O sıralar beni üzen bir mesele daha vardı: Ne ben kimseye benziyordum ne de herhangi biri bana. “Tek başımayım, ama onlar hep birlik.” diye düşünmekten kendimi alamıyordum.
“ Her şey tamam olsun, kendimi daha az yalnız hissedeyim diye, benim için artık, idam günümde seyircilerin çok kalabalık olmasını ve beni nefret çığlıklarıyla karşılamalarını istemekten başka bir şey kalmamıştı geriye.”
“ Fakat en çok dokunan da her yerde ve her zaman haklı ya da haksız bir çeşit doğa yasasına boyun eğer gibi, herkesten önce kendimi suçlu görüyor olmamdı.”
İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız... Yalnız...
“Kalabalık arkadaş gurubuyla bir yerlerde otururken masadan gülümseyerek kalkıp, kendimi en yakın pencereden aşağı atmak geliyor içimden.
Kimseyle vedalaşmadan, sakin sakin yanan sigaramı, dudağımın değdiği son bardağı, iskelemlemin arkasına astığım hırkamı, kurduğum son cümleyi, attığım son kahkahayı ve tüm kırgınlıklarımı o masada bırakıp atlamak.
Önce şok olurlar. Bir yok oluşa somut şekilde şahit olmanın çığlıklarını atılır. O gün önemsenmeye başlanır bu hayatta başa çıkamadıkların. Fark edilirsin çınlar gülüşlerin
“Gencecikti çok neşeliydi, ” falan derler ardından
Değildim be!
Hiçbiriniz anlayamadınız...