g

g
...yekpâre, geniş bir ânın, parçalanmaz akışında*
10/10
·240 syf.·
2020 15. kitabı
Yaşasın 1 Mayıs, yaşasın direniş! Yüksel Akkaya Cumhuriyet’in Hamalları: İşçiler adlı kitabında üzerinde az çalışılmış bir alan olan Osmanlı İmparatorluğu döneminden Erken Cumhuriyet dönemine, Çok Partili Siyasal hayattan sendikalaşma oluşumuna dek işçilerin neler yaşadıklarını, nelerle karşılaştıklarını bize göstermeyi amaçlamıştır. Bu eser, Yüksel Akkaya’nın çeşitli dergilerde emek tarihi ile ilgili yazmış olduğu yazıların birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu yüzden bölümler arasında bazı kronolojik kopukluklar yaşanmaktadır. Her yazı ayrı bir dergi için hazırlandığından, her bölümünün girişinde emek sürecinin baştan başlatıldığını görüyoruz. Bu açıdan, bir diğer bölüme geçerken gördüğümüz bir devamlılık değil, bir tekrarlanma oluyor. Fakat yine de kitap için incelenen yıl aralığının Osmanlı üretim sürecinden başlatılması, hep ticaret kenti olmuş Selanik ile Çukurova arasındaki üretim farkının kıyaslanması, daha sonra sanayileşmenin Osmanlı’da da etkilerinin hissedilmesi ile birlikte üretimin az olduğu yerlerdeki artışın yıllar içerisinde gelişiminin gösterilmesi ve bu gösterimin tablolar ile görselleştirilmesi emek tarihi açısından bu kitabı önemli bir yere koymaktadır.   Osmanlı’nın bir imparator oluşu, Osmanlı’dan sonra yerine bir ulus devletin, Türkiye’nin kurulması, 19.yy. için de 20.yy. için de bu topraklardaki işçinin örgütlenememesi sonucunu doğurmuştur. İmparatorluk’un bir baskı rejimi olması, Cumhuriyet’in erken döneminde ise asıl olgunun Türk olmak ve bunun sonucunda da üretimi diğer uyrukların elinden almanın temel gayeyi oluşturması örgütlü bir işçi sınıfının oluşamamasına neden olmuştur. Sendikalaşmanın yasallaşmasıyla birlikte de Türkiye’deki işçi sınıfının dar bir perspektifle yalnızca düşük ücret ve çalışma saatlerinin uzunluğu gibi nedenler
Siyaset
Cumhuriyet'in Hamalları İşçilerYüksel Akkaya · Yordam Kitap · 20215 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·408 syf.·
2019 94. kitabı
Şevket Süreyya’nın doğduğu, büyüdüğü dönem oldukça kritik bir zaman zarfına denk geliyor. Osmanlı’nın yıkılış dönemine doğmuş olan yazar, ii.Meşrutiyet’i de görüyor, Osmanlıcılık akımını da Türkçülüğü de. Bu gelişmeleri bizatihi kendi yaşamış olan birinden okumak, o değişen hisleri ve duyguları, evrilen fikirleri o günlere şahit olmuş birinden okumuş olmak büyük bir önem arz ediyor kanımca. Bana daha gerçekçi ve daha dikkate değer izlenimi veriyor. Fakat Şevket Süreyya her ne kadar küçük bir göçmen kasabasına doğmuş olsa da bahtı onu ülke sınırlarının dışına hatta komünist rejimin kucağına bile uçuruyor. Ekin devrimini de görmüş, yaşamış biri Şevket Süreyya. Bu yüzden sonrasında seçtiği yol, Cumhuriyet’e bağlılığı, düşünce yapısı bizim için bir yol gösterici olabilir diye düşünüyorum. İnkar edemeyeceğim ki kitaba önyargılı başladım ama ne kadar hatalı olduğumu anladım. Çok beğendim yazarın otobiyografik kitabı olan Suyu Arayan Adam’ı. Çok fazla etkilendiğim yerler oldu. Bunlardan birini de sizlerle paylaşmak istiyorum: Şevket Süreyya Aydemir harbe katılmadan önce büyük Turan umutlarıyla dolu bir Türk genci ve bu umutlarla gidiyor cepheye. Fakat anadolu diye gördüğü topraklar, kurak ve bozkır, akarsuları ise onun geldiği yerdeki gibi gür akmıyor. Şaşkına dönüyor Aydemir, şiirlerle cennet diye anlatılan anadolu bu olamaz, diyor. Fakat harbe katıldığında, bölüğündeki askerlerin, anadolu askerlerinin cehalet ortamında büyüdüklerine de tanık oluyor ve bu tanıklığını otobiyografik romanı olan Suyu Arayan Adam’ın 86-91 sayfa aralığında şu şekilde aktarıyor: “...Fakat o vakit, örneğin bizim bu makineli bölüğünde, İstanbullu bir başçavuştan başka okuma yazma bilen kimse yoktu. Daha ilk derste belli oldu ki bu bölükte, hangi dinden olduğumuzu doğru dürüst ve kesin olarak bilen kimse de yoktu. Derse
Tarih
Suyu Arayan AdamŞevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitapevi · 20215,1bin okunma
10/10
·136 syf.·
2019 92. kitabı
Bu kitabın tamamının Rousseau’nun daha kalın bir eserinin yalızca bir bölümü olduğu kalmış dimağımda. Şu an size kaynak gösteremiyor olsam da bu kitabın içerisinde yazarın kendi, o eseri yayımlamaktan vazgeçtiğinden bahsediyor fakat dediğim gibi sayfa aralığı veremeyeceğim size. •İlk toplumların ortaya çıkışı, bir arada yaşamayı düzenleyişleri, egemenin doğuşu, devlet, kölelik, halk gibi kavramların ortaya çıkışını, gelişini, ve bu kavramların dayanaklarından bahsediyor Rousseau bizlere. Devlet kavramına girilince de Roma’dan bahsetmeyi ihmal etmiyor. Modern devlet kavramlarına da yer veriliyor Toplum Sözleşmesi’nde. Ben kitabı fazlasıyla beğendim, aslında önyargılıydım bu tarz kitaplar bazen sıkıcı olabiliyor biliyorsunuz fakat gerçekten hiç sıkılmadım, keyifle okudum. Her cümlesi fazlasıyla bilgi ve anlam yüklü olduğu için ince bir kitap olmasına rağmen dolu bir kitap. Bu yüzden yalnızca yönetimle ilişkili kişilerin değil hepimizin okuması gerektiğini düşünüyorum çünkü Rousseau’nun da kitapta açıkladığı gibi, Demokrasi rejiminde egemen millettir, bu yüzden bizler her an her şeyi denetlemeli; her yeni uygulamanın, her yeni değişimin takipçisi olmalıyız.
Toplum SözleşmesiJean-Jacques Rousseau · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,9bin okunma
Puan vermedi·152 syf.·
2019 91. kitabı
Bu okuduğum ikinci Sevgi Soysal kitabı, diğeri öykü, Yürümek de roman olarak adlandırıldıysa da ben yazarın iki türde de aynı teknikleri kullandığını düşünüyorum. Bunu Yürümek üstünden biraz açmak istiyorum. Kitapta alışık olduğumuz, romanlarda genellikle kullanılan teknik yok. Bir olay nerede başladı, ne şekilde ilerledi bilemiyorsunuz. Yazar size olayın sonucunu söyleyiveriyor, siz de bu şekilde öğrenmiş oluyorsunuz. Bunun dışında hem bir anlatıcı yer alırken romanda, hem de karakterlerin iç monologlarına yer verilmiş. Tabiat tasvirlerini anlatıcı yaparken, karakterlerimiz arası diyaloglardan sonra varlığını az da olsa gösteren anlatıcı, iç monologlar sırasında-e haliyle - kayboluyor. Romanın içeriğine gelecek olursak da yolları yetişkinlikte kesişen iki karakterimizin, Ela ve Memet’in, çocukluktan yetişkinliğe doğru olan yollarının, onlarda iz bırakan olaylar eşliğinde ilerlemesine tanık oluyoruz. Bu yolda, cinsellik, toplum baskısı, zorbalık gibi yelpazesi geniş tutulmuş motifler var. 12 Eylül’ü de işlemiş Sevgi Soysal ince bir şekilde fakat az ve kitabın bitişine doğru yapmış bunu. Kitapta çok sevdiğim bazı detaylardan bahsetmek istiyorum sizlere. Yazarın kullandığı dil bana çok eşitlikçi geldi, bundan kastım feminist dil değil. Bundan da kastım şu ki, sanki hiç cinsiyet eşitsizliği var olmamış da onun ne olduğunu bilmiyormuşsunuz bu yüzden de “feminizm” gibi bir kavram ortaya çıkmamış gibi. Kitapta işlediği toplumsal cinsiyet eşitsizliğine rağmen sanki cinsiyet eşitliğinin var olduğu bir toplumdaymış gibi hissettiriyor Soysal size. Bu bende hoş bir tad bıraktı. Ayrıca hem Ela’nın hem de Memet’in iç sesine, kaygılarına tanık olduğumuz için iki cinsiyet için de hoş bir roman Yürümek. Hem kendi cinsiyetimizin maruz kaldığı baskıyı, zorlukları hissedip
1000Kitap
YürümekSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20121,642 okunma
Puan vermedi·528 syf.·
2019 90. kitabı
Asıl karakter hangisi tam emin olamasam da iki ana karakterimizin isimlerini vererek başlamak istiyorum yazıma, Nermin ve Tuğde. Asıl karakterin hangisi olduğuna karar veremiyorum çünkü roman Nermin’in dilinden yazılsa da Tuğde olmasa bütün o çağrışımlar, hatırlamalar olmayacaktı. Karar vermeyi diğer okuyanlara bırakmak istiyorum. • Bir arkadaşının, kızını beş günlüğüne Nermin’e bırakmak istemesiyle başlıyor roman. Nermin her ne kadar çocuk sevmediğinin bilincinde de olsa, ne kadar zor olabilir ki yalnızca beş yaşında bir kız çocuğu, diye düşünerek kabul ediyor arkadaşının bu isteğini. Fakat Tuğde’yi görür görmez onun sıradan, yaşıtları gibi bir çocuk olmadığını anlayıveriyor. Yazarın beş yaşındaki bir çocuğu böylesine fettan, böylesine dişi bir birey olarak görmesi benim çok da anlayabildiğim bir şey değil. Ben de bir kadın olduğum için ister istemez kendi küçüklüğümü, beş yaşımı hatırlamaya, ben olsam Tuğde’nin yaptığını yapabilir miydim diye düşünmeye başlıyorum okurken. Belki bu bana zor ve puslu gelir diye çevremde beş yaşında olan kız çocuklarını, onların davranışlarını hatırlamaya çalışıyorum. Ama yok Tuğde gibi biri gelmiyor gözümün önüne. Beş yaşını Tuğde gibi yaşamış biri var mıdır? Ya da yazar neden beş yaşını dişiliğin oluşumaya başladığı yaş olarak görüyor? Ya da buradaki beş rakamının anlamı başka mı? Bunlar hakkında hiçbir fikrim yok. • Bölümler Tuğde’nin taktığı bir toka, giydiği bir kıyafet veyahut söylediği bir kelimeyle isimlendiriliyorlar. Bölümlerin içeriği ise Tuğde’den dolayı hatırlanan eski arkadaşların, eski olayların anlatımından oluşuyor. Her ne kadar roman olsa da bu eser, olay örgüsünden çok tespitler ve yorumlar içeriyor. Kadınlar üzerine tespit/yorum, toplum üzerine tespit/yorum... Toplumun kusurlarını gözlemleyişi ve ifade edişi ne kadar
Edebiyat
Yüksek TopuklarMurathan Mungan · Metis Yayıncılık · 20173,646 okunma