Yaşayan kayıplar da var: varlıklarına tahammülüm yok
Sevdiğim tek tük insan varken onların yokluğunu da korurum. Aşmak istemem. Çünkü ben de insanım ve insan sevdiklerinin kaybının acısını çeker. Güçsüzlük olarak ya da düzeltilmesi gereken bir şey olarak görmez. En azından ben öyle görmüyorum. Arkasından 7/24 ağlamıyorum ama onu bir şekilde anmayı seviyorum. Onu hatırlamayı seviyorum. Kimseye bağımlı değilim ama bağlı olduğum insanlar var. Ve nefes aldığım sürece geçen yılların onları eskitip yok etmesine izin vermiyorum. Ben 9 yaşındayken giden büyük dedemi ziyarete gidiyorum, annemin dedesini bilmem ama anlattığı kadarıyla bilip sevdiğim için gidiyorum. Harika bir dede olmakla birlikte çocuğunu da harika bir dede olarak büyüttüğü için teşekkür ediyorum. Baba tarafının anne mezarında dedem için ona söylendiğimi hatırlarım ve gıcık kapardım çocukken. Ama bazen sorun aile yerine çocukta ya da bazen durum tam tersi.. Sonra 18' imde kaybettiğim dedemi de anımsamayı seviyorum. Bazen bayramını rüyamda kutlama şansım oluyordu. Kendi bayramlarında o yoktu: saçmalık ve can sıkıcı. Bir de ondan sonra bayramın bayram tadı kalmadı zaten. O biraz uzakta diye canım isteyince ziyaret edemiyorum. Sonra kuzenim işte. Deprem süreci ve ona benzeyen olaylarla zaman algım sekteye uğradı. Yılları net hatırlamıyorum. 22-23' üme denk geliyor. Büyük ihtimalle en çok kendisine gittim. Gittiğimiz yerlerden birlikte dönerken oradan birlikte dönemiyoruz. Böyle durumda giden olmak çok berbat: o gelemiyor sen kalamıyorsun. Ve bunu bilerek gitsen de orada hiç bilmiyormuş gibi yine öğreniyorsun. Onun için mezar taşının dibinde durmak bile tuhaf mesela. Bazen niye orada olduğumu çözemiyordum. Mezar taşıyla o ne alaka? O kadar video ve fotoğraf varken niye daha çok oraya gidesim geliyor bilmiyorum. Sanırım çiçekler için ya da temizlemek için. Oraya
Hayata Dair
Şiirler 1-2-3
Sen seçtin yazıldı yazgın Anlarsın balık da kızgın Halık da üzgün Yoktur hata Söner mi söndü demekle O nur-ı na mütenahi Nefesle kabil-i itfa mıdır çerağ-ı ilahi Harabat ehlini hor görme zakir Defineye malik viraneler var Doldurmak için önce boşaltmak lazım. İstenilenden fazlasını verme taşmasın Verme çatlatırsın Bırak hakeden alsın Uça gide can dahi, kuru kala ten dahi, Yunus Emre'm sen dahi, tövbeye gel, tövbeye "İmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür... İmansız olan paslı yürek sînede yüktür!" Geçip âhir bu kesret âleminden Hüdâyî halvet-i sultân’a geldik Nemiz ola Hudâyâ sana lâyık Hemân bir lutf ile ihsâna geldik ((Aziz Mahmud Hüdayi)) Hak tecelli eyleyince her işi asan eder
Reklam
Hayalden - Gerçeğe
"Hayallerin peşinden gitmek gerek, Yoksa hep hayal olarak kalır.." Sonunda bir hayali daha gerçek kıldım ve yazıcıma kavuştum, gerçekten bir başka hismiş hayallerinin gerçekleşmesi. Umarım sizlerinde hayalleri gerçek olur...
Edebiyat
Vuslat varken, gitmek ne demek? Aşkla yanmak varken, sönmek ne demek? Kavuşmak varken, ayrılık niye gerek? Sevmek varken, kaybolmak ne demek? E.E
Yolculuklar çekiyor canım Uzunca ve uzakça Var olandan kaçarak Yeniliklere varırcasına Öyle hiç beklemeden Alelacele gidercesine Dağların arasından Zeytin ağaçlarını arkada bırakarak Nereye olduğu değil mühim olan Gitmek gerek sadece İster bir bahar akşamı olsun İsterse kışın soğuk sabahı Yolculuklar çekiyor canım Hapisten kaçmış gibi özgürce Ve aklına koymuşçasına Hiçbir şey almaksızın Dur durak bilmeden koçarcasına Gitmek istiyor kalbim Kabuğunu kırıp bu diyardan gitmek
Şiir
her sabah aynı pencereye uyanıyorum. ışık değişmiyor, gölge hep aynı yerde duruyor. bir şeyin değişmesini beklemiyorum artık, belki de istemiyorum. elim hep aynı yere gidiyor, düşüncem hep aynı cümleye çarpıyor: “bir şey yapmam gerek.” sonra geçiyor. ama geçmek gitmek değil. o şey adı olmayan, sesi olmayan ama hep orada duran şey köşede sessizce bekliyor. ben çağırmasam da geliyor, ben istemesem de kalıyor. ve ben, her seferinde, yeniden başlıyorum. aynı yerden. sanki başka bir yer hiç olmamış gibi.
Edebiyat
Reklam
Reklam