Knight
(9 yaşında) Luna aşağı inmem için el salladı. Omzuna bir çam kozalağı fırlattım. "Rexroth." Ne? dedi kaşlarını kaldırarak. Bu kız sadece kaşlarıyla bana binlerce şey anlatabilirdi. Bazen sırf inat olsun diye o kaşları tıraş etmek istiyordum. "İntikamımı her zaman alırım. Bunu unutma, tamam mı?" Tamam, huysuzca gözlerini devirdi. "Şimdi yukarı gel." Bisikletimi işaret ederek ayağını yere vurdu. "Aptal bisikleti orada bırak." Ağaç evin içine kıvrıldık. Ona teşekkür etmek yerine -ki etmem gerektiğini biliyordum- daha önce yazdırdığım sayfaları çıkarıp aramızdaki tahta zemine yerleştirdim. Terli alınlarımız birbirine yapışmış hâlde kâğıtlara baktık. Ona işaret dilinde küfretmeyi öğretiyordum. Bu, babası ve terapistinin asla yapmayacağı bir şeydi. "Burada sik diyor, yani her iki elinin işaret ve başparmaklarını c şekline getirip sağ elin başparmağını sol elin işaret parmağı ile birleştirerek s harfi yapacaksın." Sayfalardan birinde bulunan görseli taklit edip arkasını çevirdim. "Ah, bak. Siktir git demek için yalnızca kaşlarını çatıp orta parmağını göstereceksin. Bu kadarı yeterli."
Uzunca bir hidayet öyküsü…
Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar. Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı. Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi. Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Abdullah b. Amr b. Âs’tan (ra) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sav), Allah Teâlâ’nın İbrahim (as) hakkındaki, “Rabbim, çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdı. Artık kim bana uyarsa o bendendir.” meâlindeki{Dipnot} âyeti ile İsa (as) hakkındaki, “Eğer onlara azap edersen şüphe yok ki, onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” meâlindeki{Dipnot} âyeti okudu. Sonra ellerini kaldırarak: “Allah’ım, ümmetim, ümmetim!” dedi ve ağladı. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Ey Cebrail, Muhammed’e git, –Rabbin her şeyi daha iyi bildiği hâlde– ona neden ağladığını sor.” buyurdu. Cebrail, Resûlullah’ın (sav) söylediklerini –Allah çok daha iyi bilmesine karşın– O’na haber verdi. Allah Teâlâ: “Ey Cebrail, Muhammed’e git ve ümmetin konusunda seni memnun edeceğiz ve seni üzmeyeceğiz. dediğimi ona söyle” buyurdu. (M499 Müslim, Îmân, 346)
Din
Epica - Sensorium
zihnimizin nice kör olduğuna bak sen! gelecek dediğim şey şu anda olup bitmektedir, geleceğin büyük bir parçası geçip gitmiştir artık çünkü yaşadığımız zaman, yaşamdan önce olduğumuz yere ulaşmıştır o halde, her geçen gün bizi yavaş yavaş ölüme götürdüğüne göre, o son günden korkmakla hata ediyoruz bizi göçüren o son adım, bizi bitkinleştiren adım değildir ki; bize göçtüğümüzü açıklar sadece son gün ölüme varır, her gün de git gide yaklaşmaktaydı zaten! o son gün bizi koparır, parça parça etmez bu yüzden daha yüksek bir yaradılışı olduğunun bilincinde olan ruh, konduğu bu durakta şerefli, cesaretli davranışlarda bulunmak için çabalar; zaten yöresinde bulunan hiçbir şeyi kendinin saymaz ve acelesi olan bir garip gibi, emanet eşyalar olarak kullanır onları.
Sayfa 471 - jaguar kitap
Alıntı
Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
SübhânAllah!
Rivayet edilir ki, yeryüzü krallarından birinin, hizmetinde kusur edenleri önüne atmak için beslediği yırtıcı köpekleri varmış... Kralın, uzun yıllar boyunca kendisine hizmet eden bir veziri vardı. Bir gün bu vezir, hizmetinde bir defalık kusur işledi. Kral, öfkesine kapılarak onun köpeklere atılarak parçalanmasını emretti. ​Vezir, cezadan önce bir hafta mühlet istedi. Kral kabul etti. Bunun üzerine vezir, köpeklerin bekçisine gidip dedi ki: “Evine git; bu hafta köpeklerle ben ilgileneceğim.” Vezir, bir hafta boyunca köpeklere yemek verdi, onları güzelce besledi ve gönüllerini kazandı. ​Bir hafta sonra kral, veziri köpeklere attı. Fakat köpekler ona hiçbir zarar vermedi. Kral şaşkınlıkla sordu: “Yoksa köpekleri büyüledin mi?” Vezir cevap verdi: “Hayır, onları büyülemedim. Sadece bir hafta boyunca onlara hizmet ettim, onlar da bu iyiliğimi unutmadı. Ama ben sana yıllarca hizmet ettim, sen bunu bir defalık hatamla unuttun.” ​İşte bu, yeryüzü krallarının ahlâkıdır. Oysa göklerin Meliki bambaşkadır: Bir ömür boyu kendisine isyan edilse bile, bir anda affeder; ömür boyu O’na karşı gelinse bile, bir saniyede hoşnut olur. O hâlde O'ndan yüz çevirme, çünkü O senden yüz çevirmez.
Sayfa 155 - Nida yayınları
1000Kitap