Aşk
Öpünce geçmiyor ya... Gözle görülmeyen yaralarımız var; ama anneden, ama babadan, ya da yardan... Canımızı yakan, sesimizi kısan anılarımız var. İlla ölmesi gerekmiyor gidenin ya da yüreği yakanın; yaralanıyoruz işte birinden. Hayali yara bantları yapıştırıyoruz gerçek yaralarımıza. Bir sonraki yüreğe soruyoruz tüm yaşanmış acıların hesabını; işte o zaman kaybediyoruz. Her sabah yeniden başlıyor hayat, her sabah yeniden öğreniyoruz nefes almayı. Hayatta en pahalı şey, aldığımız o nefes... Yolu uzun süre aşka düşmemiş bir adama denk gelirse yüreğiniz, çalkalayın; zira dibine çökmüş olabilir seven yanları. Çünkü yalnız yaşamak için çok fazla bu hayat.
Siyah Lâle var mıdır?
Siyah Lale kitabında bahsedilen ‘Tulipa Nigra Boxtellea’ var olan gerçek bir lâle türü değil, Alexandre Dumas 'ın 1850 tarihli ünlü romanı Kara Lale'de (Fr. la Tulipe Noire) geçen kurgusal bir siyah lâledir. Kıskanç komşu Isaac Boxtel, Cornelis van Baerle tarafından yetiştirilen eşsiz siyah lâle için bu ismi sahiplenmek istemiştir ve kendi adını koymuştur. Gerçekte var olan ‘Queen of Night' (Gecenin Kraliçesi Lâlesi, bknz. üstteki resimdeki), kitaptaki efsanevi Tulipa Nigra Boxtellea'ya en çok benzeyen gerçek lâle çeşididir. Doğada %100 zift siyahı bir lale biyolojik olarak imkânsız olduğundan, modern ve koyu mor renkli bu çeşit, kitaptaki kurgusal Siyah Lâleye en çok yaklaşan türdür.
Kitaplar ile ilgili
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gerçek aşkı bilen yürek, incitmeyi sevmez, incinse de affetmeyi bilir. ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat
niyazi-i mısri
Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş Bürhan sorardım aslıma, aslım bana bürhan imiş Sağ ü solu gözler idim, ben dost yüzün görsem deyû Ben taşrada arar iken ol can içinde can imiş Öyle sanırdım ayrıyam, dost gayrıdır ben gayrıyam Benden görüp işideni bildim ki ol canan imiş Savm ü Salât ü Hacc ile sanma biter zâhid işin İnsan-ı kâmil olmayâ lazım olan irfân imiş Kanden gelir yolun senin, ya kande varır menzilin Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş Mürşid gerektir bildire Hakk'ı sana Hak-kal yakîn Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş Her mürşide dil verme kim yolunu sarpa uğratır Mürşidi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş Anla hemen bir söz dürür, yokuş değildir düz dürür Alem kamu bir yüz dürür, görüen anı hayrân imiş İşit Niyazi'nin sözün, bir nesne örtmez Hak yüzün Hak'dan ayan bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş Derdime çare arayıp dururdum, meğer aradığım çare derdimin ta kendisiymiş; özümü ispatlayacak bir delil arardım, meğer benim özüm kendisinin en büyük kanıtıymış. Sevgilinin yüzünü görebilmek için sağa sola bakınırdım; ben O'nu dış dünyada ararken meğer O, canımın içindeki canmış. Eskiden kendimi Allah'tan ayrı sanır, "O başkadır, ben başkayım" diye düşünürdüm; sonunda anladım ki benden gören ve işiten aslında o Sevgili'nin ta kendisiymiş. Ey sadece şekle önem veren kişi, işinin sadece oruç, namaz ve hac ile bittiğini sanma; olgun bir insan olabilmek için asıl gerekli olan şey, ilahi hakikati kalben sezmektir. Senin yolun nereden geliyor ve hedefin neresidir; bu dünyaya niçin geldiğini ve nereye gideceğini anlamayan kişi, sadece içgüdüleriyle yaşayan bir canlı gibidir. Hakk'ı sana şüphe duymaksızın yaşatarak bildirecek bir manevi rehber gerekir; bir rehberi olmayanların doğru sandığı bilgiler sadece zan ve tahminden
abu hilal
bana yirmi yaşımda söylenmeyen gerçek yaş kaç olursa olsun bu gönül aşka ürkek ne tam boyun eğer ne de senden vazgeçer ya bana gönlünü ver ya gönlümden el çek
Ne acımasız çıktın be zaman. Sessiz bir köşede özgürlüğüne mahkum sığıntı gibi yaşatmaya. Haklı olduğun ses tınılarını içine içine atmaya. Teselli sanırdım, yüzüme yakıştırdın o gülüşü mahrum. Yuttuğum yer yutkunduğum yerdi. Sen bizi ne güzel harcadın. Ucuz,eskici bile almadı. Hani istediğimiz yeri geçtik de geldiğimiz yer bile bizim değil. Toprak desen değil, taş desen değil. Gerçeğin içindeki yalanlar bile yalan değil. Sigaramın külüne baktım da var olan. Hani yanlış kül olmuş gerçek olan. Çocukluğunun hasretidir Yağmur ne garip yazdayız yağmurlu içimizdeki çocuk hala o kadar buhranı gökleri süslediğin gri gibi. Sen bizi var eden değil misin zaman. Bunca derin onca hassas. Terazinin bir tek bize bozuk. Acımasızlık bize yakışmazdı zaten güzelliği de bize bıraktın çirkinlik sende kaldı zaman...