Güzel de çirkin de fâni dünyada
Doğarmış, büyürmüş, viran olurmuş
Sevda denen yangın meğer sonunda
Gözyaşıyla dolu hicran olurmuş
Dostlar ayrılırmış yüze bakar da
İzleri kalırmış hatıralarda
Ümitler yeşerir her ilkbaharda
Sonbahar gelince duman olurmuş
Gülleri açınca gönül bağının
Zehri bal kesilir Leylâ dağının
Mevsimi geçince cilve çağının
Hayaller, yeminler yalan olurmuş
Issız köşelerde yalnız başına
Zavallı girermiş en son yaşına
Konulunca o musalla taşına
Kendi evi bile yaban olurmuş
Bir ömür gariban, mahzun, derbeder
Mü'minse, mezarda bitermiş keder
Mutlulukla gelip acıyla gider
Kalanların hepsi talan olurmuş
Genellikle bu dünyada yapayalnız olma duygum gururlu bir üstünlük hissinin eşliğinde ortaya çıkar: İnsanların değersiz olduğunu düşünürüm; kirli, çirkin, beceriksiz, cimri, kaba, sığ yaratıklardır.
Yalnızlığım beni korkutmaz, hatta görkemlidir.
Ama o anda tıpkı diğer insanlar gibi kendimi kötü özelliklerim, alçak davranışlarım nedeniyle yalnız hissediyordum. Dünya değersiz ve kötüydü ama ben de onun bir parçasıydım; böyle durumlarda kendimi yeryüzünden silmek isterim, intihar fikri hoşuma gider, sarhoş olurum, fahişeleri ararım. Kendi alçaklığımı ve beni çevreleyen diğer kirli canavarlardan bir farkım olmadığını düşünmekten açıkça tatmin duyarım.
Sanat sorunlarının kendi doğrultularında insan sorunlarına dönüşebilmesi, daha doğrusu bazı insan sorunlarını yüklenebilmesi ancak köklü girişimlerin sonucu olarak doğuyor. Ne yönde olursa olsun, köklü bir sanat girişimi eninde sonunda bir insan girişimidir.
50. Sana bir güzellik kısmet olursa, fenalarına gider / keyiflerini kaçırır ve eğer bir belâ gelirse, "Biz tedbirimizi önceden almıştık." derler ve sevine sevine döner giderler.
51. De ki: "Hiçbir zaman bize, Allah'ın bizim için yazdığından başka bir şey dokunmaz. O, bizim efendimizdir ve mü'minler bundan dolayı yalnız Allah'a tevekkül etsinler."
Kendisine yalnızlığı neden eş seçtiği sorulacak olsa, gözlerini gökyüzüne doğru kaldırır ve Esirgeyici'ye olan siteminin gözyaşlarını güçlükle tutar; ama yanıtlamaz gözkapaklarının karına sabah gülünün kızıllığını yayan bu düşüncesiz soruyu. Konuşma uzarsa kaygılanır, yaklaşan bir görünmez düşmanın varlığından kaçmaya çalışıyormuş gibi gözleriyle ufkun dört bir yanını tarar, eliyle çabucak vedalaşıp uyanan utancının kanatları üzerinde uzaklaşır ve ormanda yitip gider.