#fundaokuyupyorımluyor
Gökyüzü ile yeryüzünün ortak kokusu...
"Benim olamazsın ama yine de kal.
Yanımda kalma ama içimde kal.
Hayatımda kalma ama bende kal
Gitme demiyorum ama kal."
Vücudumuzdaki organların çoğu çift yaratılmışken kalbin tek yaratılması tesadüf müdür?
Belki de kalbin tek oluşu, muhatabın bir tane olduğuna işarettir. Belki de kalbin arayışı bundandır. Kendisine karşılık gelebilecek titreşimini tamamlayabilecek bir frekans arar durur.
Burası “Yokluk Ülkesi” buradaki karakterlerin ismi yok. Adam ve kadın diye bahsediliyor. Bu bir hikaye, arınma, anlam bulma hikayesi.
Yokluk ülkesi diye tarif edilen yer ise aslında hepimizin hayatında bir kez olsun uğradığı o görünmez duygu hali. Birinin eksikliği, yarım kalmış bir konuşma, söylenememiş cümleler, geç kalınmış ihtimaller…
Kitap, yokluğu sadece fiziksel bir eksiklik olarak anlatmıyor. Bazen bir sandalyenin boş kalışı, bazen susan bir ses, bazen de yan yana dururken bile birbirine ulaşamayan insanlar üzerinden insanın içindeki kırılganlığı çok güçlü hissettiriyor. Özellikle “Hatırlamak iyileştirmez, unutmak kurtarmaz.” cümlesi kitabı tek başına anlamlandırmaya yetiyor.
Okurken gerçek ile hayal arasındaki çizginin silinmesi de çok etkileyiciydi. Çünkü insan bazen yaşadıklarından çok, yaşayamadıklarıyla yoruluyor. Belki de bu yüzden kitap yalnızca bir hikâyeden bahsetmeyip kayıplar, ihtimaller ve insan zihninin kendini koruma biçimi üzerine psikolojik bir yolculuk hissi veriyor.
Kitap, okuru iç dünyasıyla yüzleştiren, bir o kadar sakin, olaylar karmaşasına mahal vermeden ağır bir tempoda ilerliyor. Kişinin duygusuna dokunan karakter ile ilişki kuran bir anlatım tarzı var.
Psikolojik derinliği yüksek, güçlü tahlilleri ile ayrı bir tarzı yakalamış yazar. Karakterleri yaşatmıyor adeta sorguluyor, bütün
kitaplığımı temizlerken karşıma çıktı bir ton güldüm. konserlerine gitme hayali kuran ben elbette almışım kitabını. bu kitabı ciddili okuyup, baş ucu kitabı yaptığımız zamanlar... geri geel.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
serimizin ikinci kitabını az önce bitirdim. ilk kitaptan sonra yazarın dilinde iyileşme olabileceğini ümit etsem de maalesef yine üslup konusunda yazarın sınıfta kaldığını düşünüyorum. kitabın içine asla girdiğimi hissedemiyorum, hep bir okuyucuyum. her şey oldu bittiye geliyor gibi. duygular bana hiç geçmiyor. şu ana kadar sevdiğim tek bir karakter var, o da knox.
spoilerli inceleme!!
kitty karakteri resmen beni kitaptan soğuttu. her şeye muhalefet olma çabası o kadar sinir bozucu ki. başından beri herkes onu bir şeylere ikna etmek için kırk takla attı. inat ki ne inat.
scotia isimli karaceketliler üyesi bir karakterimiz diyor ki milyonlarca kişinin canındansa bir kişinin hayatını feda etmeliydim. ee doğru olan da budur. ama kitty’miz muhalefet etmeden durur mu? tabii ki hayır. onun da tek bir hayatı vardı diyor. isyan istiyor, özgürlük istiyor ama kimse ölmesin istiyor. o kişi o kadar insanın elindeki tek umudu da alacak olsa bile. hem ayranım dökülmesin hem yoğurdum ekşimesin. oldu!
ayrıca kusura bakma da sen daha iki gündür tanıdığın birine tüm isyanı ifşa etmeden önce düşünecektin onu. dua et scotia duydu da noelle başkalarına yetiştirmeden engel oldu. ama yok. kitty haklı. kitty hep haklı…
knox’a gidiyor ve soruyor: işgalin başarılı olması için beni ve benjy’i öldürmen gerekse yapar mıydın? sorduğu soruya bak. milyonlarca kişinin özgürlüğü söz konusu. seni ve benjy’i neden feda etmesin? hele o benjy. serinin başından beri kitty kaç defa benjy ile tehdit edildi sayamadım. kurtulsak fena olmazdı o elemandan artık. kitty’nin yakında “bir solucan olsam yine de beni sever miydin” diye soracak olmasından korkuyorum. hep saçma sapan sorular soruyor. hannah kızı kurtarıyor, kitty’mizin mercer gelmeden oradan kaçması gerekiyor, yoksa hayatı tehlikeye girecek.
VezirAimee Carter · Ephesus Yayınları · 20163,044 okunma
" Sevdiğin birinin yokluğuna alışılmıyor veya bununla yaşanılmıyor, Nefesim. Aradan yıllar geçse bile acın soğumuyor ama tutacak bir şeyler buluyorsun. -Karun Kalender "
Yılların efsanesi Bile Efil Saka Kalender ve Karun Kalender hikayesine veda ettik. Bu veda beni biraz üzdü ancak onları sonsuza emanet ettiğimiz için de sevindim. Mutlu yaşasınlar.
Yılların süregelen düşmanlığı, aile bağları, can bağları bir bir koptu Kalender ailesinde. Yeni üyeler geldi, giden üyeler oldu ama onların yeri her daim aynı kaldı. Birbirlerine olan sevgileri onları yaşattı diyebiliriz.
Bazı yerlerde sevdim, bazısında ağladım, bazısında da sinir oldum. Ama en çok okudum ve anladım. Bir insanın kan bağışı da olsa yaptığı hatası affedilemez olduğunda o bapı unutuyorsun.
Bilge'nin kendi gibi yamyam bir kuş yetiştirmesi herkese sürpriz oldu diyebilirim. Ee, Duha Tunus ve oğlu Cesur Tunus boşuna bizim küçük kuşa, Yamyam Kuş demiyor. Bir bildikleri var demek ki...
Zaman atlamaları yaşandı bölümlerde bu biraz kafamı karıştırdığı için puan kırdum. Yine dediğim gibi seri belli yaş üstü olduğu için bazı yerleri geçerek okudum ben kendi açımdan puan kırdım.
Her zaman derim, bir kitabın gidişatını öğrenmek için önce hissetmek gerekir. Ben Saka Ve Sanrı serisini hissettim ve öyle okudum. Size de okumanızın güzel olması dileğiyle tavsiye ediyorum. Yeni hikâyelerde görüşmek üzere.
Buraya daha çok şey yazmak isterim ancak kitapları okumanızı ve sonunu kendi duygularınızla görmenizi isterim. O yüzden sizleri kitap sayfalarına davet ediyorum...
" Ben giderim sen kal. Sen gidince uzun süre dönmüyorsun. Gidemezsin. Gitme Bige, gitme. Sen gidince dönmüyorsun. -Karun Kalender "
" Sen beni her anlamda darmadağın eden bir kadınsın, Saka. Ama... Sonra bana içinde yaşayabileceğim gerçek bir dünya
Saka ve Sanrı 4Maral Atmaca · Ephesus Yayınları · 2026682 okunma
Lavinia.
Bu şiir, edebiyatımızın en zarif, en içte tutulan feryadıdır. Hani halk arasında derler ya, "Dilim söyler ama gönlüm razı değil" ya da "Adını ansam içim yanar" diye; işte Lavinia tam da o sustuklarımızın kağıda dökülmüş halidir.
Adını Gizlediğim Sevgili
Özdemir Asaf bu şiiri yazdığında, aslında imkansız bir aşkın peşindedir. Lavinia ismi bir maskedir; asıl isim Mevhibe Meziyet Beyat’tır ama şair onu öyle naif bir gizemle örter ki, şiir herkesin kendi ulaşamadığına yazdığı bir mektup oluverir.
"Sana gitme demeyeceğim..." diye başlar ya hani; işte o teslimiyetin zirvesidir. İnsan sevdiğine "kal" diyemez bazen, çünkü kalırsa zoraki kalacağını bilir.
"Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim / İncinirsin."
Burada şair aslında şunu der: "Dünya zaten yalan dolan, herkes birbirine maske takıyor. Eğer sen de o sahte nezaketi, o içi boş vaatleri istiyorsan, onları da yaparım. Ama yaparsam, senin o saf ruhun incinir, kıyamam."
Şair sevdiğini o kadar yükseğe koyar ki, kendisini onun gölgesinde bile razı görür. Ama bilir ki o "Lavinia" başkasınındır, başkasına bakmaktadır.
Bağırmaz, çağırmaz, sitem etmez.
Sadece
"Adını gizleyeceğim / Sen de bilme Lavinia," der. Bu, bir insanın sevgisini içine gömüp, üzerine de çiçek ekmesidir..
Yazarı okuduğum ilk kitabı Tren'den tanıyorum, lakin bu kitapta cümlelerin kurgulanışı diğer kitaptaki kadar sade değil. Anlaşılması, anlatılan şeye odaklanılmasını zorlaştıran yer yer kalabalık cümlelerle döşenmiş metinler vardı. Ancak Tren'de de olduğu gibi yazar, merak unsurlarını 'gitme, kal anlatacak gizemli bir hikayem var' der gibi hikayeye gizlemiş.
Kitabın başından sonuna bir olaydan diğerine atlarken bir kopukluk vardı. Zaman zaman bu karakterin kurguya ne katkısı var, şuan neden bu olaya atlandı ki dediğim alaka kuramadığım kişi ve olaylar vardı.
'İnsan hiç bir şeyi bıraktığı yerde bulamıyor, kızarmış palamutun kokusunu bile...' kitaptan en derlenip toparlanılabilir bir şekilde bu alıntıyı anladım diyebilirim. Kitabın hakkını yemek istemiyorum baştan sona merakla okudum ancak kitabın derinliği olmayan ve hikayenin işleyişine çok da katkıda bulunmayan fazlaca karakterle yığılmış olmasına anlam veremedim. Bir paragraftan diğerine atlarken ki o kopuklukta hoşuma gitmeyen bir başka meseleydi.
Kitabı okumaya başlamadan önce incelemelerine göz atmıştım, yani okuma sürecinde başıma geleceklerden haberdardım ancak bir kitabın okunup okunmayacağına ancak o kitabı okuyarak karar verebilsin düşüncesini savunduğum için okumaktan da geri kalmadım. Kimsenin kendi bakış açılarıyla kitaplar hakkında net yargılara varmamanızı önerir ve bu kitabı okumak isteyenlere iyi okumalar dilerim...
Kızarmış Palamutun KokusuEngin Geçtan