Hayatta kal, oyunda kal, insan kal
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 01:26
Tolstoy: "Acı duyabiliyorsan canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın.". Güney'in yaşadığı da buydu ancak tek farkla: yalnızca kâbuslarında. . Küçücük yüreğinin deli gibi çarpmasına neden olan o korkulu düşlerin en can alıcı noktası hiçbir girişimde bulunamaması. Gözü açıkken duyduğu fısıltılar, fısıltılar, fısılt, fıs... . Bazen suyun içinden çıkan bir el, bazen uçurumun kıyısında düşeyazan bir çocuk görüyor ama ne yaparsa yapsın bir türlü kurtaramıyor. Sürekli "Nefes kadar yakınımızdalar." diyor, kim olduklarını bi' öğrenemiyor. . Zzzzzt, zzzt, zzzzz... . Bu çınlamayı her duyduğunda içine bir korku düşüyor. Büyümesine rağmen hâlâ o çocukluktaki korkuyu yaşıyor. Hepsinde de değer verdiği biri göçüp gidiyordu ama aralarında yıllar vardı seslerin. . Büyüdü, korktu; okula gitti, korktu; evlendi korktu; yazar oldu, korktu; baba oldu korktu derken sesler onu ikinci çocuğu doğarken yine yakaladı. Sonra mı? . Bi' yeri acıyor, bi' yeri sızlıyor ama karşı koyacak gücü bulamıyor. Sonra yine o ses başladı: Zzzt, zzzt, zzz... . Bu laneti neydi, niye onu bulmuştu? Kâbuslarındaki gizem neydi, k*tiller kimdi? Daha kaç sevdiği, tanıdığı göç edecekti onun yüzünden? Yıllar boyu ülkede yer yerinden oynamış, o hiçbir şey yapamamıştı üstelik çünkü... . Sonra bulanık gölgeler gördü, geçmişten geliyorlar gibiydi. Kim olduklarını seçince büyük bir şok dalgası sardı hücrelerini. Ama yine kıpırdayamıyor, yalnızca duyup görüyor, tanık oluyordu. Ancak bu kez istediği yanıtları almak da kararlıydı. . İçinde bulunduğu durumu kavradıkça yeniden adrenalin sardı bedenini. Onları yakalayacaktı artık. Çok ince bir buzun üzerinde yürüyordu, kırılırsa dünyası kararacak. . Peki, her şeyi çözebilse lanet seslerden kurtulabilecek mi? Gölgeler onu izlemeyi bırakacak mı? . Polisiyeye yeni bir
Polisiye / Gerilim
EmpatGünay Gafur · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20267 okunma
Kamuya Ders Kitabı
Puan vermedi·512 syf.··
2026 16. kitabı
Muhtemelen uzun ve oldukça kişisel bir inceleme yazısı olacak. Siddhartha Mukherjee gerçekten çok iyi bir hikaye anlatıcısıdır. Bu hikayelerini de iki ana örgü (bazen üç ana örgü) ile bize sunuyor. Bir hiyerarşi barındırmadan dilin imkanları çerçevesinde birinci ve ikinci demek durumunda kalacağım lakin; bu durum bir beğeni ya da önem farkına benim açımdan işaret etmeyecektir. Birinci olarak bilimsel bilginin günümüze nasıl geldiğinin anlatıcılığında çok kıymetli bir iş yapıyor Siddhartha. Kitabın içindeki her başlığın akademik yazındaki ilk noktasından günümüzdeki bilgi birikimine ulaşana kadar emek sarf eden her bir bilim insanına işaret ediyor ve okuyucuyu da bu kümülatif bilgi artışında aktif bir izleyici olarak ağırlıyor. Diğer kısım ise okuyucu çektiği duygusal sayfalardır. Bir ders kitabı okurken okuyucu kendisini adı-sanı bilinen bir hastanın yanında Siddhartha'nın odasında şikayet dinlerken buluyor ya da hekim ile birlikte çare ararken... Aslında bu durum da duygusuz akademik bilginin omuzlarında yükselen romantize edilmiş güçlü beyaz önlüklülerin yükselmesine yol açıyor. Hastayı kurtarabilecek olan bilim insanları ya da hekimler... Örgüdeki bir üçüncü kısım ise çok daha nadir de olsa önemli yerlerde Siddhartha'nın kendisidir. Onun duyguları, boş yollarda yürüyüşleri ya da kişisel aile işlerine dair satırlar. Yani, bu kitabın yazarı da bir insan olarak ve okuyucusuyla insani ilişki kurmaya devam ediyor. Buraya kadar olan kısım kitabın nasıl kurgulandığı ile alakalı olsun. Devamı içinde Siddhartha taktiği kullanalım, durup durup farklı konulara sekelim. *** Siddhartha bilimsel olarak anlaşılması zor konuları berraklaştırmada gerçekten iyi bir iş çıkarıyor. Tabii ki, bu yorum taraflıdır. Ben bu kitabın muhtevasındaki her bilgiyi en azından bir kaç kere ders
Hücrenin Şarkısı: Dönüşen Tıp ve Yeni İnsanSiddhartha Mukherjee · Domingo Yayınevi · 202437 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
o mahur beste çalar
Puan vermedi·304 syf.··
2026 22. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 21:41
Nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Bıraktığı etkiden sıyrılıp iki kelam etmek çok zor, edebi bir bakış açısıyla değerlendirmek de öyle.. İtiraf etmek gerekirse kitabın ilk yarısında da bir inceleme yazmaya karar vermiştim, ancak basit, sıradan, sıkıcı gibi şeyler yazıp yine popülerite kurbanı oldum, siz olmayın falan diyecektim. Sonra başka bir boyuta geçtik. Hakkını teslim etmem lazım o kadar da fena değil dedim. Hatta süreç uzadıkça karakterleri özledim, merak ettim. Son sayfaya gelene kadar ne düşündüysem o son sayfada kitabın her bir sayfası film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. Taşlar yerine oturdu, boğazıma da eş zamanlı bir yumruk tabi.. Bildiğimiz şeyler aslında, Avrupa’daki göçmen dalgası, Arap Baharı sonrası kabaran milliyetçilik, 70’ler, 80’ler Türkiye’sinin sağ sol kavgaları, dağlardan şehre çöken terör, Ahmet Kaya dinlerken duyulan korku, beyaz torosların kol gezdiği, insanların korkuyu ensesinde hissettiği o günler.. Hepimizin duyduğu hikayeler , acıdığı hayatlar, anlam verdiği ya da veremediği olaylar silsilesi.. ve bunların göbeğinde sönen hayatlar ile yeşeren aşkların kesişimi. Unutulacak bir roman değildi. Geç tanıştık Kemal Varol affet.. open.spotify.com/track/2Sa2Bd3iB...
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,920 okunma
8/10
·192 syf.··
2026 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2026 17:22
Cécile Pin, 1970'lerin sonunda Vietnam'dan kaçarken ailelerini kaybeden ve İngiltere'de yeni bir hayat kurmaya çalışan üç kardeşin (Anh, Minh ve Thanh) hikayesini anlatıyor. Anne ve babalarının denizde hayatını kaybetmesiyle, henüz bir çocuk olan Anh, yas tutmaya vakit bulamadan kardeşlerinin hem annesi hem babası hem de koruyucusu olmak zorunda kalıyor. Hong Kong'daki derme çatma kamplardan Londra'nın soğuk ve yabancı sokaklarına uzanan bu yolculukta, kardeşler sadece hayatta kalma mücadelesi vermiyor; aynı zamanda ölen aile fertlerinin gezgin ruhları ve toplumun mültecilere karşı takındığı ikiyüzlü tavırla da başa çıkmaya çalışıyorlar. Kitabı anlamak açısından Vietnam Savaşı'na da kısaca değinmenin güzel olacağını düşünüyorum: Vietnam Savaşı (1955-1975), Soğuk Savaş döneminde komünist Kuzey Vietnam ile ABD destekli antikomünist Güney Vietnam arasında gerçekleşen, ideolojik temelli ve son derece kanlı bir çatışmadır. ABD'nin komünizmin Güneydoğu Asya'ya yayılmasını engelleme stratejisiyle müdahil olduğu bu savaş, modern askeri teknolojinin karşısında Vietkong gerillalarının tünel ağları ve orman taktikleriyle direndiği yıpratıcı bir sürece dönüşmüştür. Geniş çaplı sivil kayıplar, Agent Orange gibi kimyasal silahların kullanımı ve tarihin ilk televizyon savaşı olması sebebiyle dünya genelinde devasa bir savaş karşıtı protesto dalgası yaratmıştır. 1973'te ABD birliklerinin çekilmesi ve 1975'te Saygon'un düşmesiyle sona eren süreç, Vietnam'ın komünist yönetim altında birleşmesi ve ABD'nin askeri tarihindeki en büyük travmalardan birini yaşamasıyla sonuçlanmıştır. Genel yorumlamak gerekirse bu kitap, sadece bir göç hikayesi değil; aynı zamanda çalınmış bir çocukluğun ve zorunlu bir büyümenin trajedisiydi. Fakat en üzücü noktalardan birisi bir çocuğun kendi yasından
1000Kitap
Gezgin RuhlarCecile Pin · Domingo Yayınevi · 2025687 okunma
Büyük Hun Emperatorluğu
10/10
·375 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Mütemadiyen yapılan okumalar neticesinde yolumuza çıkan eşsiz eserlerinden biri daha. Hunlarla ilgili bilgiler çok olmasa da Ammianus, Hunların kökenini Asya’da aramaz. Aynı şekilde onları daha önce yaşamış olan diğer barbar kavimlerle de bir tutmaz. Ammianus’a göre Hunlar Azov Denizi’nin kuzeyinde veya kuzeydoğusunda başlamış ve kuzey okyanusunun eteğinde yaşamışlardır. Neden batıya doğru hareket ettiklerine dair ise herhangi bir fikirde bulunmaz. Ammianus’un aksine Eunapius daha cesure hareket edip, onun gitmediği yerlere gitme konusunda tereddüt dahi etmemiştir. Onun Doğu roma İmparatorluğunda derlediği hikaye kendisinden sonra gelen; Sozomen, Zosimus, Priscus ve en sonda Jordanes’da bulmak mümkündür. Efsanevi hikayeye göre Gotlar ve Hunlar çok uzun bir süre birbirlerinden habersiz bir şekilde yaşamışlardır. Onları ayıran ise Kerch Boğazı idi. Her iki ulustan birbirlerinden bihaber yaşarken, yine birbirlerinden farklı bir yolda gidiyorlardı. Bu hikaye daha çok Yunan Mitolojisi’ndeki İo’nun kaçırılması ile benzerlik gösterir. Hunlara ait bir buzağının atsineği tarafından sokulması ve bu buzağının boğazın öte tarafa kaçmasıyla, onu takip eden çobanın yeni topraklara girmesi ve buralarının daha sulak ve otlak alanlarının bol olmasından etkilenmesi yine bunları kendi milletine aktarması ile Hunların batıya doğru olan göçünü başlatır. Bunun üzerine Hunlar büyük bir güç ile Kırımlı Gotlara saldırır. Eunapius bu efsane ile Hunların batıya doğru olan hareketini anlatsa da mantıklı olanın boğazın kış aylarında donduğunu buna müteakip Hunların’da bir gün bu buz köprüsünden yararlanarak yeni topraklar aramak için yola koyulduğu yönünde olmalıdır. Hunların kökeni ve nerden geldikleri ile ilgili birden çok varsayım söz konusudur. Antik dönemlerden günümüze değin, net olmayan
Alıntı
HunlarElizabeth A. Thompson · Phoenix · 200818 okunma
Yaşar Kemal'in geçmişinden taşıdığı korku...
Puan vermedi·443 syf.··
2026 1. kitabı
Kimsecik üçlemesinin ilk kitabıdır. Roman, Yaşar Kemal'in hayatından izler taşıyan otobiyografik bir kitaptır. Roman, 1. Dünya Savaşı'nın getirdiği büyük göç dalgası ile başlar. Van'dan yola çıkan ve yolda büyük acılar çeken İsmail Ağa ve ailesi uzun bir yolculuğun ardından Adana'nın bir köyüne yerleşir. Ancak bu yeni hayat, beraberinde huzuru değil, kaçılan geçmişin gölgelerini ve yeni filizlenen korkuları getirir. (spoiler) Savaş ve göçün getirdiği yıkım ailenin üzerine çöken ilk karanlıktır ve ikinci darbe İsmail Ağa'nın yolda, kimsesiz bulduğu Salman'ı evlat edinmesidir. Salman aileye dahil olsa da ruhundaki yabancılığı ve aidiyetsizliği hiç bırakamaz. İsmail Ağa'nın oğlu Mustafa ise Salman'daki bu tekinsizliği sezen ilk kişidir. Roman boyunca Mustafa'nın gözünden Çukurova'nın eşsiz güzelliğini ve Salman'dan kaynaklı saf ölüm korkusunun çatışmasını izleriz. Ve sonda Salman'ın babasını öldürerek masumiyetin bittiği ve nankörlük ile vahşetin galip geldiği andır. Yaşar Kemal, görmediğimiz bir yeri bize anlatırken aslında insan ruhu ile toprak arasında bir bağ kuruyor. Çukurova bir mekan gibi değil de çiçekleri, kuşları ve sıcağıyla karakterlerin ruhuna eşlik eden bir canlıdır. Kitabın adı olan Yağmurcuk Kuşu da fırtına habercisidir. Mustafa'nın içindeki fırtınayı ve yaşanacakları simgeler. Salman, öyle bir karakterdi ki İsmail Ağa'nın şefkati, Salman'ın içindeki karanlığı aydınlatmaya yetmez. Salman, doğanın içindeki o kontrolsüz, ham ve bazen vahşi bir güç gibi hareket eder. Bu, Mustafa gibi masum bir çocukta onarılmaz yaralar açar. Yaşar Kemal'in babasının gerçek hayatta öldürülüşüne tanık olması, Mustafa'nın yaşadığı ölüm korkusunu kurgudan çıkarıp kanlı canlı bir gerçeğe dönüştürür. Yağmurcuk Kuşu, bir çocuğun dünyasındaki o tertemiz doğa sevgisinin dış
Yağmurcuk KuşuYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20131,265 okunma