Philipp Mainländer
Şimdiye kadar genel olarak insanın eylemlerinden bahsettik ve şunları bulduk: İnsanın istenci özgür değildir; Eylemlerinin tamamı zorunluluktan kaynaklanır; Mutluluk güdüsü temelinde ve zihni vasıtasıyla, kendisi için genel bir refah (esenlik) fikri oluşturabilir; Bu refah fikri, belirli koşullar altında, onu karakterine aykırı hareket etmeye sevk edebilir. Bu sonuçlar, tabiri caizse, etiğin giriş holünde durmaktadır. Şimdi ise tapınağın bizzat içine giriyoruz; yani belirli toplumsal koşullar ve formlar içinde hareket eden insanın eylemlerini ele almak ve onun mutluluğunu incelemek zorundayız. Karşılaştığımız ilk koşul doğa durumudur. Etikte bu durumu basitçe, Devletin yadsınması (negasyonu) veya insanın Devletten önce gelen yaşam formu olarak tanımlamak durumundayız. Şimdi insanı Devletten bağımsız, onun zorlayıcı gücünden azade, yani tıpkı diğer her bireysel istenç gibi yalnızca doğanın bir parçası olarak ele alırsak; o, doğanınkinden başka hiçbir zorlayıcı güce tabi değildir. O; kimyasal kuvvet, bitki veya hayvan olsun, diğer her bireysel şey gibi hayatı çok özel bir şekilde isteyen ve varlıkta kalmak için amansızca çabalayan, kendi içine kapalı bir bireyselliktir. Ancak bu çabasında, aynı çabaya sahip olan diğer tüm bireyler tarafından kısıtlanır. Böylece, içinden en güçlü veya en kurnaz bireyin zaferle çıktığı var olma mücadelesi doğar. Her insan, varlıkta kalabilmek için bu mücadeleye girişir. Onun tüm çabası bundan ibarettir ve ne yücelerden, ne derinliklerden, ne de kendi içinden gelen hiçbir ses, işe koşabileceği araçlar konusunda onu kısıtlamaz. Devlette cinayet, yağma, hırsızlık, yalancılık, aldatma, tecavüz vb. olarak adlandırdığımız tüm eylemler onun egoizmine mubahtır; çünkü doğa durumunda karşısında bizzat kendisi gibi varlıkta kalmak isteyen
Felsefe
O nasıl güzel bir giriş cümlesi öyle be...
"Şayet ekmek yanmamış olsaydı, bu bambaşka bir öykü olurdu."
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
giriş
Şakirtleri isa'ya dediler; Sonumuz nasıl olacak söyle bize? İsa dedi: Sonu aradığınıza göre başlangıcın perdesini mi açtınız? Çünkü başlangıç nerede ise son orada olacak. Mesut o kimsedir ki başlangıçta duracak ve sonu bilecek ve ölümü tatmayacak.
Özetle, önce yaratıcı sanat gelir, sonra kuram.
Müzik malzemesi olan dizilerin, müzik ürününden önce geldiği sanısı, çok yaygın ve yanlış bir sanıdır. Doğrusunu Sir Hubert Perry'den aktaralım:" Diziler müzik yaratma sürecinde yavaş yavaş ortaya çıkmışlardır; dizilerdeki bu gelişim ile değişim, kuşakları boyu, müzik en üst olgunluk düzeyine varsa da sürecektir".
Sayfa 45·Kitabı okuyor
Öte yandan eğer dikkat edilirse, zamanımızdaki insanın bütün çabaları zamandan kazanmak' gibi bir amaç üzerinde toplanıyor. Bütün teknik araçlar bu yoldadır. Fakat buna karşın zamanımızdaki insanın başka çağlarda yaşayan insanlardan daha az zamanı var; çünkü bugün insan takıldığı çarkla birlikte dönüp duruyor ve hiçbir dinginliğe kavuşmadan cılız varlığını, nedenini sormaya zaman bulamadığı böyle bir çalkantı içinde sürdürmeye çabalıyor.
Zamanımız bir hız, bir sürat çağıdır. Bu sürat çağında sanki insan hiç durmadan dönen bir çarka takılmış, dinginliğini kaybetmiş ve hiçbir dikkat odaklamasına, hiçbir kontemplasyona/ derin düşünceye zaman bulamadan, hiçbir şey üzerinde durmadan ve duramadan yaşıyor. Bugün Batıda ve Amerika'da hayat, bir tempo tutturmak hayatı olmuştur. Böyle bir durumda insanın kendine gelmesine, "kendinde olmasına" olanak kalmaz; bu nedenle de kendisini yoracak, düşündürecek şeylerden çok, unutturacak, avutacak, oyalayacak şeylerde soluğunu alır.