Gökhan Ünlü

Gökhan Ünlü
@gokhanunlu
Kitap okumayı seven ve yazar olmak isteyen biri.
Duygusal ve Mantıksal Mekanizma
Puan vermedi·687 syf.··
2022 5. kitabı
İnsanlar ilk nefesini aldığı andan itibaren insanları kontrol eden iki mekanizma vardır: Mantık ve duygu. İlk insanlardan bu yana değişmeyen mekanizmalardandır ikisi de. Atalarımız hayatta kalmak için mantıklarına ve duygularına göre hareket etmiş ve başarılı olmuşlardır. Peki, ikisini orantılı bir şekilde kullanamayan atalarımıza ne olmuştur? Cevabı basit. Doğa onları acımasızca katletmiştir. Biz mantığını ve duygularını orantılı kullanan insanların torunlarıyız bu yüzdendir ki Dünya’yı ve kendimizi tanıma, kendimizi Dünya’da belli bir konuma yerleştirme sürecinde böyle yaparız ama büyüdükçe, olgunlaştıkça bazı şeyler yaşadıklarımıza göre değişebilir. Günümüzde bir insan sadece duygularını ya da sadece mantığını kullanarak hayatta kalabilir. Peki, hayatta kalmak yaşamakla eş değer midir? Sadece bir yönetim mekanizmasına ağırlık vererek “hayatta kalmak” bize ne katar? Aslında bunlar cevabı olmayan sorular ama bazı şeylerin cevabını bilemesek de nedenini bilebiliriz. Mesela bir insan neden doğuştan gelen “duygu ve mantığı birlikte kullanma” mekanizmasını terk ederek sadece birine yüklenir? İşte psikolojinin buna verdiği cevap: Duygusal Körlük. Duygusal körlük, bir insan kendisinin ya da karşısındakinin duygularını anlayamaması olarak özetlenebilir. Kendi duygularını anlayamayan, bilemeyen biri mantığını ve duygularını orantılı olarak kullanamaz çünkü mantığı “gerçek” duygularının farkında değildir ve adete olmayan duygular tarafından kandırılır. Gerçek duygularımız bilinçaltında gizlenmiş bir şekilde beklerken “sahte” duygularımız ve sahte duygularımızı dengelemek için çalışan mantığımız bize en büyük darbeyi vurur: Atalarımızı hayatta tutan mekanizma yavaş yavaş yanlışa sürüklenir. Bu yanlışa sürüklenme özel hayatımızda yanlış giden bir şeyler olduğunu hissettirir ve
Felsefe
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
Reklam
Aşırı Düşünmek
Puan vermedi
İnsan karmaşık bir sistemdir. Vücudumuzu saran, binlerce kilometreye ulaşan damar ağı; her biri kendi içinde özelleşmiş sistemlerimiz… Nitekim hepsinden daha ilginç bir yapı vardır: beyin. Beyinin ilginçliği biyolojik olarak da fazladır ve merak uyandırıcıdır ama burada asıl konumuz beynimizin bize kazandırdıkları ve kaybettirdikleri. İnsan; irade sahibi, derin düşünebilen bir varlıktır. Derin düşünmenin ise bize getirdiği ve götürdüğü şeyler hayli fazladır. Düşüncelerinde kaybolan insanlar, düşünmekten hareket edemez duruma gelmiş adeta felç geçirmiş insanlar… İroniktir ki aşırı düşünmek de bir çeşit felçtir. Hayatta hedeflerimiz, hayallerimiz ve beklentilerimiz vardır ama “hayat” denilen, her daim dallanıp budaklanan bu sınırlı zaman dilimi bizden bunlar için bedel ister: zamanımız ve enerjimiz. Çoğu insan ise bu bedelin altında ezilir. Hayır, deneyip başarasız olduğu için değil aksine hiç denemeden, harekete geçmeden sadece zamanının ve enerjisinin gideceğini düşünerek ezilir. Burada insanı ezen hayat değildir, aşırı düşünmektir. Bu aşırı düşünce insanı tekdüze yaşama sürükler, sevmediği ve hiçbir zaman sevmeyeceği işleri sadece “yaşayabilmek” için yapmak zorunda bırakır. Tek zevki her daim beynini yıkayan, propagandalarla dolu medyayı takip etmek ve akşam saatlerinde başlayan, ne acıdır ki, yine propaganda dolu olan dizileri izlemektir. Aşırı düşünmek yüzünden hayatını yaşayamayan insan, hayatını yaşayamadığı için de daha kötü bir duruma düşer; beyni yıkanır. Bu yazımı Jose Saramago’nun Körlük adlı eserinden bir alıntıyla bitirmek istiyorum. “Her hareketimizden önce bütün sonuçlarını tahmin etmeye çalışsak, bunları ciddi olarak düşünsek; önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları; daha sonra da hayali sonuçları düşünmeye
Felsefe
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,1bin okunma
Özgürlük Hakkında
9/10
·352 syf.··
2022 7. kitabı
Bir kukla özgürlük yoksunluğunun cisimleşmiş hali gibi görünebilir. İster gizli bir elle hareket ettirilsin ister iplerle hareket ettirilsin kuklanın bir iradesi yoktur. Bütün hareketleri bir başkasına bağladır. Tamamen kendisi dışındaki bir zihnin denetlediği kukla nasıl yaşayacağına dair bir seçim yapamaz. Kukla konuşabilseydi seçimlerini kendisi yapıyor sanardı çünkü Dünya bilinci gelişmemiş bir varlık olurdu. Eğer kukla bilinçli bir nesne olsaydı, şüphesiz ki, bu; onun için dayanılmaz bir durum olurdu. Zira ancak kendi kendisinin bilincinde olan bir varlık özgür olmadığını hisseder. Ama kukla, tahta ve bezden yapılmış; insan elinden çıkmış bir nesnedir. İnsan ise kuklanın oynatıcı, iradesinin asıl sahibidir. İnsan da bir yere kadar kukla sayılabilir mi? Eğer bilincimiz yeterince gelişmediyse, aynı bir kukla gibi kendimizi özgür sandığımız halde özgür değilsek?
Felsefe
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,2bin okunma
Nefret ve Kurtulma Çabalarımız
8/10
·176 syf.··
2022 59. kitabı
Şunu da demek istiyorum: nefret normal bir duygudur. Bir şeye, insana nefret hissetmek normaldir. Eğer hissetmiyorsanız bu nefretinizin kendinizi boğar. Nefretinizi asla içinize atmayın. Birilerine saldırın demiyorum. Gerekirse kendi kendinize fanteziler kurun kafanızda. Sağlığınız için doğru olan bu. Herkesin içinde bir canavar yatar. Bu canavarı baskılamak sizi canavar yapar. Buna izin vermeyin. Temel atma aşamasında olduğum kitabımda anlatmak istediğim konulardan biri de bu. Bu toplum bize “insanlığı” unutturdu. İnsanlık sadece iyi duygular demek değildir. İnsanlık kötü duygular da besler. Hepimiz toplumun baskısıyla boğuyoruz bu duyguları, yüzeye çıkmaması için boğmaya çalışıyoruz ama bu duygularımız yüzme biliyor. Nefretinizi, kötü düşüncelerinizi boğmaya çalışmayın. Sizin insan olduğununuz bir kanıtı bu duygular. Bunları baskılayarak yok edemezsiniz. Kabullenerek yok edersiniz. Toplumumuzda ise içimizde boğuyoruz, düşünmeye bile korkuyoruz. Hangimiz birini öldürmek istemedi burada? Ama öyle bir hale geldik ki bunu düşünmek bile bizi “canavar” gibi hissettiriyor. Bu da aslında bizi “gerçek” bir canavara çeviriyor. Bu duygular evrim ile içimize, genlerimize işledi. Bu duygular benliğimizden güçlü.
Felsefe
Pis Moruğun NotlarıCharles Bukowski · Parantez Yayınları · 20182,440 okunma
Freud, Rüya ve Kendinden Kaçamamak
9/10
·672 syf.··
2022 58. kitabı
Freud’a göre rüyalar, kişinin bilinçaltına sıkıştırmış olduğu arzularını, kaygı veya korkularını açığa çıkarır. Freud bu konuyu incelemek için hastalarından rüyalarını anlatmasını isterdi ve bu rüyaları kişilerin hayatıyla bağdaştırmaya çalışırdı. Bu konuda Freud’un en çok şaşırdığı ve ilgilendiği nokta ise rüya gören kişilerin acı çekmesine yol açan olayların ve kişilerin rüyalara olan yansımalarıydı. İnsanlar rüyalarında kendine acı çektiren olayları yeniden canlandırıp onları fantastik bir şekilde değiştirmeye çalışır. Freud’a göre bu insanın aklını kaybetmemesini sağlayan yegane unsur çünkü her hatırladığımızda bize acı veren olaylar psikolojimizin sınırlarını zorlar ama rüyalarımızda o olayları farklı şekillerde görerek, hatta ve hatta, iyi bir sonla bitirerek beynimiz adeta kendi sağlığını korumak için bizi kandırır. Bizi üzen insanları ise rüyalarımızda acınası halde görerek kendisini tatmin eder. Bu “rüyalar” üzücü olayların etkisini azaltıyor, evet ama bu olayların suçlusu ya bizsek? Yaşadığımız olayların başlangıç noktası bizsek beynimiz ne yapacak? İşte burada ise evrimin bile bizden alamadığı bir mirasımız devreye giriyor: Psikolojik şiddete yatkınlık. Dünya’nın en büyük acısı sizce nedir? Aklınızda bir şeyler canlandığına göre size şunu söyleyebilirim ki aklınızdaki şey değil. Aklınıza gelen acıya sizin sebep olmanız. Böyle bir durumda kendinizi nasıl rahatlatırsınız? Vicdanınızı nasıl susturursunuz? Çoğumuz gerçek hayatta yapamaz ama bilinçaltımız rüyalarımızda bunu yapar. Kabuslar görürüz; kabuslarımız da acı çekeriz, korkarız ama bunu bize yapan yine bizizdir. Ne kadar çabalarsak çabalayalım bu düşüncelerden kurtulamayız ve Freud bu duruma “Yineleme Saplantısı” der. Bu rüyalar öyle bir hale gelir ki artık gerçek hayatımızı da etkilemeye başlar.
Felsefe
Rüyaların YorumuSigmund Freud · Say Yayınları · 20211,969 okunma
Reklam