Kerim Aykan

Kerim Aykan
@golyadkin52
Odamda beni kitaplarım bekler, bu yegane tesellidir.
TİMŞEL
10/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2024 8. kitabı
“Hep bu kitabı yazmak istedim, bu kitabı yazabilmek için çalıştım, bu kitabı yazabilmek için dua ettim.” John Steinbeck Bu kitabı ablam hediye etti ve hayatımda yaşadığım en büyük aydınlanmalardan birinin sebebi oldu. Anatomik olarak kitaba baktığımda atmosfer olarak 18.yy sonu ve 19.yy başı Amerika tarihi seçilmiş. Kızılderililerle savaşılan zamanlardan 1. Dünya Savaşına kadar uzanıyor hikaye. Amerikaya göçen ailelerin Salinas Vadisin'de kurdukları her biri birbirinden farklı hayatlar ve bu hayatların ustaca birleştirilmesi ile ortaya böyle harika bir roman çıkmış. Ayrıca Steinbeck'ten otobiyografik izler de taşıyor. Kitapta konu olarak iyi karakterin, ailesi ile yaşadığı çekişmeler, kötü karaktere aşık olması sonucu tüyler ürpertici bir femme fetake hikayesi çıkmış ortaya ve çocuklarının, hamurlarındaki kötü duygulara karşı gelmek için yaşadıkları bunalımlar çok akıcı bir şekilde anlatılmış. Eleştirmenler modern bir "Habil ile Kabil hikayesi" olarak adlandırmışlar. Kitabın bir bölümünde Habil ile Kabil hikayesi yani iyi ile kötünün en kadim hikayesi derinlemesine parçalanıp analiz edilerek, insanlığın en büyük çekişmelerinden birine ışık tutmuş ki aydınlanmayı yaşadığım nokta da burası oldu zaten. Tanrının Kabil'in hediyesini kabul etmemesi ile kabil'in "reddedilmiş çocuk" konumuna gelmesi günümüz psikanalizi açısından bakıldığında Kabil'in davranışlarını açıklamada aşırı uyumluydu. Başımı kaldırdığımda uzun bir süre odamın tavanını izleyip dış dünyaya geçmek istemediğim ve uzun zamandır bu duyguya hasret kaldığımı farkettiğim bir kitap oldu benim için.
İnsan ve Hayat
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·352 syf.··
2024 4. kitabı
Murakami Avrupa'nın en çok okunan yazarlarından biri. Bizim yayınevlerine de Avrupa vesilesi ile girdiğini düşünüyorum çünkü Türk okurunun alışılagelmiş roman tadı bu tür kitaplarda pek olmuyor maalesef. Orhan Pamuk'un üslubunu bile tam olarak benimseyebilmiş değiliz halen daha. Dediğim gibi alışılagelmiş roman tadından uzak ve tasvire yer vermeyen sade bir üslup benimsenmiş kitapta ancak kitap bence bu sebeplerden dolayı akıcı hale de gelmiş. Kitabı okurken sıkıldığım yerler çok oldu bunun dışında bizim edebiyat kültürümüze uymayan cinsel içerik kitapta aşırı derecede fazla olduğu için edebiyat tadını kitaptan almakta zorlandım. Kitap, "The Beatles'ın Norwegian wood" şarkısının Vatanabe'yi yıllar önce üniversite zamanlarına götürmesi ile başlıyor ki bu üniversite süreci Murakami'nin üniversite zamanlarından izler de taşıyor. Okurken dikkatimi en çok çeken şey Vatanabe'nin arkadaşlarının ve yan karakterlerin bir bir intihar etmesi oldu. Bu kadar intihar vakası kurguda abartı olarak geldi bana ancak sonradan araştırınca Japonya'da gençler arasında intiharın çok yaygın olduğunu hatta intiharın bir kültür olduğunu gördüm ve çok şaşırdım. Kitapta 60'lı yıllara ait bir çok jazz müzik ismi geçiyor, her bir müziği kitabı okurken denk geldiğim yerlerde fon olarak kullanmak güzel bi okuma deneyimi sunsa da çoğu müziği beğenmedim. Bu kadar olumsuz yorum arkasından bu kitaba neden bir inceleme yazdığım sorusuna gelirsem eğer, karakterlerin psikolojik tasvirlerini çok beğendim ve kendimle bir miktar özdeşleştirdiğim psikolojik tasvirler oldu yani kitabı okurken bazı noktalarda kendimi buldum ve bana çok şey kattı.
İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 201513,9bin okunma
Puan vermedi·176 syf.··
Beğendi
·
2023 44. kitabı
Doğu'ya has bir tutum olarak, ortak zevklerin değil de ortak dert ve duyguların diğer insanlara yakınlaşmamda daha etkili olması biyografi okumayı sevmemin en büyük sebebi oldu her zaman. Kitap İlber Ortaylı'nın sunumu ile başlıyor. Ayşe Şasa Yeşilçam'ın senaristlerinden, önemli filmlere imza atmış fildişi kulesinde yetişen aristokrat bir aileye mensup. Yabancı mürebbiyelerin elinde yetişip kültür bağı koparılmış bir çocuğun dünyayı anlamlandırmaya çalışırken, anlamlandıramayıp 30'lu yaşlarında duygusal ve bilişsel olarak parçalanıp şizofreniye yakalanması ve bu durumla mücadele etmesini konu alıyor kitap. Kendisini akıllılar dünyasında bir deli olarak tanımlıyor, yani kendisini bir "öteki" olarak tanımlayan bir bilince sahip Ayşe Şasa. Hatta kitapta bir şizofreni nöbetini tüm derinliği ile anlatıyor, üslubu o kadar sanatsal ki şizofreni nöbetindeki duygu-durumunu kendi üzerimde hissettim diyebilirim. Ayşe Şasa'nın yaşadığı buhran, İbnül Arabi'nin Füsusul Hikem kitabını okuması ve tasavvufa yönelmesi ile baştanbaşa değişiyor. Tüm o parçalanmış kişilik yapısını "orada, en uçta bilen, gören, yargılayan biri var" diyerek ve tüm yaşamını bu mutlak 1'e endeksleyerek aşıyor. Ancak dikkatimi en çok çeken şey İsmet Özel'in Celladıma Gülümserken şiirinin, Ayşe Şasa'nın şizofreni nöbetiyle ilgili yorumuydu. Çünkü bu şiiri bu şekilde yorumlamak için de gerçekten böyle bir şizofreni nöbeti geçirmek gerekir. Şairin hissettiği şeyi yazması gibi İsmet Özel ile Ayşe Şasa'nın bu duygusal kesişimi beni derinden etkileyen nokta oldu ve şiiri tekrar dinlediğimde çok daha farklı bir pencereden bakabildim. Bir diğer dikkatimi çeken şeyse Ayşe Şasa'ya konulmuş olan şizofreni teşhisi günümüz psikiyatristleri tarafından "bu şizofreni olamaz" şeklindeki tutumu oldu. Ama zamanında konulan
Hayat ve İnsan
Delilik Ülkesinden NotlarAyşe Şasa · Timaş Yayınları · 20221,793 okunma
Haiku Tarzı Bir Roman
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2023 30. kitabı
" Sadece aklın istikametinde hareket edersen insanlardan uzaklaşırsın. Duygularınla hareket edersen sürüklenirsin. Ruhunu açarsan ve dilediğin gibi yaşamazsan sıkışırsın. Nasıl bakarsan bak, insanlarla yaşamak zordur." Japon Edebiyatına merak saldığımdan beridir bir kaç kitap dışında japonya dediğim zaman aklıma gelen imgeler diğer okuduğum kitaplarda hep eksik kalmıştır. Ancak bu kitabı elime aldığımda etrafımdaki jargon o kadar değişti ki kendimi aradığım o japon edebiyatı tadını bu kitapta yakaladım. Şimdiye kadar ilk kez inceleme yazıyorum ve beni bunu yapmaya sevk eden ilk kitap oldu. Öncelikle kitap insanlarla yaşamanın zorluğu üzerine mükemmel bir giriş cümlesi ile başlıyor ki bu da kendisini zamanına yabancı hisseden insanlar için kahramanımızın haleti ruhiyesini çok derin bir şekilde kafamıza işletiyor ve insanlardan kaçmak ama kendisine de bir dünya yaratmak isteyenlerin, kitapları yuva ve kahramanlarını arkadaş ya da düşman bellemesi gibi bu kitaptaki kahramanımız da yuvasını resim çizmekte bulmuş bir ressam ve şair olarak karşımıza çıkıyor. Olguları resme aktarırken aynı zamanda haiku yazarak da dizelere aktarabilen bir sanatçı ki kitapta insanın içini ısıtan birçok haiku da var. Sanata genelde hayatın acı ve ızdıraplarına karşı insanlığın oluşturduğu bir savunma aracı olarak bakmışımdır. Çünkü kişi melankoliden zevk almaya başladığı noktada hayatın bu olumsuzlukları artık katlanılması gereken bir şey değil de zevk alınan ve üretim alanına dönüşen bir şey oluyor sanatla. Ancak resim sanatının böyle bir işlevselliği olduğunu bu kitabı okumadan önce bilmiyordum. Çünkü kahramanımız doğanın ve olguların içinde yaşamak yerine onlara üçüncü bir gözden bakarak yorumluyor. Bu bana Tanrının bizleri gördüğü gibi görmesini anımsattı ki kendimiz de dahil insanları
Sanat
Üç Köşeli DünyaNatsume Soseki · İthaki Yayınları · 20221,927 okunma