İronik bir sabah cümlesi
Sen kendi iradesiyle varoluş sancısı çeken bir geyik tanıyor musun?
Edebiyat
Doğada nerede bir gösterişsel israf görürseniz, bilin ki orada cinsel tercih olgusu işbaşındadır. Kambur balinalar enerjilerini eşleşme mevsimi boyunca her gün, gün boyunca durmadan tekrarladıkları her biri yarım saatlik ve yüz desibellik şarkılarla israf eder. Erkek dokumacı kuşlar tüm zamanlarını süslü yuvalar yaparak harcar. Geyik böcekleri enerjilerini dev gibi altçenelerine harcarlar. Erkek fil foklarıysa her bir eşleşme mevsiminde yağlarının 450 gramlık kısmını diğer erkeklerle kavga ederken kaybederler. Erkek aslanlar dişileri hamile bırakabilmek için her gün otuz kez seks yaparak müthiş miktarda enerji harcar. İnsan türünün erkekleri zaman ve enerjilerinin önemli bölümünü yüksek lisans diplomaları alarak, kitaplar yazarak, spor faaliyetlerinde bulunarak, diğer erkeklerle kavga ederek, resim yaparak, caz müziğiyle uğraşarak ve dinsel tarikatlar kurarak harcar. Bunlar bilinçli cinsel stratejiler olmayabilir, ama "başarı" ve "statü" tutkusunun altında yatan etkenler –hatta maddi kaynaklar tercihi söz konusu olduğunda bile– muhtemelen cinsel seçilim tarafından biçimlendiriliyordur.
Sayfa 158·Kitabı okudu
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çünkü, diye düşündü, bu özel bir saat. Kadınlar asla bu saatte uyanmazlar, değil mi? Bebeklerin ve çocukların uykusunu uyur onlar. Ama ya orta yaşlı erkekler? Onlar bu saati iyi bilirler. Ah tanrım, gece yarıları kötü değildir, uyanırsın ve yeniden uyursun, bir veya iki kötü değildir, dönüp durursun, ama yine uyursun. Sabahın beşi veya altısı, umut vardır, çünkü şafak ufkun hemen altındadır. Ama üç, şimdi, Tanrım, sabahın üçü! Doktorlar o saatte vücudun cezir halinde olduğunu söylüyorlar. Ruh dışarıdadır. Kan yavaş akar. Ölmenin dışında, ölü hale en yakın olduğun zamandır. Uyku bir parça ölümdür, ama sabahın üçü, gözler sonuna kadar açık bakınmak, yaşarken ölmektir! Gözlerin açıkken rüya görürsün. Tanrım, ayağa kalkmaya kuvvetin olsa, yarım rüyalarını geyik tüfeğiyle katlederdin! Ama hayır, yanıp kurumuş derin bir kuyunun dibine iğnelenmiş halde yatarsın. Ay, o aptal suratıyla, sana bakmak için yuvarlanarak oradan geçer. Güneşin doğmasına çok uzun bir yol vardır, şafak da epey uzaktır, o yüzden hayatının bütün aptalca şeylerini toplarsın, o denli iyi tanıdığın ve şimdi o denli ölü olan kişilerle yapılmış olan aptal hoş şeyleri. Ve doğru değil miydi, bir yerlerde okumamış mıydı, hastanelerde sabahın üçünde diğer zamanlardakinden daha fazla insanın öldüğünü...?
Sayfa 61·Kitabı okuyor
"Keder, insanın bağrına saplanmış bir ok gibidir, geyik oktan kaçmak için ne kadar kuvvetli koşarsa, ok o kadar derine saplanır." -Kierkegaard
Uzaklaşan şeylerin gözden yitişini görmemek için, gözlerimizi başka yöne çevirsek bile yine de ne bok yemeye bir taraflarımızla geyik gibi bakardık?
Öteki:
Gittiler. Böyledir bu iki bacaklılar. Bu yeryüzü insanlan pek gariptirler. Kendilerini önce suya atarlar, çılgın gibi ölümdedir gözleri. Derken bir başka iki bacaklı, karan­lıktan tesadüfen çıkar gelir; eteklikli, göğüslü, uzun saçlı biri. O zaman yaşamak birdenbire yine çok güzeldir, tat­lıdır. O zaman hiçbir erkek ölmek istemez. O zaman ar­tık hiç ölü olmak istemezler. Birkaç tel saç yüzünden; beyaz bir ten, birazcık kadın kokusu uğruna. O zaman ölüm döşeklerinden kalkarlar, şubatta onbinlerce geyik gibi zindedirler. O zaman bu lanetli, boş, sefil yer yuvar­lağında yaşamaya dayanamadıklarını iddia eden, sular içinde o yan ölüler bile dirilir. Sulardaki ölüler yine kı­mıldamaya, yürümeye başlarlar ... Hepsi o bir çift göz, o bir parça yumuşak ve sıcak sevgi, o ufacık eller, o narin boyun uğruna. Hatta sudaki ölüler bile. Ah bu iki bacak­lılar, ah şu dünyanın bu pek garip insanları ...