Buradayım işte, o batı icadı saatlerin çarkları arasında çiğnenmeden,
Kirlenmiş bir gökyüzünün altında, temiz kalmış tek kavgayı seçerek.
Çünkü insan, ancak bir uçurum kenarında anlar boynundaki kemendi,
Ve ben bütün terminalleri, pasaportları, o gürültülü caddeleri
Senin o ödün vermez, o keskin esaretine teslim olmak için çiğnedim.
Bize ne sanayileşmiş acılardan, ne o vitrin camlarındaki yalandan?
Bir insanın bir insana bakışı sarsmıyorsa artık temellerini yeryüzünün,
Orada ne şiir vardır, ne de ayağa kalkacak hakiki bir gövde.
İttim dünyayı; o borsa kurallarını, o modernleşmiş köleliği ittim,
Çünkü öleceksek, bir banka dekontunun arkasında değil,
Senin o her şeyi parçalayan, o yabani merhametinde ölmeliyiz.
Gayrı ne arkaya dönüp bakacak bir gençlik bıraktım, ne de bir mazeret,
Toprağı tırnaklarıyla kazıyanların nefreti ve aşkıyla geldim kapına.
Beni bu steril, bu ambalajlı yalnızlığın ortasında infaz etme;
Seni sevmek, namlunun ağzına kendini sürmekle eş değerse eğer,
Çek tetiği, varsın fırlasın ruhum o kurşuni ve mukaddes sabaha.