Dayanılacak gibi değildi, öleceğimi sandım ama ölmedim, bir şekilde buna dayandım, zira bastırılmış, korkunç, dayanılamaz olanın tam da onunla baş etmeye hazır olduğumuzda su yüzüne çıkmasını sağlayan bir biçimde kurgulanmışız.
Yalnız kaldığında,”Evet,” dedi kendi kendine, “Onu sevdiğini itiraf et. İnsanın tüm gücüyle sevebilmesinin ne demek olduğunu tekrar hissediyorsun.Mariane’yi de böyle sevdim ve kendimi korkunç bir şekilde kandırdım; Philine’yi sevdim ve onu aşağıladım. Aurelie’ye özen gösterdim, ama onu sevemedim. Therese’ye saygı duydum ve babaca sevgi ona duyduğum bir eğilim haline geldi; şimdi insanı mutlu etmesi gereken tüm duyguların kalbinde bir araya topladığı bu anda kaçma gerekiyor! Ah! Bu duygular, bu kavrayışlar neden sahip olmanın kaçınılmaz arzusuyla birleşmek zorunda? Her çeşit mutluluğun bu duyguları, bu kanatları sahip olma duygusu olmadan neden tamamen mahvolur? Kendine hep şöyle demeyecek misin:’Natalie burada yok!’ ama ne yazık ki Natalie hep olacak. Gözlerini kapadığında, kendini sana gösterecek; açtığında, tıpkı göz kamaştıran bir resmin gözde bıraktığı görüntü gibi, her nesnenin üzerinde süzülecek. Daha önce Amazon‘un da çabucak geçip giden silueti hayalinde her zaman canlı kalmadı mı? Onu sadece görmüştün, tanımıyordun. Artık onu tanıyorsun, ona yakın oldun, sana bunca ilgi gösterdi, artık özellikleri, ruhunda bir zamanlar zihnine kazınmış hayalinden daha fazla yer etti. Sürekli aramak korkutucu, ama bulmak ve tekrar terk etmek zorunda kalmak daha da korkutucu. Dünyada artık neyi arayacağım? Başka neye bakacağım? Onunla eşdeğer bir hazineyi hangi yer, hangi şehir saklar? Hep daha azini bulmak için mi yollara düşeceğim? Hayat sadece en sona ulaşıldığında aynı hızla geri dönmemiz gereken bir yarış pisti mi? İyi ve mükemmel olan, tam ulaştığımızı sandığımız anda hızlı atlarla çabucak uzaklaşmak zorunda kaldığımız sağlam, yerinden oynamaz bir hedef mi? Oysa dünyevi şeylere heves eden başka herkes onu her yerde, bir fuarda ya da panayırda elde edebiliyor.
Her kitap akılda kalmak, yeryüzünde bir iz bırakmak arzusuyla yazılır. Bu hariç.
Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi...
Gerçek özgürlük, çilekli kek ve çikolatalı kek arasında seçim yapmak gibi güvenli bir mesafeden yapılan bir seçim özgürlüğü değildir; gerçek özgürlük zorunlulukla örtüşür, kişi seçimi kendi varlığını tehlikeye attığında gerçekten özgür bir seçim yapar - kişi bunu yapar çünkü basitçe "başka türlü yapamaz". Birinin ülkesi yabancı işgali altındayken ve bir direniş lideri tarafından işgalcilere karşı savaşa katılmaya çağrıldığında, verilen sebep "seçmekte özgürsünüz" değil, "onurunuzu korumak istiyorsanız yapabileceğiniz tek şeyin bu olduğunu göremiyor musunuz?"dur.
Belki daha önce de söylediğim üzere, geri dönmeliyiz ve eğitimin özellikle iki niteliğe, yalınlığa ve tutarlılığa ihtiyacı olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. Yalınlık, son onyıllarda pedagogların yarattığı eğitimsel kuramların Külkedisi'dir; masaldaki üvey kız kardeşlerin yaptığı gibi tavan arasına kapatılmıştır ve çıkmasına izin verilmemektedir. Yalınlık, insan doğasının yüzüne bakmak, bu doğanın uyum içinde gelişebilmek için neye gereksinmesi olduğunu anlamaktır. Yalınlık hayatın her şeyden önce politically incorrect¹ olduğunun anlaşılmasını sağlamaktır; insan olmanın huzurun renkli bayrağının her zaman dalgalanamadığı günümüzde çatışma ve çelişkilerle ilişki kurabilmek anlamına gelir. İçinde çalıştığımız alan hangisi olursa olsun en basit yol en zor olanıdır, çünkü bizi savunmasız bırakır, gerekli olmayan, sorunun merkezinden uzaklaştıran her şeyi makasla biçer. İyi niyetin, politically correct'in cilası yüzünden önemli konuları yani içimizdeki şerri ortaya çıkarmayı, onun bizim olasılıklarımızdan biri olduğunu ve gelişmek için onunla nasıl bir ilişki kuracağımız konusundaki kararı gözden kaçırırız. Söz konusu olan bireysel seçimdir ve bu da vicdan ile sıkı bir ilinti içindedir. Ve vicdan insanı kendine özgürlük yeteneği sağlayan gizemli özüne götürür. Bizi etolojik kodlama bakımından pek çok ortak noktamız bulunan insanımsı maymunlardan ayıran da budur. Her ikimizin genlerine yerleşik bir topluluk kurmamıza ve yardımlaşmamıza izin verecek davranışlara ilişkin mühürler vurulmuştur; farkımız ise onlar grubu birlikte tutabilecek olan en mahir yetişkinin yönetiminde yaşarlarken, bizde ne yazık ki yaş ve yönetim bilgeliğinin her zaman eşit adımlarla ilerlememesidir.
Sayfa 70 - politically incorrect¹ Farklı dil, din, kültür ve cinsiyetten kişileri incitmemek amacıyla özenle kulla nılan ifade ve düşünceleri tanımlamak için kullanılır·Kitabı okuyor
“Bunu bana nasıl yaptığına dair hiçbir fikrim yoktu: Bir an sinirlerimi tepeme çıkarıyor, sonraki an beni kahkahalara boğuyordu. Onun gibi biriyle daha önce hiç tanışmamıştım ve bu yüzden kişiliği bağımlılık yapıyordu.”