Jan Agir

Jan Agir
@georgesperec
Nevermore...
Ben 14 milyar yıllık kozmik evrimin sonucuyum. Zamanın ilk anında, maddeyle enerji arasındaki farkın henüz belirsiz olduğu o saniyede, benim varlığımın ilk tohumu atıldı. Henüz hiçbir şey “ben” değildi. Uzay, genişlemekten başka bir şey bilmeyen bir çocuktan ibaretti. Işık bile serbest değildi; karanlık, mutlak sessizliğin içindeydi. Ama o sessizlik, benim uzak atamdı... Sonra kuarklar birleşti, protonlar doğdu, hidrojen oluştu. O hidrojen, milyarlarca yıl sonra ciğerlerime girecek olan havanın atasıydı. Evrenin ilk yıldızları yandı, söndü; içlerinde helyumu, karbonu, demiri pişirdi. O yıldızlar öldüğünde, bedenimi oluşturan atomları fırlattılar karanlığa. Yani ben, yıldız ölümlerinden arta kalan tozun bilinç kazanmış biçimiyim. Her nefesimde, milyonlarca yıl önce patlamış bir süpernovanın yankısını içime çekiyorum. Ben bir termodinamik mucizesiyim. Mucize, doğa yasalarına aykırılık değil, o yasaların istisnai düzenlenişidir. Evrende enerji hep dağılır, ama ben onu geçici olarak topluyorum. Her hücrem, entropinin tersine yüzmeye çalışan bir küçük isyancı. Yine de eninde sonunda kaybedeceğim; bedenim çözülüp enerjiye karışacak. Benim mucizem, geçiciliğimdir. Evren kendi kendine sorular sormaya başladığında ben oldum. Ben, evrenin kendi farkındalığıyım, uyanık evrenim. Madde, kendi üzerine kapanıp düşünebilir hale geldiğinde, doğa “ben” dedi. Bu “ben”, bir kişilikten çok bir olgudur: bilinçli karmaşa. Zihnimde dolaşan düşünceler, nöronlarımın kıvılcımlarından ibaret sanılabilir, ama o kıvılcımlar yıldız ateşlerinin torunlarıdır. Her fikir, bir yıldızın sönmüş ışığının yankısıdır. Düşüncelerim, evrenin kendi varlığını tartışma biçimidir. Ben, kozmik tarihin geçici bir kıvrımıyım. Galaksiler, atomlar, kuarklar, hepsi aynı yasaya bağlı. Ama bir yerde, bu yasa kendini
Edebiyat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·176 syf.·
2025 4. kitabı
Bahara Kadar Bekle, Bandini’yi okurken, sayfalar ilerledikçe yalnızca Arturo Bandini’nin değil, içimde bir yerlerde susmuş, unutulmuş çocuğun da sesini duydum. Düşlerimin, çocukluğumun, yanan bir kâğıdın kül olup uçuşması gibi savrulduğunu hissettim. Bazen romanlar bir hikâye anlatmaz; insanın içindeki yankıyı ortaya çıkarır. Fante kelimeleriyle kendi geçmişine dönerken, bir şekilde benim geçmişime de ışık tuttu. Yoksulluğun, öfkenin, inancın, hayal kırıklığının iç içe geçtiği o çocukluk... Bu sadece bir çocuğun değil, insan olmanın çıplak hâliydi. Bandini’nin evinde eksik olan şey para değil, huzurdu. O gergin sessizlikler, babasının çaresizliği, annesinin sessiz duaları — hepsi tanıdıktı. Hepimizin evinde bir yerlerde bu sessizliklerden kalma kırıntılar var. Roman 1920’lerin Amerika’sında, Büyük Buhran’ın gölgesinde geçiyor ama aslında zaman önemsiz; Fante’nin anlattıkları çağdan bağımsız, evrensel duygular. Bandini’nin babası, işsiz bir tuğla ustası. Gururlu ama o gurur artık kendi üzerine çökmüş bir ağırlık. Annesi, Tanrı’ya sessizce sığınan bir kadın. Fante bu iki karakteri anlatırken hiçbir şeyi büyütmüyor, olduğu gibi, insanca yazıyor. Belki de bu yüzden bu kadar gerçek geliyor. Arturo o evin içinde sıkışmış bir çocuk. İçinde hem öfke hem umut var. Yazmak istiyor, kurtulmak istiyor, görülmek istiyor. Bazen babasına benziyor, bazen annesine; ama en çok kimseye benzememeye çalışıyor. Bu çelişki onu hem güçlü hem kırılgan kılıyor. Yazmak, onun için bir meslek değil, varlığını kanıtlama biçimi. Fante’nin satırlarında o kadar tanıdık bir hırs var ki, insan kendi gençliğini hatırlıyor. Dünyayı değiştireceğini sanan ama aslında sadece kendini arayan o çaresiz, tutkulu dönemi… Okurken sık sık durup düşündüm. Fante’nin dili sade ama kelimeleri insanın içine işliyor.
Edebiyat
Bahara Kadar Bekle, BandiniJohn Fante · Parantez Yayınları · 20031,201 okunma
Başını öne eğmiş, göğsünü sıraya yaslamış, mürekkep okkasına dayadığı küçük aynaya bakarak elindeki kurşun kalemle burnunun üzerindeki çilleri sayıyordu. Bir önceki gece limon suyu sürmüştü yüzüne; çilleri yok etmek için en etkili yöntemdi sözüm ona. Doksan üç, doksan dört, doksan beş... Hayatın anlamsızlığıyla meşguldü zihni.
Parantez Yayınları
Edebiyat
Senin hiçbir za­man anlamayacağın duygular var sürekli çarpıp duran yüre­ğimde...
İletişim Yayınları
Edebiyat
İnsanlar sonradan onlara ettiğiniz iyiliğin intikamını alıyorlardı daima.
Sayfa 275 - Yapı Kredi Yayınları
Edebiyat