10/10
·216 syf.··
2026 24. kitabı
Bu kitabı ders kapsamında okumaya başladım ve açıkçası ilk başta başlığına karşı biraz önyargılıydım. Çok ilgimi çekeceğini düşünmüyordum. Ama daha ilk sayfalardan itibaren fikrim tamamen değişti. Yazarın “Ben dedikoduyu kuramsallaştırıyorum.” dediği bölüm özellikle çok dikkatimi çekti. Hatta henüz evli olmamasına rağmen kayınvalide ya da görümce ilişkileri hakkında sanki bunları yaşamış gibi kafasında yüzlerce hikâye ve yorum olduğunu, üstelik bunların çoğunun olumsuz olduğunu söylüyordu. Bu kısım bana çok tanıdık geldi. Çünkü aslında hepimiz daha yaşamadan birçok ilişki hakkında fikir sahibi oluyoruz ve bu fikirler genelde çevreden duyduklarımızla şekilleniyor. Kitap boyunca kadınların, genç kızların evlilik sürecini nasıl deneyimlediği çok farklı açılardan ele alınıyor. Yazar sadece kendi düşüncelerini anlatmıyor; yaptığı görüşmelere, okuduğu kaynaklara ve hatta romanlardaki kadın temsillerine de yer veriyor. Bu yüzden okurken tek bir bakış açısıyla karşılaşmıyorsunuz. En çok hoşuma giden noktalardan biri de evlenmenin sadece iki kişinin bir araya gelmesi olarak değil, bir genç kız için aslında “gelin gitmek” anlamına geldiğinin anlatılmasıydı. Aile kavramının evlilik öncesinde ve sonrasında nasıl değiştiği, kalabalık aileler, aynı evi paylaşan akrabalar, birden fazla gelinin birlikte yaşadığı evler gibi birçok farklı konuya değiniliyor. Bunun yanında kadınların kimlikleri, kendilerini nasıl algıladıkları ve bu süreçte yaşadıkları değişimler de oldukça etkileyici bir şekilde işlenmiş. Kitapta beden ve güzellik algısına da değiniliyor. Güzelliğin ya da maddi durumun evlilik sürecinde nasıl bir avantaj ya da dezavantaj olarak görülebildiğini anlatan bölümler vardı ve bunlar bana toplumun kadınlara yüklediği beklenteleri yeniden düşündürdü. Genel olarak kitabı
Kaynana Ne Yaptı, Gelin Ne Dedi?Dikmen Yakalı Çamoğlu · İletişim Yayıncılık · 201735 okunma
Çoçuk ve savaş
Puan vermedi·170 syf.··
2026 12. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 14:16
Kitap; bir otobiyografi. 1992-1995 yılları arasında yaşanan Bosna-Hersek Savaşı'nı, o zaman daha 7 yaşında olan yazarın gözünden görüyorsunuz. O dönem çocuk olan yazar, savaşın başlamasıyla çocukluğunun nasıl elinden alındığını yazıyor. Evleri bombalandığı ve oyuncakları diğer tüm eşyalarla beraber parçalandığı için oyun oynayacak oyuncağı kalmıyor. Zaten diğer tüm çocuklar gibi dışarı çıkıp oynayamıyor çünkü karşı dağdan keskin nişancılar insan avında 7-24. Okula giderken bile vurulmamak için zikzak yaparak koşuyor ya da araçların ve binaların arkasına gizlenerek gitmek zorunda kalıyor diğer tüm Boşnaklar gibi. Amerika'dan, Avrupa'dan yardım diye 30 yıllık kokuşmuş, hayvaların bile yemediği konseverler ve böceklenmiş paketli erzaklar yemek zorunda kalıyorlar. Çünkü yaşıdıkları başkent Saraybosna tarihin en uzun kuşatması altında. İnsani olmayan şartlarda geçen 4 yılı anlatıyor yazar. Kitabı okurken aklınıza Gazze geliyor. O tarihte Bosna-Hersek'te müslümanlar ne yaşadıysa şuan aynısını hatta daha fazlasını Gazze yaşıyor. 30 küsür yıl önce Bosna Hersek'te savaş yüzünden çocuklukları ellerinden alınan Boşnak çocukları nasıl mağdur edildiyse şimdi de Gazze'de çocukların çocuk olmasına müsade edilmiyor.
Kurşunların da Rengi VarEmine Seçeroviç Kaşlı · Alfa Yayıncılık · 20131,077 okunma
Reklam
Kan ma sakın
9/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 22:26
Neye kanmayalım? Van helsing ve arkadaşlarının iyi olduğuna kanmamalısın okurken. Onların kötülük dediği şey tamamen farklı ve bambaşka bir yaşam formunun doğası gereğiydi. Drakula hayatta kalmak için insan kanı ile beslenmek zorundaydı. İnsanlardan saklanıyordu evet çünkü kendisini açık ettiği zaman insanların onu yok edeceğini biliyordu empati yapan her insan drakula gibi davranıp hareket edeceğini gayet iyi bilir. Doğası gereği bir aslanı kötü saymıyorsan drakulayı da kötü bir karakter olarak sayamayız. Aksine insanlar bu hayatta kalma mücadelesi veren varlığı diğer bütün varlıklar gibi yok etme eğilimindedir. Çünkü homo sapiens istilacı bir türdür. Günümüzde olduğu gibi dünyadaki bütün yaşam formlarını hızla yok etmekteyiz. Kitabın hemen başlarında Drakula Alman bir şairin şiirinden alıntı yapar "Denn die totden reiten schnell" bu ölüler hızlı sürer anlamına geliyor, ölümün kaçınılmazlığını ve yaşamın zamana kaçınılmaz olarak yenik düştüğünü simgeliyor. Kitabın sonunda da drakulanın hızlı bir şekilde uzun soluklu kaçması ve sonunda ölmesi kitabın başı ve sonu hakkında harika bir köprü kuruyor bu söz ile birlikte. Kitabın başından beri ve genelinde vurgulanan batıl inançlara ön yargı geliyor. Günümüzde bulunan merdiven altından geçme falan gibi şeyler yani. Burada yazar Bram StokerBram Stoker insanların ön yargısını sunuyor ve kitabın bir kısmında da anlatmak istediği batıl inanç olmasa bile insanlar kafalarındaki eski inandıkları bilgiyi daha sağlam ve güvenilir bir bilgi olmasına rağmen ona her zaman şüpheyle yaklaşmasıdır. Zamanında Albert EinsteinAlbert Einstein Isaac NewtonIsaac Newton'un dünyada kabul görmüş zaman mutlaktır ilkesini yıkıp zaman görecelidir dediği zaman dönemin aydın bilim insanları bile buna şüpheyle yaklaşmış. Aynı bizlerin de günümüzdeki batıl inançlara ya da batıl inancı olanların modern
Edebiyat
DrakulaBram Stoker · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236,3bin okunma
8/10
·325 syf.··
2026 8. kitabı
Kitap düşük IQ’lu bir birey olan Charlie’nin ve bir denek faresi olan Algernon’un hikayesini anlatıyor. Hikayeyi takip ederken Charlie’ye üzülmemek elde değil. Düşük IQ’lu, yani gerçek anlamda saf olmak gerçekten üzücü bir şey. Charlie’nin bu süreçteki en yakın arkadaşı ise bir fare olan Algernon oluyor. İkisinin de ortak noktası, en azından bilim insanlarının gözünde birer denek olmaları. Charlie onu çok seviyor ve kendini sürekli onunla kıyaslıyor. Kitap, ayrıca bu tür önemli deneylerdeki bilim insanlarının farklı yaklaşımlarını ve farklı etik değerlerini de başarıyla ortaya koyuyor. Bilim insanları Charlie’yi bir insan olarak değil, bir denek olarak görüyorlar ve bu durum Charlie’yi çok rahatsız ediyor. Çünkü Charlie’nin asıl öğrenmek istediği, gerçekte kim olduğu; yani nasıl bir insan olduğuydu. Dünyaya diğer insanlar gibi normal bir zekayla gelseydi ne tarz bir insan olacağını merak ediyor ve bunu öğrenmeye çalışıyor. Kitabı okurken bir Amerikan romanı olduğunu (pragmatik/faydacı) hissediyorsunuz. Teknik bir eleştiri; başkahramanımız IQ’su düşük olduğu için birçok kelimeyi yanlış söylüyor ve yazar da bunu belirtmek için kitapta yanlış yazılmış kelimelere yer vermiş. Doğrusu ben bu tarzı pek beğenmedim; okurken akışı kesiyor ve "Acaba kelimeyi yanlış mı okuyorum?" diye sürekli duraksamama neden oluyor. Yine de bu teknik tercihin arkasındaki dünya, bizi oldukça derin bir hikayeye götürüyor. Kitabın temposu, Charlie’nin Algernon ile beraber yaşamasından ve ardından ayrı eve çıkmalarından sonra hızlanıyor, daha keyifli bir hal alıyor; tıpkı Charlie’nin zekasının hızla artması gibi. Ameliyattan sonra o kadar çok gelişmişti ki, artık kendi eski halini farklı bir insanmış gibi görüyor ve ona dışarıdan bir gözle "Charlie" diyordu, bu gerçekten enteresandı.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,4bin okunma
9/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
#ölümcülkonular "Sana yalan söylüyorlar. Hepimize yalan söylüvorlar. Biz de buna boyun eğiyoruz çünkü bir yerlere gelmek istiyoruz. İşte bizi böyle kandırıyorlar. İhtiyacımız, arzumuz... Görülmek, duyulmak istememiz. Ama umurlarında değil. Bizi öyle görmüyorlar. Bizi kullanılacak ve sonra bir kenara atılacak araçlar olarak görüyorlar, ta ki bizden geriye hiçbir sey kalmayana kadar." Merhaba kitap severler bugün size SemraSemra 'un tavsiyesi üzerine okuduğum, @authorhalle kaleminden çıkan sürükleyici bir eser ile geldim. Kitap direkt başından bizi karanlık bir atmosfere çekiyor. Tüm karanlığın arasında gizem, yalanlar, sırlar, dünyadan izole bir yerde hayaletler?, kuduz hayvanlar ve diğer bilinmeyenlerle bir yolculuğa çıkıyoruz. Kitabımız Sdney Denik'in ünlü ama oldukça gizli olan Madrona Vakfı öğrenci programına hak kazanıp yazın başında oraya gitmesi ile başlamaktadır. Sdney, biyolojide, nörobiyoloji odaklı yüksek lisans öğrencisi ve büyükannesini Alzheimer'dan dolayı kaybettiği için bu konu ilgisini çekiyor. Kimsesiz olan Sdney yaptığ bir hatadan ve bu hatayı saklayarak programa başladıği için atılma korkusu ile çevreyi ve vakfın sistemini anlamaya çalışıyor. Programın kuralları gereği derslerine giren profesör Kincaid aynı zamanda haftalık seanslarını yapacağı psikolugudur. Ancak Sdney bunun daha fazlasını istemesine neden olacak rüyalar görmeye başlar. Sdy programa başlayıp etrafı gezdikçe bir gariplik olduğnu hissetmeye başlar. Kendini sürekli yorgun hissetmesinin yanında garip sesler duymaya, garip seyler görmeye başlar. Sdy'in gördüklerini yaşasam bana deli derler siye ben kimseye söyleyemezdim. Kız cat car hepsini dile getiriyor neredeyse. Aynı programa dahil olan Clayton ters bir sekilde de olsa sürekli olarak Sdy'i uyarmaya ve özel
Ölümcül KonularKarina Halle · Nox Yayınları · 202552 okunma
10/10
·188 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
Atlasın Kızları benim için sadece kadın kaşiflerin anlatıldığı bir araştırma kitabı değil, tarihin satır aralarında unutulmuş cesur kadınların izini süren etkileyici bir yolculuk oldu. Yazarın yaklaşık on yıllık araştırmasının ürünü olan bu eser, "Keşif denince neden hep erkekler akla geliyor?" sorusunun peşine düşüyor ve bize bambaşka bir tarih penceresi açıyor. Kitabı okurken en çok şaşırdığım şey, kadınların seyahat etmesinin bile büyük bir mücadele gerektirdiğini görmek oldu. Hayallerinin peşinden gitmek için erkek kılığına giren, isimlerini değiştiren, toplumun dayattığı sınırları aşmaya çalışan kadınların hikâyeleri hayranlık uyandırıcıydı. Özellikle keşif yapabilmek için tüm hayatını erkek kimliğiyle sürdüren Catalina De Erauso, erkek kılığında dünya turuna çıkan botanikçi Jeanne Baret ve keşif tutkusu sayesinde İngiliz Kraliyet Coğrafya Topluluğu'na kabul edilen ilk kadın olan Isabella Bird beni en çok etkileyen isimler arasındaydı. Fanny Bullock Workman'ın Mont Blanc'a tırmanışı, Alexandra David-Néel'in Tibet'e ulaşma mücadelesi ve Eva Lindström Dickson'ın Sahra Çölü'nü tek başına arabayla geçmesi ise kadınların kararlılıklarının ve cesaretlerinin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha gösteriyor. Üstelik kitap sadece kaşif kadınlarla sınırlı kalmıyor; korsan kadınlardan, keşifleri destekleyen güçlü kadınlardan ve doğayı korumak için mücadele eden öncü isimlerden de bahsediyor. Bu kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: Tarih kitaplarında adlarını çok az duyduğumuz ya da hiç duymadığımız bu kadınlar, aslında dünyanın keşfedilmesinde ve şekillenmesinde önemli roller üstlenmişler. Hatta belki bilmeden tarihin yönünü değiştirmişler. Ne yazık ki çoğu zaman gölgede bırakılmışlar. Atlasın Kızları, o gölgede kalmış hikâyeleri gün yüzüne çıkaran, hem öğretici hem de ilham
Atlasın KızlarıOya Mumcuoğlu · Ceres Yayınları · 20256 okunma
Reklam
Reklam