Ziya Gökalp
"Eski Türkler hem demokrat, hem de feminist idiler. Zaten demokrat olan toplumlar genellikle feminist olurlar... Hakan tek başına bir elçiyi huzuruna kabul edemezdi. Elçiler ancak sağda ha­kan ve solda hatun oturdukları bir sırada ikisinin birden huzuruna çıkardı. Şölenlerde, kekaşlarda, kurultaylarda, tapınmalarda ve din­sel törenlerde, savaş ve barış toplantılarında hatun da kesinlikle hakan ile birlikte bulunurdu. Kadınlar örtünmeye ilişkin hiçbir kı­sıtlama ile bağlı değillerdi," diyen; Türkler bugün bir kavim, lakin yarın bir millet, Ona uymayanlara benden yüce bir lanet, Türk hiç geriye gitmez, Türk irticayı bilmez, Lakin büyük kalbinden altun devri silinmez. Arapça ya meyletme, iran'a da hiç gitme; Tecvid'i halktan öğren, Fasih/erden işitme. Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur, Köylü anlar manasım namazdaki duanın, Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur'an okunur, Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdanın, Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın.
Vee o meşhur dizeler
Demedim mi sana: Gitme oraya; senin eşin dostun, seni bilen benim; bu yokluk serâbında hayat kaynağı benim. Kızgınlıkta benden ayrılsan da yüz bin yıllık yol alsan, sonunda gene bana gelirsin; en sana geleceğin yerin benim senin.
Sayfa 54 - Sultan Rükneddin'i Moğollar Aksaray'a davet etmişlerdi Mevlana gitmemesini uygun gördü,sultan gidince Moğollar onu yay kirişiyle boğdular bu şiir bu münasebetle söylenmiştir·Kitabı okuyor
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Şeriattan Şaşana Aslâ-Kat'â Uyulmaz
Şeyh Muhyiddin, Fütuhat'ın 181. Bab'ının başında şu şiiri zikreder: "Şeyhe hürmet aslında Rabbimize hürmettir Allah'a edep için şeyhe hürmet gerektir. Onlar yol gösterirler, Allah'a götürürler, Kurbet vesilesiyle dâim desteklenirler. Peygamber vârisidir meşâyıhın tamamı, Hakk'tan gayri konuşmaz āriflerin lisanı. Mihraplarda duruşu Peygamber duruşudur Allah'tan istekleri hakikat muştusudur. Şeriata muhalif görürsen bir hareket Terkediver onları, Allah'a havale et. Taklid etme o halde, sakın peşinden gitme Çünkü akıllarını kaybetmişler Rabbinde Şeriattan şaşana aslâ-kat'â uyulmaz Allah'tan haber verse itibara alınmaz." İlk beyitteki şeyhe hürmetin Allah'a hürmet olması, Allah'ın şeyhlere hürmeti emretmesi sebebiyledir. Yoksa murad; şeyhlere olan hürmet Allah'a olan kadar olacak demek değildir. Farkı anla.
Sayfa 197 - Yasin Yayınevi, 2. Baskı, 2013·Kitabı okudu
Tasavvuf
fal okları
Cahiliye Dönemi’nde kullanılan fal okları, uçlarında demir parçası ve kanat bulunmayan ince oklardı. Cahiliye Arapları, üzerlerine “evet”, “hayır” veya benzeri seçenekler yazarak bunları bir işe başlamadan önce karar vermek amacıyla kullanırlardı. Çeşitli milletlerde görülen bu tür fal uygulamalarının kökeni oldukça eski dönemlere uzanmaktadır. Nitekim Kitâb-ı Mukaddes’te yer alan bilgilere göre, Kudüs’ün fethi öncesinde Buhtunnasr da benzer bir uygulamaya başvurmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de iki yerde zikredilen fal okları, şeytanın işleri arasında sayılan kısmet çekme uygulamasının bir aracı olarak değerlendirilmiş ve bunlara başvurulması yasaklanmıştır (el-Mâide, 5/3, 90). Hz. Peygamber (sav) de Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail’i ellerinde fal oklarıyla tasvir eden bir resmi görünce onun imha edilmesini emretmiş ve bu iki peygamberin asla fal okları kullanmadıklarını ifade etmiştir (Buhârî, Enbiyâ, 8). Cahiliye Arapları; yolculuğa çıkma, savaşa gitme, evlenme, ticaret yapma, su kuyusu açma ve nesep tespiti gibi kendilerince önemli gördükleri işlere başlamadan önce, tahtadan yapılmış ve kanat takılmamış ince okların üzerine “yap” ve “yapma” gibi ifadeler yazarak bunları bir torbaya koyarlardı. Daha sonra içlerinden birini çekerek çıkan sonuca göre girişecekleri işin kendileri için uğurlu veya uğursuz olduğuna inanır ve buna göre hareket ederlerdi. Bazı rivayetlerde ise fal oklarının, beyaz çakıl taşlarından yapılmış tavla zarlarına veya satranç taşlarına benzer nesneler şeklinde olduğu da ifade edilmektedir.
Sayfa 65
Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme. Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme. Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı? Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme. Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru. Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.
Alıntı
Seyahat, faydalıdır! Seyahat, zararlıdır (!) Seyahat kelimesi sözlükte "suyun yeryüzünde sürekli akması" manasına giren "seyh" kökünden türemiştir. Yürüme, gitme yeryüzünde dolaşma, bir yerden diğer yere intikal etme gibi manalara gelmektedir Çok seyahat edene bir gün seyyah denilmektedir. Seyyahların seyahatlerinde gelip gördüğü yerleri anlatan eserlerine, seyahatname denilmektedir.
Sayfa 35
Hayata Dair