Rusya tarihini değerlendirirken, bir tarihçi öncelikle bu devasa ülkenin olağanüstü büyüklüğünü ve çeşitliliğini, coğrafi özelliklerini, kaynaklarını, halklarını ve sorunlarının çeşitliliğini göz önünde bulundurmalıdır. Epey önyargılı ve aşağılayıcı yorumlara maruz kalan Rusya kendi koşulları içinde anlaşılmalıdır. Bu önsöz, Rusya sakinlerini belli biçimlerde davranmaya iten birtakım anahtar temaları ve konuları irdelemeyi amaçlıyor. Bir tarihçi, Benedict Humphrey Sumner, Rus yayılmacılığını Amerika'nın Batı'ya hücumuna benzetir. Slavlar görünüşe göre ilk kez Vistula ve Pripet bataklıklarında, Bug ve Dinyeper [Özü] nehirlerinin yukarı havzalarında tarih sahnesine çıkmıştır. Her yöne yayılan Ruslar 6. yüzyıl civarında Batı Slavları (Lehler, Çekler, Slovaklar, Moravyalılar); Güney Slavları (Bulgarlar, Sırplar, Hırvatlar, Slovenler); ve Doğu Slavları (Büyük Ruslar, Beyaz Ruslar, Ukraynalılar) olmak üzere bölünmüştür. Zaman içinde Ruslar nehirler boyunca ve nehirlerin geçiş noktalarında yerleşmiş ve avcılık ve hayvan satıcılığını tarım takip etmiştir. İlerleyen Slav dalgası her zaman onların fethettiği ya da bozkır halkları örneğinde olduğu gibi, onları durduran yeni halklarla karşılaşmıştır. Sumner'ın benzetmesini izleyerek diyebiliriz ki, Rus ve Amerikan tarımcıları ormanlarda yaşayan avcı-toplayıcı halklarla ve bozkırların göçerleriyle savaşarak ovalara yayılmıştır. Amerikalılar otlakları fethedip çılgın bir hızla buraları sömürerek ekip biçmişler, sonuçta da Oklahoma'da görülen toz fırtınaları örneğinde olduğu gibi, şiddetli bir erozyona sebep olmuşlardı. Ruslar daha yavaş bir hızda yayılmış ve daha az tarım makinesi kullanmış ve toprağa daha az zarar vermişti. Çok daha sonraları, Stalin'in tarımda kolektivizasyonu ve Kruşçev'in Bakir Topraklar Kampanyası