Ona ihtiyaç duyduğu kadar alan ve zaman vermek istediğimden biraz geriye çekildim. Fazla uzağa gitmedim çünkü varlığımı hissetmesini istiyordum. Kendine ait alanı olsa da yalnız olmadığını bilmesini istiyordum.
"Bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Gitmene nasıl izin vereceğimi bilmiyorum. Sen iyi bir çocuktun, koşulsuz sevginin tanımıydın. Herkes beni bıraktığında sen yanımda kaldın. Hak etmediğim günlerde beni sevdin. İyi günlerde de kötü günlerde de yanımda kaldın. Her halime katlandın ve eksik yönlerime rağmen beni sevdin. Elimde hiçbir şey yokken yanımdaydın. Sen sahip olduğum en yakın arkadaştın ve yalan söylemeyeceğim; bu acıtıyor. Bu acıtacağını bildiğimden daha çok acıtıyor ama sen dağılmamı istemezdin, o yüzden dağılmayacağım. Cennete inanmıyorum ama bugün senin için inanacağım. Umarım kemiklerle ve çiğneme oyuncaklarıyla dolu kocaman bir parkta koşuyorsundur. Sen dileyebileceğim en iyi köpektin ve sana ne kadar teşekkür etsem az. Seni seviyorum Tuck. Daima ve daima. Yarına kadar iyi geceler."
Gitmene rağmen buradaydın. Lanet bir hayalet gibi her adımında, her düşüncemde peşimdeydin. Hiçbir şekilde hayatıma devam edemedim. Edemeyecektim de. Sen benim bir parçamdın.
"İnan bana denedim... Bana nedenini mi soruyorsun? Sana verecek bir cevabım yok. Çünkü ben de bilmiyorum. Sabah her şey bitecek olmasına rağmen neden gitmene izin vermediğimi ya da ölecek olmana neden katlanamadığımı bilmiyorum."
Acıdan uyuşmuş bedenime birer dokunuş gibi geliyor bu sözlerin. Yine de çok seviyorum seni; sabah aydınlığıma koca bir "iyi akşamlar" bırakıp gitmene rağmen...
Yanımdaki sandalyeye çöktü, yüzündeki sinirli ifade endişeye
dönüştü. “Senin de için endişeleniyorum. Rüyalar görüyorum.
Yok, rüya değil,” diye açıkladı kaşlarını çatarak. “Kâbuslar.
Hem de bir süredir.”
Geldiğinden beri bu durum hakkında birkaç kez konuşmuştuk ama ilk kez kâbuslarından bahsediyordu.
“Devam et,” dedim elimle işaret ederek.
“Sanki Kadimler beni tehlikenin yaklaştığı konusunda uyarıyor,” dedi, “ama bunu nasıl durduracağımı bilmiyorum. Tek
bildiğim, Doğudiyarlıların sakladığım şeyi keşfetmiş olmalarından korktuğum ve bu gece vadiye gitmene gerek olmadığı.”
Rüyalarında onu böyle düşündürecek ne gördüğünü sormaya yekensem de vazgeçtim ve ona doğru eğilip elimi titreyen
dizine koydum. Ayağı birden dondu kaldı.
“İki iş aynı anda olmaz, dostum. Bir kâhin olmadan gerçeği
Öğrenemeyiz ve vadiye gitmezsem de bir kâhine danışamayız.
Gidip kızı getirmeliyim. Bu endişeyi sona erdirmenin tek yolu bu.*
Sesi ve cadı işaretleri olmayan, sözde kâhin olduğu söylenen kızı.
Raina Bloodgood’u.
Listeme yazmış olabileceğim onca isim arasında onunki
hiç ihtimal dâhilinde olmamıştı, en azından bu sabah Nephele,
birden kız kardeşinin bu konuda işe yarayabileceğine karar
verene kadar.
Nephele bana karşı her zaman dürüst olmuştu ya da ben
öyle sanıyordum ama bana küçük kız kardeşiyle ilgili pek çok
şey anlatmasına rağmen bu değerli ve gizli yeteneğinden hiç
bahsetmemişti. Aksine, Rainanın benimle Kış Yolu boyunca
yolculuk yapmaması için elinden gelen her şeyi yapmışa. Ben
de onun bu tavrım anlayışla karşılayıp Raina’yı rahat bırakmayı
kabul etmiştim. Aslında hiçbir zaman içinde onu işe yarar kılacak kadar yoğun bir güç hissetmemiştim; tek bir cadı işareti
bile yoktu. Ama tanrılar aşkına, bir kâhinin Kış Hisarina çok
değerli katkıları olabilirdi.
Nephclc neden tüm krallığı böylesine