"Bu dünya henüz büyük komik Molière çağından üç adım ileri gitmedi. Daima üstadın ebedi komedyaları tekrarlanıp duruyor. Yalnız sahnenin dekorları değişti. Tarzlar başkalaştı. İnsanın mayası hep o maya... Kötüler daha kurnazlaştı. Birbirine zarar verme ilerledi. Fenalık büyüdü."
Sayfa 77·Kitabı okudu
Alıntı
Çok nazın nasıl âşık usandırdığına da tanık olmadı bunlar. Nasıl olsunlar! kimse onları bir gün haber bile vermeden, ar­kasında tek veda sözü, yarım kalmış, boynu bükük bir mısra, zehir zemberek bir kafiye bile bırakmadan çekip gitmedi ki. Ah... keşkelerim!
Alıntı
Reklam
Kur'an daki cennet ve cehennem kurgusu
Beni Kuran’da en çok rahatsız eden şeylerden bir tanesi ayetlerin birçoğu ceza üzerine kurulmuş olması. Sonsuz azap kavramı ve “Şunu yaparsan, ayetleri inkâr edersen ve yalanlarsan, sonsuz azap çekeceksin” gibi anlayışlar. Tabii orada belli başlı somut tarihsel olaylar da kastediliyor, belirli kavimleri, Müslümanlarla savaşan kavimleri, toplulukları da kastediyorlar. Ama yalanlayanlar, inkâr edenler denince, mesela biz de o kategoriye girmiş oluyoruz belki şu anda. Çok oportünist ve pragmatik bir şey gibi geliyor bu bana. “Şunu yaparsan cennete gideceksin” durumu. Bir de cennet tasvirleri beni çok rahatsız etti. “Altından ırmaklar akan yerler, ipek elbiseler, çeşitli yemişler, tomurcuk göğüslü kızlar, ceylan gözlü kadınlar” falan. Bu da hoşuma gitmedi benim. Tamam, belki bunlar da mecazi denecek, ama, mesela iyilik yapacaksanız, cennete gideceğim diye iyilik yapmak bana ahlaken doğru bir yaklaşım olarak gelmiyor. Bu tamamen pragmatik oportünist bir yaklaşım. Dolayısıyla Tanrı’dan geldiği söylenen bir kitapta bunun bu kadar çok vurgulanması, o da bana ahlaken normal bir durum gibi gelmedi.
Bir süre daha uğraştıktan sonra defteri kendisinden biraz uzakta tutarak testten geçirir gibi resme baktı. Hasır koltuğun hayli kötü çizilmiş olduğunu gördü. Hışımla yeni bir çizgi çekti, ardından sinirli sinirli gözlerini koltuğa dikti. Olmamıştı. Kızıp içerledi. "Seni iblis hasır koltuk seni!" diye yükseltti sesini çileden çıkarak. "Senin gibi kaprisli bir hayvanı ömrümde görmedim." Koltuk biraz gıcırdadı ve hiç istifini bozmayarak şöyle karşılık verdi: "Hey, sen bir baksana bana! Neysem oyum ben! Bundan böyle de değişeceğim yok!" Genç adam koltuğu ayağının ucuyla itti. Koltuk geriye çekti kendini. Öncekinden bambaşka bir görünüm kazanmıştı şimdi. "Senin gibi salak koltuk olursa!" diye sesini yükseltti yeniden. "Çarpık, eğri büğrü olmayan bir yerin yok ki!” Hasır koltuk gülümsedi biraz ve yumuşak bir sesle şöyle dedi: "Perspektif delikanlı, perspektif!" Genç adam fırlayıp ayağa kalktı. "Perspektif ha!" diye bağırdı ateş püskürerek. "Şimdi de koltuk olacak bu köftehor kalkmış bana ateş püskürerek. "Şimdi de koltuk olacak bu köftehor kalkmış bana ders veriyor! Perspektif benim işim, senin değil, anladın mı! Yaz bunu kafana!" Koltuk bir şey söylemedi artık. Genç ressam birkaç kez sert adımlarla odanın içinde gidip geldi. Derken sopayla odanın zeminine vuruldu. Yaşlı bir adam, gürültüye katlanamayan bir bilgin kalıyordu aşağıda. Genç ressam oturdu, son yaptığı portresini karşısına aldı. Ama hoşuna gitmedi portre. Gerçekte kendisinin portredekinden daha sevimli ve ilginç bir görünümü vardı, bu da yalan değildi.
Alıntı
Hele o canavar dedikleri fil yok mu Kabe’yi görünce birden yere çökü verdi ebrehe ve adamları ne kadar çabaladılar sağda bir adım ileri gitmedi. Ayağa kalktıkça yönünü ters istikamete dönüp uzaklaşıyor ama Mekke’ye doğru döndürüldügünde yere çöküp kımıldamıyordu.
Alıntı
"Bu dünya henüz büyük komik Moliére çağından üç adım ileri gitmedi. Daima üstadın ebedi komedyaları tekrarlanıp duruyor. Yalnız sahnenin dekorları değişti. Tarzlar başkalaştı. İnsanın mayası hep o maya... Kötüler daha kurnazlaştı. Birbirine zarar verme ilerledi. Fenalık büyüdü."
Sayfa 77·Kitabı okudu
Reklam
Reklam