1K'daki ilk incelememi yazmaya başlamış bulunuyorum. İncelemeden ziyade, bu uzun serinin sonuyla gelen hislerin, kafa karışıklıklarının dışavurumu olacak bu yazı. Bu sebeple olaylara ilişkin detaylı yorumlar yapacağımdan tam bir spoiler metni olacak. Spoiler istemeyenler yanlışlıkla okumasın diye böyle bir paragrafla başlamayı uygun buldum.
7 serilik kitabı yaklaşık iki ayda merakla okudum, her akşam maceranın devamını görmek için kitabın başına oturdum. İki ayda oluşan bu Harry Potter macerası aşinalığıyla serinin bitmesine üzüldüm diyebilirim. Ancak olaylara bazen TV başında diziyle dedikodu yapan insanlar gibi yorum yapasım geldi. Bu yorumları da son kitabın incelemesi olarak buraya yazıp duygularımı serbest bırakmaya karar verdim.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitapları okumadan filmlerin tamamını izlemiştim, ama detaylı hatırlayacak kadar yeni değil. Bazı olayları unutmuşum hatta, ama can alıcı noktaları hatırlıyordum, mesela ölümleri. O yüzden ne kitabın sonu, ne de ölümler benim için şaşırtıcı olmadı. Ama tabii ki asla filmlerle kitabın duygu aktarımı aynı olmadığı için, kitaplarda bu can alıcı olayları daha derinden hissettim.
Serinin içinde en beğenmediğim -aslında beğenmemek tam olarak ifade etmek istedim şey olmasa da- Zümrüdüanka Yoldaşlığı oldu. Bunun sebebinin muhtemelen büyük bir kısmı, kitabın Sirius Black'in ölümüyle bitmesi olabilir. Sanırım yazara kızdığım ilk ve hatta tek yer burası olabilir. Çünkü bana göre Sirius Black gerçekten sebebsiz yere, büyük sıradanlıkla öldü. Yazar, karakterden kurtulmak istemiş gibi hissettim. "Harry'nin geride tek üyesi olan bir ailesi olmasının ne zararı olabilirdi ki?!" diye düşünmeden edemedim. Bunun dışında Zümrüdüanka Yoldaşlığı görece sakin bir kitaptı, sonlardaki Esrar Dairesi olayları, kehanet olayları benim için biraz sıkıcı bir düzeydeydi.
Serinin içinde en beğendiğim ise, bir tane değil iki tane, bu sebeple en beğendiklerim; Ateş Kadehi ve Melez Prens oldu. Ateş Kadehi, olaylı Qudditch Dünya Kupası'yla başladı, Üç Büyücü Turnuvası'yla devam etti ve olaylar hiç bitmedi. Sınıftaki öğrencilerin Affedilmez lanetleri Alastor Moody'den -her ne kadar o an aslında Barty Crouch Jr. da olsa- öğrendiği kısmı hiç unutmam. O sınıfta ben de varmışım gibi gergin havayı iliklerime kadar hissettim. Gerginlikler, sürprizler ve maceralar bitmedi Ateş Kadehi'nde. Cedric Diggory'nin ölümü ise takip eden kitaplarda verdiğimiz kayıpların başlangıcı oldu.
Diğer favori kitabım Melez Prens ise, Tom Riddle'ın hayatını öğrendiğimiz dopdolu bir kitaptı. İnanın, Dumbledore'un, Harry'i derse çağırmasını en az Harry kadar heyecan ve merakla bekledim. Düşünseli'ne yapılan yolculuklar beni hep heyecanlandırdı. Ve böylece son kitabın büyük adımları atıldı.
Felsefe Taşı, her ne kadar nispeten en sakin ve en olaysız kitap olsa da bir serinin temelini attığı için asla "Beğenmedim" diyemeyeceğimiz bir kitap. Diğer kitapların onu gölgede bırakmasına izin veremem çünkü biz Felsefe Taşı'nda oluşturulan bir dünyada ilerledik. Felsefe Taşı'nın tatmin edici bir yanı olmasaydı zaten seride devam etme kararı alınmazdı çoğu kişi tarafından.
Sırlar Odası ise yine macera dolu, gayet güzel bir kitaptı.
Azkaban Tutsağı ise artık olayların daha da geliştiği, James Potter'ın en yakın arkadaşlarıyla tanıştığımız, onların hayatlarından parçalar duyduğumuz, Harry'nin bir vaftiz babasının olduğunu öğrendiği, güzel karakterlerin katıldığı güzel bir kitaptı.
Açıkçası James, Lily, Sirius, Lupin ve Severus zamanlarından kısımlar görmeye bayılıyordum. Geçmiş sahneleri beni hep daha çok meraklandırdı, hep daha fazlasını görebilmek istedim. Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nda, Harry'nin, Snape'in Düşünseli'ne yaptığı yolculuğu, Sirius'un şöminesinde Sirius ve Lupin'e anlatırken, iki eski arkadaşın, aralarından ayrılan üçüncü arkadaşlarının anılarını dinlerkenki birbirlerine gülümsemeleri ve hevesle Harry'nin anlattıklarını dinlemeleri beni çok etkilemişti. Gerçekten eski anıların yürek burkan hoşluğunu o anda hissettim.
Son olarak, son kitap olan Ölüm Yadigârları'na gelecek olursam, bir kitap ne kadar son kitap olabilirse o da o kadar son kitaptı. Bir şeylerin bitmesi gerektiği ve artık uzayamayacağı çok açıktı bence. Hogwarts sıcaklığından uzak bir sürü olay yaşandı, bir sürü kayıp yaşandı. Sanki bazı şeyler yarım kaldı, ama yine de bitmesi gerekiyordu. Bu kitabın can alıcı kısımlarından biri de Severus Snape'in hikayesini öğrendiğimiz kısım. Açıkçası bunu söyleyen ilk kişi değilim belki de ama Snape'in hikayesini tatmin edici bulmadım. Snape'i haklı bulan bir çoğunluk olduğunun farkındayım ama bana haklı gelmedi. Yani aslında konu biraz Snape karakterinin gerçekte mevcut olamayacak kadar çok büyük bir ikilemde kalmış bir karakter olmasıyla alakalı. Bir insan hem insanlara işkence eden, insanları öldüren onlara zarar verip acı çektiren korkunç, karanlık şeyleri sevip, hem de bunlardan nefret eden masum, iyilik seven bir kızı sevemez. Allah aşkına, madem Severus gerçekten Lily'yi seviyordu, James ve Lily tanışmadan önce ve hatta tanıştıktan çok uzun yıllar sonra bile şansı varmış. Neden karanlık sanatları ve Ölüm Yiyen olma isteğini bir kenara bırakıp "daima" aşık olduğu Lily ile bir gelecek kurma yolunda adım atmamış? Açıkçası arkadaşlar, bu kısım bence kötü çocuk-iyi kız konulu sıradan Wattpad hikâyesinin ya da TV dizisinin ötesine geçemiyor. Snape'in sırf Lily uğruna Harry'i koruması benim için anlam ifade etmiyor. Buna belki sevgi ya da aşk değil de takıntı diyebiliriz. Sevginin gerçekten bu olduğunu sanmıyorum. Gerçekten insanların iyi ya da kötü diye ayrıldığını düşünmeyen biriyim, gerçekten hayatta griler olduğunu ve herkesin içinde hem iyilik hem kötülük olduğunu kabul eden ve büyük bir açıklıkla fark eden biriyim, ama Snape'in olayı asla bu değil. Tamamen kötülük için yaşıyorsan, yalnızca kötü şeyleri seversin. Voldemort'un ya da Ölüm Yiyen olmanın ufacık bir iyilik barındırmadığını ve insanlara eziyet çektirmekten başka bir şeyden zevk almadıklarını, ve Snape'in de bunlara dahil olmayı kendi rızasıyla seçip Voldemort sırf büyümesinde kendisine engel olacak kişiyi öldürsün diye kehaneti yetiştirecek kadar kendini adamış olduğunu göz önüne alırsak, Snape, Lily'yi sevecek kalbe sahip biri değil. Ayrıca son pişmanlıkla Harry'i korumayı kabul etmesi de aklıma Müslüm Gürses'den "Olmadı Yar" şarkısını getiriyor.
"Son pişmanlık neye yarar, her şeyin bedeli var, olmadı yar."
Bazen -her zaman değil- mecbur kalınmış pişmanlıklar benim için anlam ifade etmiyor.
Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim.
Harry Potter ve Felsefe TaşıHarry Potter ve Sırlar OdasıHarry Potter ve Azkaban TutsağıHarry Potter ve Ateş KadehiHarry Potter ve Zümrüdüanka YoldaşlığıHarry Potter ve Melez PrensHarry Potter ve Ölüm Yadigarları