oysa yağmurun altında, çamurun içinde, yılmadan ilerliyorum, buz gibi soğuk havanın bilincindeyim, tuhaf bir güçle güneşin parlamasını sağlayarak ısınabiliyorum, omuzlarıma yüklenen kara bulutların hissini kesmeden, kendime yumuşak ve taze bir gökyüzü yaratıyorum. bilgisizlik ve unutkanlık değil; ikili bir hayat sürüyorum.
“Bu yüzden senden korkuyorum, küçük adam, baş edemediğim bir korku bu. Dünyanın, insanların bundan sonraki yazgısı sana bağlı. Senden korkuyorum, çünkü sen, kendinden kaçtığın gibi hiçbir şeyden kaçmıyorsun. Sen hastasın, çok hasta, küçük adam. Bu senin suçun değil; ama hastalığından kurtulmak, kendi sorumluluğunda.”
Bütün minarelerde sustu ezan sesleri
Artık yaşamak zordu
Zehir zıkkım bir rüzgâr esiyordu Irak'tan
Ölüm sokaklarda kol geziyordu.
Bir gece Kerkük'te vurdular beni.
Geçti sokaklardan bir kızıl ordu.
İslâm'ı ve Türk'ü vuruyordu kurşunlar
Peygamber kabrinde ağlıyordu.
Bütün hadîs-i şerifler, âyet-i kerimeler
Yüreğimdeki kordu.
Ama çıplak ayaklı ve çıplak kafalı adamlar
Beni sokak sokak sürüklüyordu
Benim kafam kanıyordu kaldırım taşlarında
Evim barkım yanıyordu.
Ve benim cesedim kanlı bir bayrak gibi
Demir direklerde sallanıyordu.
Artık yaşamak zordu
Ölüm sokaklarda kol geziyordu.
Evim barkım yanıyordu.
Peygamber kabrinde ağlıyordu.
"Yüzünün kalanı -dolgun dudakları, yanağının kenarındaki sarı tüyler, pembe şekerleme şeffaflığındaki burun kanatları- onu dalgalar gibi havalandıran o iki mavi gözün gölgesinde kalmıştı. "Dönen dünyanın tek hareketsiz noktasıydı o," dedi..."
Çocuk bana, mühürlü kalbinizin birgün açılmasını dilerim, dedi. Kalbim bütün dikişlerinden yırtıldı; yine mühürü istediğim gibi açılmıyor. Beş dakika uyusam, merhametsiz uyanıyorum. Yediğim yemeğin ilk lokmasında merhametli, son lokmasında zalimim!.. Ne yapayım ki, bütün kin ve garez duygumu, kendime, bütün af ve merhamet hissimi dünyaya çevirebileyim?.. Ne?