“yatağımın karşısında bir pencere var. odanın duvarları bomboş. nasıl yaşadım on yıl bu evde ? bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden ? ben ne yaptım ? kimse de uyarmadı beni. işte sonunda anlamsız biri oldum. işte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.”
Aşk iki insan arasında parlayan bir tutku kıvılcımı değildir yalnızca; aşka düşmekle aşkın içinde ayakta durmak arasında sonsuz fark vardır. Aşk bir varoluş biçimidir, vurulmak değil “vermek”tir; bir tek insanla sınırlanmış bir eylem değil genel anlamda bir ilişki kurma biçimidir.
Halbuki gözlerin işlevi görmek değil ağlamaktır; gerçekten görmek için gözlerimizi kapatmamız gerekir: Vecdin şartıdır bu, gönül gözüyle yegâne görüşün. Oysa ki algı, zaten görülmüşün, tamiri imkânsız bir hep bilinmişin dehşeti içinde tükenir.