8/10
·238 syf.··
2026 16. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 07:36
Herkese merhaba Puslu Kıtalar Atlası, okurken beni hem zorlayan hem de etkileyen kitaplardan biri oldu. İlk bölümlerde olayları ve karakterleri anlamakta güçlük çektim. Hatta zaman zaman ne anlatıldığını kaçırdığımı düşündüm. Ancak sayfalar ilerledikçe romanın parçaları yavaş yavaş birleşmeye başladı ve kitabın asıl gücünün burada olduğunu fark ettim. En sevdiğim yanı, olayların tahmin edilemez olmasıydı. Her bölümde farklı karakterlerle karşılaşıyor, her karakterin hikâyeye ayrı bir renk kattığını görüyorduk. Başta birbirinden bağımsız gibi görünen olayların ve kişilerin sonunda ustalıkla birbirine bağlanması beni oldukça etkiledi. Bünyamin'in kendi ölümünü görmesi, bazı bilimsel ve matematiksel çözümlemeler, Kehanet Aynası bölümü, Ebrehe ve Zülfiyar karakterleri ve romanın son kısmı hafızamda en çok yer eden bölümler oldu. Özellikle Uzun İhsan Efendi'nin yaşadıkları beni derinden etkiledi. Son bölümde Bünyamin'e yazdığı mektup ise kitabın en güzel kısmıydı. Bütün bu karakterlerin neden ve nasıl var olduğunu anladığımda kitap bambaşka bir boyut kazandı. O noktada roman sadece bir macera hikâyesi olmaktan çıkıp daha duygusal ve düşündürücü bir hâl aldı. Kitap boyunca sıra dışı olaylarla karşılaşsak da beni asıl etkileyen şey, rüya ile gerçek arasındaki sınırın sürekli belirsizleşmesiydi. Roman, okura kesin cevaplar vermek yerine sorular sordurmayı tercih ediyor. Bu yönüyle kitabı bitirdikten sonra bile üzerine düşünmeye devam ettim. Ayrıca İhsan Oktay Anar'ın dili de romanın atmosferini güçlendiren en önemli unsurlardan biriydi. İlk başta alışması zor olsa da, ilerledikçe o özenli, süslü ve zengin anlatımın hikâyeye çok yakıştığını düşündüm. Kitabı bitirdiğimde aklımda sadece olaylar değil, hissettirdiği düşünceler de kaldı. Özellikle “Dünyadaki en büyük
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma
Puan vermedi·%81 (127/156 syf.)·
gerçek mutluluk; servet, itibar ve ihtiras mı, yoksa başka bir şey mi? Bunu öğrenebilmek için nasıl bir düşünce sistemi geliştirilmesi gerektiğini anlatıyor. Aklın Islahı Üzerine Bir İnceleme servet itibar ve ihtiras elde edildikten sonra kalıcı bir mutluluk sağlamıyor.
Felsefe
Aklın Islahı Üzerine Bir İncelemeBaruch Spinoza · Alfa Yayınları · 2022841 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·224 syf.··
2026 53. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 00:00
Klasik kişisel gelişim kitaplarından biraz farklı geldi. Çünkü sadece “iyi düşün, güzel olsun” demiyor; zihnimizin neden sürekli bir şeylere takıldığını, neden aynı düşüncelerin içinde dönüp durduğumuzu bilimsel açıklamalarla anlatıyor. Gün içinde zihnimizin ne kadar sık bulunduğumuz andan koptuğunu öğrenmek oldu. Bazen gerçekten de bir işi yaparken bile aklımız bambaşka yerlerde dolaşıyor. Kitap bunu fark ettirirken aynı zamanda düşüncelerimizi yönetmenin ne kadar önemli olduğunu da hatırlatıyor. Özellikle duyguların gelip geçici olduğu kısmı uzun süre aklımda kaldı. Çünkü çoğu zaman bir öfkeyi, korkuyu ya da üzüntüyü yaşamak yerine onu düşünerek büyütüyoruz. Oysa bazen sadece durup beklemek bile duygunun etkisini azaltabiliyormuş. Kitap boyunca kendimi birçok yerde sorguladım. Başkalarının beklentilerine göre şekillenmeye çalışırken aslında kendi isteklerimizi ne kadar geri plana attığımızı görmek biraz düşündürücüydü. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmenin, kusurlarımızla barışmanın sanıldığı kadar kolay olmadığını ama gerçek özgüvenin de tam olarak burada başladığını hissettirdi. Benim için bu kitap, zihnin karmaşık taraflarını anlamaya çalışırken aynı zamanda kendime biraz daha yakından bakmamı sağlayan bir okuma oldu. Bitirdiğimde hayatım bir anda değişmedi belki ama düşüncelerimin beni nasıl yönlendirdiğini daha çok fark etmeye başladım. Bazen değişim de tam olarak böyle küçük fark edişlerle başlıyor.
Güçlü Bilinçaltı Mükemmel ZihinBiliana Todorova · Altın Kitaplar · 202674 okunma
Çıkışı Bulduğumu Sandığım Anda Kayboldum
10/10
·216 syf.·
2026 84. kitabı
"Beni sadece fotoğraflardan tanıyorsun. Sadece nasıl göründüğümü ve objektife nasıl baktığımı biliyorsun. Ama neler düşündüğümü ve neler hissettiğimi bilmene olanak yok." Azil' i okumaya başladığımda beni nasıl bir kitabın beklediğini bilmiyordum. Hatta kitabı bitirdiğimde aklımdan geçen ilk şey şu oldu: Ben gerçekten ne okudum? Çünkü bu kitap bana sadece bir hikâye anlatmadı. Beni alıp bir labirentin içine bıraktı. Tam çıkış yolunu bulduğumu düşündüğüm anda başka bir koridor açıldı. Tam her şeyi anladığımı sandığım anda yeni bir soru ortaya çıktı. Kitap boyunca sürekli ilerledim ama aynı zamanda aynı yerde dönüyormuşum gibi hissettim. Bir matruşka gibiydi; her katmanı açtıkça içinden başka bir hikâye, başka bir duygu ve başka bir düşünce çıktı. Azil'in konusu ilk bakışta yalnızlık, kayıp, aşk ve zihinsel çöküş gibi görünüyor. Ancak kitap ilerledikçe bunun çok daha derin bir yolculuk olduğunu fark ediyoruz. Hakan Günday bizi sadece bir karakterin hayatına değil, onun zihnine götürüyor. Gerçek ile hayalin, geçmiş ile bugünün, yaşam ile ölümün birbirine karıştığı bir dünyanın içine giriyoruz. Bu yüzden kitapta bazen neyin gerçekten yaşandığını, neyin karakterin zihninde olduğunu ayırt etmek zorlaşıyor. Ama bence yazar tam olarak bunu istiyor. Çünkü okur da karakter gibi sorgulasın, kaybolsun ve çıkış yolunu arasın istiyor. Kitap boyunca beni en çok etkileyen duygu yalnızlıktı. Karakterlerin yalnızlığı öyle güçlü anlatılıyor ki bazı bölümlerde onların yanında oturuyormuş gibi hissettim. Özellikle "Zaman, gidecek yeri olmayanların evidir." cümlesinin altını çizdim. Çünkü bu cümle bana çok şey düşündürdü. İnsan bazen hayatta öyle bir noktaya gelir ki ne geri dönebilir ne de ileri gidebilir. Böyle zamanlarda elinde kalan tek şey zamandır.
AzilHakan Günday · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma
Haz Peşinde Değil, Bazen Yaralarımızın Peşindeyiz
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:18
Sigmund Freud okumak benim için her zaman iki duyguyu aynı anda uyandırıyor: zorlanma ve hayranlık. Cümleleri bazen birkaç kez okumak, kavramların etrafında dolaşmak, notlar almak ve uzun uzun düşünmek gerekiyor. Bu yüzden Freud'u okumak kolay değil; fakat tam da bu zorluk, okuma deneyimini değerli kılıyor. Çünkü Freud yalnızca insan davranışlarını açıklamaya çalışmıyor, insanın kendisi hakkında kurduğu rahat hikâyeleri de bozuyor. Haz İlkesinin Ötesinde 'yi bitirdiğimde elimde kalan şey yalnızca yeni kavramlar değildi. Daha çok, insanın neden aynı acılara döndüğü, neden bazı ilişkileri ve hayal kırıklıklarını tekrar tekrar yaşadığı ve neden bazen mutluluktan çok tanıdık olanın peşinden gittiği sorularıydı. Kitap boyunca beni en çok etkileyen iki tema vardı: tekrarlama zorlantısı ve haz ilkesinden gerçeklik ilkesine geçiş. Freud'un en sarsıcı iddialarından biri, insanın yalnızca haz arayan ve acıdan kaçan bir varlık olmadığıdır. Eğer öyle olsaydı, insanların neden kendilerine zarar veren ilişkilere döndüğünü, neden aynı hayal kırıklıklarını yaşadığını ve neden bazı acıları tekrar tekrar ürettiğini açıklamak mümkün olmazdı. Freud bu noktada "tekrarlama zorlantısı" kavramını ortaya koyar. Ona göre insan geçmişini yalnızca hatırlamaz; onu yeniden yaşar. Kitapta altını çizdiğim bölümlerden biri şöyleydi: "Her ilişkileri aynı şekilde sonuçlanan kişileri tanırız..." Bu cümle beni uzun süre düşündürdü. Çünkü Freud burada kaderden değil, bilinçdışından söz ediyor. Sürekli aynı insanlara âşık olan, aynı çatışmaları yaşayan, farklı kişilerle aynı sonlara ulaşan insanlar gerçekten yalnızca şanssız mıdır? Freud'a göre bazen kişi geçmişini anılarıyla değil, seçimleriyle tekrar eder. Çözülmemiş olan şey farklı yüzlerle geri döner. Bu düşünce bana kitabın en güçlü tarafı gibi geldi. Çünkü Freud'un
Psikoloji
Haz İlkesinin ÖtesindeSigmund Freud · Say Yayınları · 20251,238 okunma
Puan vermedi·360 syf.··
2026 77. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 11:16
Kitapta, erken kalmanın önemi, bunun nasıl sağlanabileceği, erken kalkıp planlı yaşamanın hayatımıza katacağı değerler ve devam ettirmeye dair tavsiyeler anlatılıyor. Ayrıca bu hususta formüller de (66 gün – 20/20/20: 20 dakika egzersiz, 20 dakika kişisel gelişim, 20 dakika planlama) veriliyor. Elbette ki modern hayatta bizi bağlayan tv, telefon, bilgisayar, sosyal medya ve alışkanlıklardan kurtulup erken yatıp erken kalmak kolay değil. İşin sırrı da burada gizli zaten. Zor olan ve başkalarının yapamadığını yapabilirsen başarıya ulaşırsın. Kitap biraz fazla idealist ya da hayali gelebilir. Yine de sabah erken kalmak için ilham verici ve okumaya değer bir eser. Kitaptaki öneriler uygulanabildiği takdirde insanın hayatında çok önemli değişiklikler meydana gelebilir. Bence konu biraz daha kısa anlatılabilirdi. - Gününüzün başlangıcına özen gösterin, gününüzün geri kalanı başının çaresine bakacaktır. - Sabahlarınızı kucaklayın. Hayatınızı güzelleştirin. - En iyi halini bulmak için en zayıf halini yok etmelisin. - Bahanelerden dâhi çıkmaz. - Zor duygulardan kurtulmanın en kolay yolu onlarla yüzleşecek bilgeliğe ve cesarete sahip olmaktır. İyileşmek için önce hissetmeniz gerekir. - Çaba harcamayanlar için hiçbir şey yolunda gitmez. - Yarın bir gerçek değil, bir vaattir. Her sabahın tadını çıkar ve yeryüzündeki her gününün kıymetini bil.
Sabah 5 KulübüRobin Sharma · Pegasus Yayınları · 2023404 okunma