istemiyor. Bir kimliğe dönüşmek istemiyor. Bir mesleği, bir sorumluluğu, bir yetişkinliği olsun istemiyor. O yüzden Neverland’e kaçıyor. Ama Neverland düşündüğümüz gibi rengârenk bir çocuk cenneti değil bence. Neverland, çocuk zihninin içi gibi bir yer. Rüya gibi, dağınık ve mantıksız ama duygusal olarak mantıklı.
İçinde;
Methaba kitapsever dostlarım
Kitabın Adı- Yanık Tüy
Kitabın Yazarı- Yurdagül Şahin
Kitabın Sayfa Sayısı 89
Bugün harika bir öykü kitabı ile sizlerle birlikteyim. Yayınevinin okuduğum her kitabı güzel ama yazardan ilk kez okuma yapıyorum. İçerisinde 12 öykünün yer aldığı kitapta yazar, pazarda çocuğunu kaybeden annenin telaşı ve korkusuna, yetiştirme yurduna bırakılan bir çocuğun gözyaşına, gebeliğini sonlandırmak zorunda kalan bir kadının dramına ortak ediyor bizleri. Okurken çok keyif aldığım bir kitap oldu. Kısa ama etkileyici okuduktan sonra iz bırakan bir kitap. Eğer öykü seviyorsanız bir şans vermelisiniz okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum
Kitaptan Alıntılar
”Çocuk gülüşlerimize ne oldu, kim hangi sebeple yüreklerimizi soğuttu? Yemeklerimiz, müziklerimiz birbirine benzemiyor muydu? Kederde, acıda, mutlulukta hep birlikte değil miydik? Hangi ara dostlar düşman oldu?”
”Bu kadar mı çabuk geçermiş zaman? Oysa uçarı gençliğim hemen yanı başımda, uzansam dokunabilirim sanki ona.”
”Yüzlerini bilmediğim, tanımadığım adına toplum denen kalabalığı boş verip kötü olmaksa bu, bir kere de kötü olmaya, herkesin birbirine benzediği günahta farklı olmaya neden cesaretim yok?”
.
.
.
.
.
.
#yanıktüy #okudumbitti #engelsizokurlaokuyoruz #kadranımdankitaplar #_dream_bookstore
Yanık TüyYurdagül Şahin · Alakarga Sanat Yayınları · 202617 okunma