Din terbiyesi şahsiyet terbiyesidir. Çok bilgiler, hikâyeler ve öğütler insanı dindar yapamaz. O, damarlara yapılan aşı halinde bir aşk terbiyesi ile verilir. Dindar çok seven ve sevgiden örülen bir şahsiyetin sahibidir. Dindarlık, ilmi, sanatı, ahlâkı ve insanlığı severek Allah'a ulaşmaya kaabiliyetli bir ruh örgüsüdür. Dindar için, din düşmanı yoktur. Sadece Lûtuf'dan mahrum olan gaafil ve zavallılar vardır. Gerçek dindarın kalbinin kaidesi, Mevlâna'nın türbesine yazılı şu ilâhî davetten başka olmamalıdır:
Gel! Gel! Nereden gelirsen gel! Kâfirsen de, rind isen de, putperestsen de gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kerre tövbeni bozmuş olsan da gel!»
Din terbiyesi hayâ terbiyesidir. Zamanımızda yeryüzünde silinmek üzere olan hayâ, siyasete atılarak hıncını almak için particilik yapan hocanın yüzünden, hepsinden kara bir süngerle silinmişe benziyor.