Sana inanan tek bir kişi varsa kurtulursun, ben bunu bilir bunu söylerim. Bir kişi bile yeter insanın kara kara kuyulardan çıkmasına; gerçekten varsa yeter. Hatta sana bir sır vereyim mi, o kişi kendin bile olabilirsin.
İnsan öldükten sonra onu hatırlayanların belleğinde yaşamaya devam eder. En son hatırlayan da ölünce gerçekten ölmüş olur. Hatırlamak, öldürmemek bir yerde.
"Anadolu'nun ortası, asıl anavatanın göbeği; tuzlu göllerden, kireçli topraklardan ibaret bir çorak ülkedir. Burada Türk milleti, çölde Beni İsrail'i andırır. Şimdi ise bir cehennem çemberi onu her tarafından kuşatmıştır. Bütün bereketli ve zengin toprakları çepeçevre elinden alınmıştır. İstiklal Mücadelesi'nin 'ya ölürüz ya kurtuluruz' parolası işte bundan ileri geliyor.
Gerçekten bunun ikisi ortası olmaz. Türk milleti ya bu çemberi yarıp geçecektir yahut da burada ölmeye razı olacaktır."
İnsan gerçeğin izlerini örtebilen, kuşkularını gömebilen bir varlıktı. İnsan öyle acayip yeteneklerle donanmıştı ki gözünün önündeki gerçekten kaçmayı başarabiliyordu.
Kimi insan vardır gider, 5 liralık çift lavaş dürüm yiyerek dopamin salgılar. Sonuçta beyninizde etki gösteren dopamin aynı dopamin. Değişen bir şey yok. O zaman zaten içinizde olan bir şeyi neden dışarıda aramakla vakit kaybedelim ki? Burada en önemli unsur; insanın kendisini gerçekten iyi analiz etmesi ve nelerden mutlu olacağının sağlam bir değerlendirmesini yapmasıdır. Mutluluk sizinle ilgili bir kavramdır, sahip olduklarınızla değil