"Yalnızlık kulesinin zemini yoktur,
hissettiğiniz hep düşme halidir...
öğle güneşi gibi yalnız olmak ne demek anladım, gölgesiz olmak demek, öyle bir yalnızlık ki kendine dair gölgem bile yok demek, gölgesiz bir yalnızlık ne işe yarışı yarayacak.."
Aynadaki aksim, gölgem, bir de ben.
Var mıdır, yok mudur onlar sahiden?
Aşina değiller çektiklerime;
İçlerinden biri gelse yerime.
Ben bir gölge olsam, yahut bir hayal,
Onlar gibi hissiz, onlar gibi lâl.
Olsa bütün ömre bedel bir lâhzam;
Var görünsem, onlar yok gibi olsam!
İnsan, kaşla göz arasında, ne oldum demeye vakit bulamadan, öteki dünyayı boylayıverir. Ama ne çıkar bundan? Bana sorarsanız, biz bu yaşama ve ölme konusunda çok yanlış düşünüyoruz. Benim asıl özüm, yeryüzündeki gölgem dedikleri şeydir bence. Biz ruh işlerine bakarken, tıpkı güneşe suyun içinden bakan istiridyeler gibiyizdir bence; üstlerindeki ağır suyu, havaların en hafifi sanan istiridyeler gibi. Bence bedenim, asıl varlığımın tortusudur ancak. İsteyen alsın bedenimi, evet alsın, çünkü o, ben değilim. Böyle olunca, ver elini Nantucket! Varsın gemi de batsın, bedenim de batsın dilediği zaman. Ruhuma gelince, Jüpiter gelse batıramaz onu.
gölgem gibi peşimi bırakmayan o eski acı yine üzerime çöküyordu. eskisi gibi zezé olayım, bir şeker portakalı fidanı edineyim, Portekizlimi bir kez daha kaybedeyim, öyle mi?
-Yeniden Zezé olmak ister miydin?
-Gölgem gibi peşimi bırakmayan o eski acı yine üzerime
çöküyordu. Eskisi gibi Zezé olayım, bir şeker portakalı fidanı edineyim, Portugal’ımı bir kez daha kaybedeyim, öyle mi?
Ve beni hep gölgem gibi takip eden bir başka zorluk ise şudur; insan, nasıl, hangi biçimde, hangi seslerle dünün seslerini bugünün seslerine dönüştürebilir; dünün seslerinden yeniden yaşayan insanlar yaratabilir ve insanın ruhunda, beyninde ve yüreğinde onlar için, küçük ama sıcak bir mekan açabilir?