Öncelikle yazarı ve kitabı D&R'da tesadüfi bir şekilde buldum. Kitaplığıma attım uzun bir süre bekledi. Şans eseri tatilde ve yıllık izinde olduğum bir dönemde okuma fırsatım oldu. Kitabı açıp okumaya başladığımda beklentim yüksek değildi ve ön fikri olarak hiçbir bilgim yoktu. Kitaptaki ön resimde Kenan İmirzalıoğlu'nun olması kitabın içeriğiyle birleşir diye tahmin ediyordum ki filme bir gönderme olarak tasarlandığını düşünüyorum.
Yıllık izine giderken tesadüfi bir şekilde çantama attığım sahilde yanıma neyi götürsem diye şans eseri göz göze gelmemiz sonucunda okuma fırsatına eriştim. Kitabı açıp '' Ben o zamanlar on altı yaşındaydım, lise birde. İnce uzun bir oğlan. Saçlarım kirpi gibi dik duruyor; ne yana ne geriye taranmıyor, beni deli ediyordu.'' ifadesi ile hızlı bir bağ kurmama , kitabın içine içine çekmesine ve bir çırpıda bitirmeme sebep oldu. Kitabın akışı; bütünselliği, olayların zaman geçişi, örgü ağı, duygusal vuruşları, diyalogların gerçekliği, olayların dışına çıkıp anlatım olarak kendini sunması muazzam şekilde işleniyor. Duygu geçişlerini güçlü bir şekilde hissediyorsunuz. Adeta kitabın içine girip Pelvan Sülüman'ın torunu Ali'nin yanında yaşıyormuşsunuz hissi veriyor. Kısacası büyüleyici bir anlatım tarzı oluşturmuş. Ayrıca dilin özgünlüğüne de değinmek gerekli yazar bölgelerin dil yapısını oldukça güzel betimlemiş. İlginç bir şekilde yazar diyaloglarında Çehov ve Yaşar Kemal esintilerini hissettim.
Kitabın içeriğine dair daha fazla spoiler vermek istemiyorum. Okuyun, okutturun abi çok keyifliydi. Karakterler başta Ali ,Münire ve Mustafa olmak üzere kasabada bulunan çok özgün belediye başkanı, zabıta başı, musa çavuş, emin efendi , üçgen erdoğan, kara turan, celal vb oldukça başarılı. Aynı zamanda bir sistem eleştirisi çürümüş