...Bir kaç ay sonra, bir kadının sessizliğinin ne kadar anlamlı olduğunu sürekli bir konudan diğerne atlanan dağınık bir sohbetin ne çok düşünce içerdiğini anladım.
Daha sonra yüreğime bahar yelleri gibi coşkun bir dalga, bir önüne geçilmez sevinç yürüdü, kendimi tutamadım, ağlamaya başladım. Belki de hiç kimse hiçbir zaman bir sevinci böyle benim gibi yaşamamıştır....yüreğimle, aklımla,bütün varlığımla dünya kadar geniş, uçsuz bucaksız bir mutluluğa kavuştuğuma inanıyordum.
Şubat güneşi uzakta, al bir kuşakla yerle göğü birleştirerek batmakta, sönmekteydi. Gündüz bitmiş, kış gecesi kendi haklarını kullanarak her şeyi karanlığıyla sarmaya, her şeyi silikleştirmeye başlamıştı. Şimdi tren, bozkır gecesinde kıvrıla kıvrıla yolunu açıyor, uzaklarda yer yer, istasyon ışıkları deliyordu bozkır karanlığını.
Gözleri acıdan kocaman açılmıştı. Yedigey, bir aynaya bakırmış gibi kendi aksini gördü o gözlerde...gördü ve ürperdi. az daha geri çekilip mücadeleyi bırakacaktı. Çünkü bir anda hayvanın gözbebeklerinde gördüğü yüzü insanlıktan çıkmıştı. Ter içinde korkunç derecede çirkinleşmiş vahşileşmişti.