Suçlu ben olabilir miyim?
Puan vermedi·320 syf.··
2026 59. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:16
Klasik bir Alice Feeney kitabıydı ama en iyi kitabı değildi. Tüm kitaplarını okumuş biri olarak bu kitabını biraz ortalama buldum diyebilirim. Merak dozu tüm kitaplarında olduğu gibi yüksekti, her bölümde suçlu budur diye düşündüğüm bir sonraki bölümde kendini akladı, yazar tüm karakterlerden ayrı ayrı şüphe ettirdi Bölümlerin her biri ayrı karakterin ağzından yazılan kitapları seviyorum, konuyu farklı gözlerden izleme imkanı sunuyor. Kitabı bu yönden her zamanki gibi başarılı buldum. Zaman olarak önceye dönmeler ve sonraya gitmeler de merak unsurunu canlı tutuyor. • • #kocamınkarısı #alicefeeney #gerilimkitapları #kitapönerisi #neokudum
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 202677 okunma
Firdevs seni Orhan affetmiş olabilir ama ben affetmiyorum!!
9/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 11:51
Tarık Tufan’ın Aşıklara Yer Yok kitabını elime ilk aldığımda isminden dolayı beni etkileyeceğini hissetmiştim. Kitap boyunca da zihnimde hep aynı soru dolaştı durdu: “Bu dünyada gerçekten aşıklara yer yok mu?” Orhan’ın Firdevs’e duyduğu karşılıksız aşk bazen beni sinirlendirdi, bazen de içimi acıttı. Mektuplar, telefonlar, peşinden gitmeler… Firdevs ise umarsızca Fırat’a âşık. Öyle bir aşk ki bu, Orhan’ın ona hissettiklerini görmesine bile izin vermiyor. Bu yüzden Orhan’ı neredeyse tahammül edilmez bir yük gibi görüyor. Ama aslında ikisi de aynı çıkmazın içinde; biri Firdevs’e, diğeri Fırat’a tutunmuş halde kendi hayatlarını yavaş yavaş tüketiyorlar. İnsan sevdiği kişiye ulaşamayınca biraz kendi karanlığına düşüyor sanırım. (İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir.) Sonra Saklıkuyu başlıyor… Ve kitap tam orada insanın içine yerleşiyor. “İnsan buraya kendi isteğiyle gelmez, burası insanı çağırır.” cümlesi kitabın ruhu gibiydi. Bimarhane Çıkmazı’nda yaşayan herkesin ayrı bir acısı var ama hepsinin yolu aynı yerde kesişiyor: kimsesizler mezarlığında. Hilmi Bey’in oğlunun orada yatması, Belma Hanım’ın eşinin intihar edip aynı mezarlığa gömülmesi, Defne’nin akıl hastanesine kapatılan babasının hikâyesi… Hepsi insanın içine ağır ağır çöküyor. Özellikle Defne’nin babasının yaşayıp yaşamadığının bile bir muamma olarak bırakılması çok etkileyiciydi. Sanki herkes biraz kaybolmuştu bu kitapta. Final ise gerçekten can yakıcıydı. Firdevs’in Orhan’a ulaşmaya çalışırken geçirdiği kazayı öğrendiğimde içime en çok oturan şey, onun aslında Orhan’a veda etmeye çalışıyor olabileceği düşüncesiydi. Kitap bunu açık açık söylemiyor belki ama ben Firdevs’in son anda Orhan’a ulaşmak istediğini hissettim. Belki de öyle olmasını istedim. Ardından gelen mektup ve Orhan’ın
Âşıklara Yer YokTarık Tufan · Doğan Kitap · 20234,556 okunma
Reklam
Osmanlaşan her şeye ve herkese okkalı bir selam durma vakti
10/10
·129 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
**Buraya kitabın ne kadar şahane, ne kadar derin olduğuna dair afili bir cümle yazmak isterdim ama Osman, inanır mısın içimden gelmiyor. :)) ** Aylin Balboa okumak, durup dururken sol şeritte giderken el frenini çekmek gibi bir şey. Araba takla atıyor, sen içinden fırlıyorsun ama düşerken "Manzara da fena değilmiş ha" diyorsun. İşte bu kitap tam olarak bu. Hayatın bizi fırlattığı o uçurumda, düşüş hızımızı hesaplamak yerine yere çakılacağımız ana kadar kahkahayla küfretmenin kitabı. :)) Acıyı Mikserle Çırpmak Kitap bize ne anlatıyor? Aslında hiçbir şeyi ve inanın bana her şeyi. Kalp kırıklığı var, gitmeler var, kalmaların anlamsızlığı var, bir de tabii ki Osman var. Ama şu an konumuz tam olarak Osman değil. Balboa, edebiyat dünyasının o çok sevdiği "ağlak ve asil acı çekme" seanslarına öyle bir tekme atıyor ki, kendimizi bir anda kendi dramımızla dalga geçerken buluyoruz. Acıyı yok mu sayıyor? Hayır; acıyı alıyor, içine biraz tuz, biraz biber gazı, biraz da absürtlük katıp önümüze bir kokteyl gibi koyuyor. İçiyorsun, için yanıyor ama "Bir tane daha versene" diyorsun. "Osmanlaşan" Her Şeye ve Herkese Okkalı Bir Selam Durma Vakti Sonuç olarak Osman –ve Osmanlaşan tüm o eski sevgililer, o bitmek bilmeyen sosyal hikâyelerimiz, üzerimize dikilmeye çalışılan o daracık roller– bu hikâye gerçekten sizden uzun. Çünkü siz bittiniz, gittiniz, sıranızı savdınız. Hatta muhtemelen şu an bir yerlerde hayatınıza çok normal, çok steril ve çok sıkıcı şekillerde devam ediyorsunuz. Ama bizim o bıraktığınız enkazdan, o incecik kırıklardan çıkardığımız yangın hâlâ sönmedi. Sönmesin de zaten. Kitap bittiğinde içinizde tuhaf bir hafiflik kalıyor. Hani eviniz yanmıştır da, artık kurtaracak hiçbir şey kalmadığı için oturup küllerin üstünde çay demlersiniz ya, tam olarak
Duygu ve Düşünce
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,7bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 146. kitabı
Bakın net söylüyorum, abartılmış bir kitap. Ve okuduğum en kötü birkaç şiir kitabından biri. Yazarın kafası karışık, kitaba da yansımış. Felsefe de yapmamış şiir de yazmamış. Kafayı çekmiş de birkaç şey karalamış gibi. Kelime oyunu yaparken o kadar basit, o kadar ham ve kof kalmış ki son sayfaya değin süren bir fecaat bu. Şiir; umuttur, gökyüzüdür, yarındır, şafak vaktidir, çocukluktur, odur budur ama bu kadar karamsar, bu kadar ölmüş de toprak atanı yok değildir. İnanın değildir. Simsiyah bir tablo bu. Hiçlikten keyif alıyorsanız tepe tepe kullanın. Zıtlık ifade eden birkaç kelimesi seçin ve saçmalayın. Yaptığı bu. Örneğin; gelmek, gitmek, dönmek. ”Gelmek, gitmektir. Dönmek içindir gitmeler. Giden gelmez, gelen bilmez. Bilemez gidip gelmeyen. Dönemezse giden, hiç gitmemiştir aslında. Aslın da gitmemiştir, aslında.” Tüm yaptığı bu. Korkunç bir kitap. -1/10
De ki İşteOruç Aruoba · Metis Yayınları · 20186,8bin okunma
Allah'ın Belası Kitap (2023)
9/10
·252 syf.··
2026 160. kitabı
Çıktıktan çok sonra okudum. Biraz geç bir okuma oldu. Otobiyografileri severim fakat genelde ya film uyarlamalarını ya da sesli kitaplarını dinlerim. Bunu alıp okudum. Edebi tarafıyla alakalı hiç yorum yapmayacağım ama şunları söyleyeyim: Ben bu kitapta maalesef kendime, çocukluğuma dair çok fazla şey buldum. Maalesef diyorum çünkü bir birey-erkek olarak açıkçası dilerdim ki kendimden pay biçebileceğim insanlar daha "ulu", daha "iyi" kimseler olsun. "Türkiye’den, İstanbul’dan, Topkapı Garı’ndan, Türk sanat müziğinden, türkülerden, tıklım tıklım otobüslere binerken başkalarının önüne geçmek için çabalamaktan, folklordan, futboldan, kuyruğa girmeyi bilmeyen insanlardan, çamurdan, mahallelerinden geçtiğimde sataşan çocuklardan, ter kokusundan, din ve turizm dersinden, sokak kapıları önündeki ayakkabılardan, maşrapadan, köylülerden, minibüs muavinlerinden, tığ işlerinden, gül suyu kokusundan, başörtüsünden, alaturka tuvaletten, seccadeden, elektrik ve su kesintilerinden, bağlama ve zurna sesinden, yemek yemekten, blok flütten, halay çekenlerden, göbek atanlardan, yemek kokan apartmanlardan, kalabalıktan, babasızlıktan, fakirlikten, sıskalığımdan, sevgilim olmamasından, utangaçlığımdan -------- NEFRET EDİYORUM" Teoman ’ı sevmediğimden değil. Kitabı okuyan arkadaşlar ya da benim gibi Teoman hayranı olanların inkâr edemeyeceği bir gerçek var. Bu adam cidden mutlu değil. Yalan mı yani? Senelerce boş bira şişelerinin dibinde aramadı mı bu adam mutluluğu? Magazinciler ile yumruklu kavgalara girmedi mi? Onar kez müziği bırakıp geri dönmedi mi? Bir ara fotoğrafçı olacaktı mesela sözde. Çok geç yaşta evlendi, kızı oldu, boşandı. Yazarlık yapmaya çalıştı, film (hatta filmler) çekti bir ara, film yönetti, senaryo yazdı. Filmi bile mesela baştan sona "trajedi" idi ve
İnceleme
Fasa FisoTeoman · Hep Kitap · 20182,066 okunma
9/10
·75 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 07:54
Yazarın da benim de okuduğum ilk kitabı. Çok beğendim. Ali İpek,1982/Mardin doğumlu. 2000'lerden beri yazıyor diyor biyografisinde. Romanın başkarakterleri Muhlis ve Nurgül birbiriyle kaçmaya karar veriyorlar. Muhlis'in kilim dükkânı olduğu için tüm alacaklarını toplayıp bir zarfa koyuyor. Gidecekleri gün kasabada biri ölüyor. Muhlis cenazesine katılıyor, gömerken o hengâmede de zarfı kaybediyor. Bunu da Nurgül'e anlatamıyor. Romanın ilerleyen sayfalarında kaçmanın, her şeyi bırakıp terk etmenin psikolojisine derinden değiniyor yazar. Bırakıp gitmek, terk etmekten çok insanın o raddeye gelmesinin, hayatının çekilmez hâle girmesinin ruhsal analizi yapılıyor. Kasabada yaşayan iki insanın hayatının ortasından başlıyor roman. Bazen küçük diye düşündüğümüz bir olay hayatımızdaki tüm kırıklıkları, problemleri ortaya dökebiliyor. Ondan sonra hayatımızı ve ilişkilerimi sorgulamaya başlıyoruz. Muhlis ve Nurgül'ün kaçma olayı da onların hayatındaki mutsuzlukları, acıları ortaya çıkarıyordu. Buna kasaba hayatının sıkıcılığı da eklenmiş. Onun için de arka kapak yazısında taşra ruhuyla daralmış bir aşk hikâyesi, kara novella denmesi de isabetli olmuş. Romanın finali de zekice kurgulanmış. Karakterler ve olaylar çok sahiciydi. Yerle ilgili hiçbir detay yoktu, ülkenin hatta dünyanın her yerinde olabilecek doğallık ve inandırıcılıkta bir hikâyeydi. Üstelik 77 sayfayla o kadar çok şey anlatması da yazarın büyük başarısı bence. Çok akıcıydı, yazarın diğer 3 kitabını da okumaya karar verdim. Kesinlikle tavsiye ederim.
Gidelim Buralardan MuhlisAli İpek · İletişim Yayınevi · 0439 okunma
Reklam
Reklam