g

g
...yekpâre, geniş bir ânın, parçalanmaz akışında*
Cumhuriyet'in Hamalları İşçiler V. Kuruluş Yıllarında İşçi Eylemleri 1930‘lu yılların “devletçiliği”, bağımsız işçi örgütlerini yasaklayan, işçileri hükümet güdümlü derneklerde örgütlenmeye zorlayan ve işçi eylemlerini baltalayan idari ve yasal önlemler ile ayrıca takviye edildi. Grevci işçilere gözdağı veren Cemiyetler Kanunu değişikliği (1933); grev hakkını tamamen ortadan kaldıran İş Kanunu (1936); sınıf esasına dayalı cemiyet ve sendika kurmayı yasaklayan Cemiyetler Kanunu değişikliği (1938), Halk Fırkası’nın işçi hareketlerini engellemekte kullandığı başlıca baskı araçlarıydı. (syf.89) Tüm bu çabalara rağmen 1923-1936 döneminde işçi sınıfı çıkarlarını savunmak için, kötü çalışma koşullarına ve düşük ücrete karşı çıkmak, birikmiş ücretlerin ödenmesi, işten çıkarılan arkadaşlarını tekrar iş aldırtmak için greve gitmekten kaçınmamış, dönem boyunca 94 kez greve gitmiştir. (syf.90)
Siyaset
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Şevket Süreyya Aydemir harbe katılmadan önce büyük Turan umutlarıyla dolu bir Türk genci ve bu umutlarla gidiyor cepheye. Fakat anadolu diye gördüğü topraklar, kurak ve bozkır, akarsuları ise onun geldiği yerdeki gibi gür akmıyor. Şaşkına dönüyor Aydemir, şiirlerle cennet diye anlatılan anadolu bu olamaz, diyor. Fakat harbe katıldığında, bölüğündeki askerlerin, anadolu askerlerinin cehalet ortamında büyüdüklerine de tanık oluyor ve bu tanıklığını otobiyografik romanı olan Suyu Arayan Adam’ın 86-91 sayfa aralığında şu şekilde aktarıyor: “...Fakat o vakit, örneğin bizim bu makineli bölüğünde, İstanbullu bir başçavuştan başka okuma yazma bilen kimse yoktu. Daha ilk derste belli oldu ki bu bölükte, hangi dinden olduğumuzu doğru dürüst ve kesin olarak bilen kimse de yoktu. Derse başlarken İstanbullu başçavuşa dersi sadece dinlemesini, sual cevaplars katılmamasını söyledim. Sonra askerlere sordum: -Bizim dinimiz nedir? Biz hangi dindeniz? Hep birden: - Elhamdü-l-illah Müslümanız, diye cevap vereceklerini sanıyordum. Fakat öyle olmadı. Cevaplar karıştı. Kimisi “İmamı azam dinindeniz” dedi. Kimisi “Hazreti Ali dinindeniz” dedi. Kimisi de hiçbir din tayin edemedi. Arada: -İslamız, diyenler de çıktı ama; -Peygamberiniz kimdir? deyince, onlar da puslayı şaşırdılar. Akla gelmez peygamber isimleri ortaya atıldı. Hatta birisi; -Peygamberimiz Enver Paşadır! ... “...Fakat asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu. Daha ilk sual cevaplarda anlaşıldı ki, bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını değil, hangi milletten olduklarını da bilmiyorlardı. -Bi hangi milletteniz, deyince her kafadan bir ses çıktı.: -Biz Türk değil miyiz? deyince de hemen -Estağfurullah! diye karşılık verdiler.
Tarih
Sizce de böyle midir?
Jean-Jacques Rousseau Toplum Sözleşmesi’nin 18. ve 19. sayfalarında Toplum Halini açıklayarak bir sonuç elde ediyor. Merak ediyorum sizler bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz. Hemen size bu kısmı aktarıyorum. “... Bu denkleşmeyi kıyaslaması kolay bir biçime sokalım: İnsanın toplum sözleşmesi ile yitirdiği şey, doğal özgürlüğü ile isteyip elde edebileceği şeyler üzerindeki sınırsız bir haktır. Kazandığı şeyse, toplumsal özgürlükle, elindeki şeylerin sahipliğidir. Bu denkleştirmede yanılmamak için, sınırını kişinin gücünde bulunan doğal özgürlüğü halkın oyuyla sınırlı toplum özgürlüğünden; kaba gücün ya da ilk oturma hakkının bir sonucu olan elde bulundurmayı, gerçek bir yetkiye dayanan sahiplikten ayırt etmek gerekir. Yukarıda söylenenlere, yani insanın toplum halinde elde ettiklerine, insanı kendi kendisinin efendisi yapan “manevi“ özgürlüğünü ekleyebiliriz:*Çünkü salt isteklerin itisine uymak kölelik, kendimiz için koyduğumuz yasalara boyun eğmekse özgürlüktür.*
Siyaset