İnsan gerçekten sevdiğinde, bir noktadan sonra en çok da onun değerini unutabiliyor.
Belki de en büyük kırılma, tam sahip olduğunu sandığın yerde başlıyor.
İsmi zaten başlı başına güçlü bir sembol. Butimar; İran mitolojisinde suya âşık olup, “ya biterse?” korkusuyla ona dokunamayan bir kuş.
Kapak tasarımı, renkler ve figürlerin duruşu da aynı hissi destekliyor. Daha ilk sayfayı açmadan bir bekleyiş oluşuyor insanda.
İşte Butimar’a tam da bu hisle başladım.
Yazarın kalemine diyecek sözüm yok. Atmosfer kurmadaki başarısı gerçekten etkileyici. Mekanı hissettiriyor, tarihsel zemini sağlam inşa ediyor, olay örgüsünü planlı ve kontrollü ilerletiyor. İç içe geçen hikayeler romanın edebî gücünü artırıyor.
Aşk teması ise her zamanki gibi güçlü başlıyor. Duygu var, gerilim var, yoğunluk var. Okur olarak ;Şimdi daha da derine inecek diyorsunuz. Ama tam o noktada bir zayıflama hissi oluşuyor. Duygu kuruluyor, fakat en yüksek yerine taşınmıyor.
Aynı hissi daha önce "Sular Üstünde, Gökler Altında’da" da yaşamıştım. Burada da aşkın potansiyeli çok güçlü, ancak o yoğunluğu sonuna kadar hissedemedim.
Yusuf karakteri ise özellikle düşündürücü. Hakikati ararken geçirdiği değişim, hissizleşmesi, ego ile yüzleşmesi… Bunlar bilinçli tercihler gibi duruyor. Zaten final de bunu destekler nitelikte.Rahatsız eden, sarsıcı ve uzun süre akılda kalan bir bitiş.
Genel olarak güçlü bir roman okudum. Etkileyici bir atmosfer, sağlam bir kurgu ve takdir ettiğim bir kalem var. Ama içimde küçük bir boşluk da kaldı.
***Belki de bazı arayışlar, ışığa değil gölgeye çıkar.
Ve en çok da o gölgede sevgi üşür.***
Yazarın okuduğum ikinci kitabı bu. Atmosfer kurmadaki başarısı ve kurgu disiplinine hakimiyeti gerçekten takdire değer. Bu yönüyle, tavsiye edebileceğim güzel kitapların arasında yer aldı.
ButimarKaan Murat Yanık · Kapı Yayınları · 20156bin okunma
Cemil Süleyman Fecr-i Ati topluluğunun öne çıkan bir üyesi olarak daha çok II. Meşrutiyet döneminde yazan yazarlardan birisi. Kendisinin okuduğum ilk kitabı “Siyah Gözler” oldu.
Roman, otuzlu yaşlarına gelmiş dul bir kadının yirmili yaşlardaki siyah gözlü genç delikanlıya duyduğu sevgiyi, aralarında geçen aşk ilişkisini, ikilinin birlikteliğini ve bunun sonucunda meydana gelen hazin durumları anlatıyor.
Kendisinden yaşça küçük delikanlıya hissettiği aşk git gide psikolojisini etkilemeye, onu takıntılı bir hale getirmeye başlıyor. Bir yandan bu aşkın ruhunda yarattığı duygu çatışmalarıyla mücadele ederken, diğer yandan da hissettiği yoğun kıskançlık ve endişelerle boğuşan kadının hem zihninde beliren hem de kalbinde meydana gelen korku, çaresizlik ve yalnızlık hissiyatı başından sonuna kadar adım adım aktarılıyor.
Bir kadının iç dünyasını bizlere olduğu gibi yansıtıyor. Kadının ruh hallerindeki değişkenliklerine, nasıl hızlı bir şekilde farklılaştığına, ne sıklıkta duygu geçişleri yaşadığını gösteriyor.
Kendisi aynı zamanda bir doktor olan Cemil Süleyman’ın ruhsal analizleri ve insan psikolojisi üzerine olan bilgisini edebiyat ile şekillendirmesi romanı daha gerçekçi yapıyor.
Dul bir kadın olarak sürekli ‘Elalem ne der?’ düşüncesinin insana nasıl baskı yaptığını, neler hissettirdiğini, nelere sebep olabileceğini açıklarken sadece geçmiş dönemler değil günümüzde de var olan toplum baskısının, ahlak bekçiliğinin farklı olmadığını, dul kadının cinsiyetinden dolayı toplumda bulunduğu konumundan bahsederek yazar adeta ileriyi görmüş.
Siyah Gözler kitabında isimsiz kadın daha ön planda olsa da yazar erkek karakterin de dünyasına girmeden edemiyor. Aile baskısı ve evlenme zorunluluğu, bekar bir erkeğin dul kadın ile olan beraberliğinde toplumun dayatmalarını, baskılarını