Hayalini kurmuş olduğum, insanlığın büyük zaferi aklımda farklı bir şekil aldı. Ahlak eğitiminde ve genel işbirliğinde benim düşündüğüm gibi bir zafer kazanılmamıştı. Bunun yerine, mükemmelleştirilmiş bir bilimle donanmış gerçek bir aristokrasi ve mantıklı sonuçlar için çalışan bu günün sanayi düzenini gördüm. Zaferi, yalnızca doğanın üzerinde bir zafer olmamış, hem doğayı hem de insan yoldaşlarını yenilgiye uğratmıştı.
İnsanı sindiren bu küçümseme ve saldırgan özgüven karşısında adamla tartışmak bir
işe yaramayacağı gibi daha fazla hakarete davetiye çıkarmak olacaktı.
(1. Kisim)
Bu deneye başlamadan önce, hayatın içinde sorgulamadan
sürüklendiğim zamanlarda hayatımı *olaylarla* ölçerdim. Genelde
"iyi vakit geçirmek" olarak görülen şeye kavuştuğumda
mutlu olduğumu *zannederdim*. Ama her günkü mutluluğun hesabını
tutmaya başladığımda, kendine özel bir niteliği olan bazı anların
farkına vardım, bu nitelik ****etrafımda olup bitenden tümüyle
bağımsızdı**** zira bazen en önemsiz durumlarda ortaya çıkıyordu.
Bu anların özel olmasının sebebi, "güzel vakit geçirmek"ten anladığım şeyin çok ötesinde bir mutluluk hissi vermesi ve gündelik
kayıtlarımdaki diğer bütün kaygıları gölgede bırakmasıydı.
Bu anların
tesadüfen
bir kenara çekilip
kendi deneyimime
***geniş bir odakla baktığım,
hiçbir şey istemediğim ve
her şeye hazır olduğum***
zamanlarda ortaya çıktığı sonucuna vardım zamanla.
Çalışmalarımın geri kalanı bu bakma becerisinin neye bağlı olduğunu
ortaya çıkarma teşebbüsüne dönüştü.
Sadece farklı şeylerden keyif aldığımı değil farklı şeyler istediğimi
de fark ettim. Körlemesine yaşadığım zamanlarda farklı isteklerle
oraya buraya savruluyordum, ama onlara bakmayı bıraktığımda
şamataları dindi ve kendi içimde çok daha derinlerden çıkıp
geliyormuş gibi görünen başka isteklerin farkına vardım.
Hayatta olduğuma emin olduğum kadar
emindim ki mutluluğun *gerekçeye ihtiyacı yoktu**, aynı zamanda
yaptığım şeyin benim için doğru olduğuna dair nihai sınavdı. Ancak