Gönderi

Unutmayın ki gerçekler her zaman önemlidir.
5/10
·318 syf.··
2021 17. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2021 17:17
Merhaba, bugün bu kitabı biraz eleştireceğim. Katılan olur olmaz, bu yazıcaklarım bir ‘tarihçi’ olarak benim düşüncelerim. Semerkant romanı malum çok popüler bir kitap. Ben popüler olan kitapları pek okumayı sevmiyorum, ama bu kitabı İlber Hoca tavsiye ettiği için okuma gereği duydum. Eleştirime geçmeden önce kısaca kitaptan bahsedeyim. ~ Kitap, dört bölümden oluşuyor. İlk bölüm ağırlıklı olarak Karahanlı dönemi, ikinci bölüm Selçuklu dönemi, üçüncü ve dördüncü bölümler ise yakın tarihin olaylarını ele alıyor. Tabi isminden de anlaşılacağı üzere İran coğrafyasının tarihi anlatılıyor. Kitapta, ilk iki bölüm itibariyle Ömer Hayyam ve onun yaşadığı dönem hikayeleştiriliyor. Üç ve dördüncü bölüm ise Ömer adını alan bir Amerikalı’nın Ömer Hayyam’ın eseri olan Rubailer’i bulma arayışını hikayeleştirilerek, İran’ın yakın tarihini aktarıyor. ~~ * Birinci eleştirim, yazarımız sanırım Lübnan’lı ve Fransa’da yaşamını sürdürüyor… yani yazarımız bir Arap :) İnsanların milli kimlikleriyle ilgili benim bir sorunum yok, ama bir çok Arabın Türklerle sorunu var! Yazarda da bunu gözlemledim bu kitapta. İlk bölüm ve İkinci bölüm itibariyle Selçukluları ve Selçuklu Hükümdarlarını çok küçük gösteren cümleler sarfediliyor. Alparslan ve özellikle Melikşah’ı tanımasak, vasıfsız kişiler olarak yutturacak bize Amin Maalouf! Özellikle Melikşah dedim çünkü Melikşah’tan söz edildiği yerleri dikkatlice okuduğunuzda yazarın Melikşah’ı ciddi anlamda gömdüğünü görebilirsiniz. Selçuklu Tarihinin en geniş sınırlarına ulaşan, koca Melikşah’ı, haremin oyuncağı haline getirmiş. Tamam tarihi roman yazmışsın, iyi hoş, çok güzel, ama yapma; tarihi bilmeyen insanlar bu romanı okuyunca koca Melihşah’ı senin anlattığın gibi pısırık,vasıfsız olarak tanıyacaklar. Hele o Alparslan ve halifenin kızıyla evlenme mevzusu neydi ya… “Git onlara de ki, bu imparatorluğu nasıl aldıysam, Bağdat’ı nasıl aldıysam, o kızı da alacağım!” s. 54 Bu konu hakkında fazla bir şey demeyeceğim çünkü çok komik… “Şu Türk’e de bak sen! Daha çadırından yeni çıktı! Düne kadar babası atası kim bilir hangi putun önünde secdeye varıp sancaklarına da hangi domuz suratlarını çiziyorlardı!” s.51 Şimdi… İslam öncesi Türklerde, domuz uğursuz,pis bir hayvan olarak görülürdü… domuzun yakınından geçicek bir Türk göremezsiniz. Öncelikle bunu söyleyeyim :) Putlara tapma olayına gelirsek, diğer milletlerin aksine İslam öncesi Türklerde böyle bir olay yoktur. Türkler bir çok farklı boya, kola ayrılıyor; bir çalışmam vardı Türk tipiyle alakalı, misal veriyorum sarışın, yeşil gözlü bir Türk tipi de mevcuttur, bizim bildiğimiz işte biraz daha çekik, buğday ten vs de… bazı boylarında belki bu görülmüş olabilir. Sonuçta İslamiyeti benimseyen Türkler olduğu kadar hristiyanlığı, yahudiliği vs benimseyen boylarda mevcut. En azından bunu Selçukluları oluşturan zümre için diyebilirim. Put mut bırak bu işleri sevgili Maalouf; Türkleri bütün bir kitap boyunca gömmüşsün, yalan yanlış bilgilerle! Bu tip cümleler çok mevcut. Bazılarını alıntı olarak profilimde paylaştım. Açıkcası alıntıları böyle tek tek ele alıp cümlelerdeki yanlış bilgi aktarımını, tek tek gerçekleriyle çürütebilirim, ama çok fazla var! Okumayı düşünüyorsanız eğer okuduğunuzda ciddi ciddi bir Türk düşmanlığı sezeceksiniz kitapta. Ben şahsen rahatsız olmadım ama çok gülünç buldum belki siz rahatsız olabilirsiniz ya da hiç anlamayabilirsinizde… ** İkinci eleştirim, yakın tarihi anlatırken biraz Amerikancı davranmış yazarımız. Ruslar,İngilizler vs kötü Amerika çok iyi! İran’ın yakın tarihine çok vakıf olmadığım için pek detaya girerek yorum yapamıyorum çünkü yanlış söylemlerde bulunabilirim. Yazarın aksine ben yanlış bilgi sunmaktan çekiniyorum :) Üçüncü ve dördüncü bölümle ilgili tek bildiğim yazarın Amerika’yı alttan alttan övdüğü. Bakın bunlar önemsiz detaylar gibi görünebilir, özellikle Amerika’yı övme mevzusu ama kitabı okuyanların bilinçaltına işlemiş oluyor anlattıklarını. Günümüzde zaten yapılan film ve dizilerde gençleri; Amerika’yı girdiği topraklara özgürlük kutsayan bir devlet,millet olarak kabul ettiriyorlar yeterince… Siz farkında olmasanızda bu kitabı okuduğunuzda, şayet bilmiyorsanız Selçuklular’ı, Alparslan’ı, Melikşah’ı ; Amin Maalouf’un tarif ettiği haliye tanıyacaksınız. Bu da bazılarına önemsiz gelebilir; anlıyorum, fakat unutmayın ki gerçekler her zaman önemlidir. Bu kitap her ne kadar roman olsada sonuçta Tarihi Roman. Tarihi romanlar, benim bildiğim, gerçek olan, olay veya şahsiyetlerin hikayeleştirilmesi, araya biraz hayal gücü katarak, okuyuca daha okunur bir hale getirerek tarihi sunmak. Ki şöyle kitapla ilgili yazılan bir iki incelemeye baktığımda yukarda bahsettiğim; yanlış bir kaç bilginin, bir çok okuyucu tarafından doğru olarak kabul gördüğünü gözlemledim. Yani bu kitabı okuyan çoğu okurumuz Amin Maalouf, nasıl tasvir ettiyse o şekilde biliyor; Selçuklu Tarihini,Alparslan’ı,Melikşah’ı … inanılmaz! Bizim milletimiz araştırmayı sevmez, internette bile yazılıp,çizilen her olaya,habere inanır. ~~~ Ömer Hayyam-Nizamülmülk-Hasan Sabbah üçlüsünün arkadaşlığı üzerine de bir iki eleştiride bulunabilirdim de kitabın büyük bir bölümünün temasını oluşturan bu üçlünün arkadaşlığının, bir rivayet hatta yalan olduğunu söyleyeyip; insanların hevesini kırmayalım :) Sadece bu konu üzerine de mantıklı bir açıklama yaparak, insanları aydınlatmakta fayda var sanırım. Nizam, Ömer’den 30 yaş daha büyük ve Hasan eğitimini Rey’de yapmıştır. Nişabur’da mektebe, medreseye gitmemiştir. Yazar. bu üçlünün arkadaşlık rivayetini, hikayeleştirerek romanı okunur kılmak için elbette kullanabilir; burdaki eleştirimde romanı okuyup, yazılan her şeye inanan okuyucuya. Velhasıl kelam bu kitap benim için sınıfta kaldı. Aslında daha düşük bir puan vermeyi düşünüyordum, ama yazarın hakkını vermem gereken bir nokta var; kitap çok akıcı. Boş vaktim olsaydı şayet bir kaç saat içinde bitirirdim heralde… Yazımı okuyan arkadaşlara, bu kadar uzun bir yazıyı okuduğunuz için, zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Sağlıcakla,kitapla kalın.
Edebiyat
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,6bin okunma
··17 alıntı·
6 +1'leme
·
64,5bin Gösterim
75 Yorum
Yazdıklarınızın çoğuna katılıyorum. Özellikle Sabbah, Nizamülmülk ve Hayyam'ın arkadaş olduğuna dair ile ilgili yazarın hayali bir kurgu yaptığı ortada ama kitap için baştan sona yanlış bilgiler içeriyor diyemeyiz. Mesela kimsenin bilmediği ya da araştırmadığı Rubaiyat'ın Titanicte batması gibi önemli bilgiler de vermektedir. Ayrıca ben dahil bir çok okur da Hasan Sabbah, Hayyam gibi kişilere bu kitaptan sonra ilgi duymuştur. Bu anlamda yazar başarılıdır. Tabii dediğiniz gibi araştırmadan yazılanları doğru kabul etmek de okurun hatası. Katılmadığım nokta ise yazarın "bir Arap olarak Türkler ile sorununun olması" dediğiniz bölüm. Aslında yazarın Türkler ile değil ama genel olarak Arap coğrafyası ile bir sorunu var. Eleştirileri hep Ortadoğu üzerine. Ortadoğu ve Arapların geri kalmışlığı üzerine eleştirilerde bulunur. Arapların Gözünden Haçlı SeferleriArapların Gözünden Haçlı Seferleri kitabında ağır bir şekilde Araplar'ı eleştirir. Afrikalı LeoAfrikalı Leo kitabında Osmanlı eleştirisi karşımıza çıkar. Ayrıca anneanesi Türk'tür. Yaptığı röportajlarda Atatürk'ü öne çıkarır ve Ortadoğu'da Atatürk gibi liderlerin çıkmadığını eleştirir. Hatta dedesi Atatürk hayranıdır. Doğacak çocuğuna bu yüzden dolayı Kemal adını vermek ister. Çocuk kız olur yine Kemal adını verir. Ölümcül KimliklerÖlümcül Kimlikler kitabında-ki bana göre kesinlikle okunması gereken bir kitap- kimlikleri eleştiren bir kitap. Yani yazarın Türkler ile değil genel olarak Ortadoğu cehaleti ile sorunu olduğunu düşünüyorum. Amerikan popülistliğine de katılıyorum. Pamuk'un Avrupa'ya göz kirptigi gibi yazar da Amerika'ya göz kırpıyor.
CihatCihat Maalesef öyle.;) Ben de görmedim.
Eğer bir inceleme yazacak olsaydım muhtemelen bu şekilde olurdu. Gayet eleştirel olmuş, beğendim. Eseri okumadan önce Türklerle ilgili aşağılamaları duymuştum. Ama kesin bir yargıya varmadan önce eleştirebilmek adına okudum ve bir şey fark ettim ki o da çoğunluğun “çok güzel eser, mükemmel eser, abi akıyor kitap” gibi güzellemelerine kanmamak lazım. Çünkü bir şey popülerleştikçe anlatılan alt metin de değerini yitiriyor. Değindiğiniz eleştiriler çok önemli çünkü edebiyat güzellemelerinin arkasına sığınan sanat sepet tayfasından böyle eleştirel bir inceleme görmek imkansız. Türkleri özellikle romanlarında oldukça tiksinerek sunduğunu düşünüyorum. Doğrusu Türkleri sevip sevmemesi benim skimde değil. Zaten okuduğum çoğu yazar sevmiyor. Ancak kızdığım nokta okuyucunun iki yüzlü bir tutum takınması. Sırf bir yazarı seviyoruz diye "hadi canım cahilce konuşma, belliki okumuşsun ama anlamamışsın" gibi savunmalar geliştirmek zavallıca. Ayrıca böyle bir izlenim edindiğimi söylediğim için yazara bok attığımı düşünen zevatlar oluyor. Tarih metodolojisinden habersiz tarihi roman yazınca ne yazık ki böyle komik eserler, fikirler, bakışlar ortaya çıkıyor. Popüler kültüre ayak uydurarak eleştiriden uzak edebiyat güzellemesi arkasına saklananlardan mantıklı bir bakış aramak abesle iştigaldir. Tekrardan inceleme için teşekkürler.
Ufuk Yıldırım
Gönderi Sahibi
Yorumunuz için ben teşekkür ederim. Yorumunuza gelince, insanımız, tarihten yoksun olduğu için yazılanı doğru sanıyor ve yazılanları bir aşağılama olarak görmüyor.
Bir tarihçinin gözünden yapılan bu yorum oldukça hoşuma gitti. Zira kitabı okurken ben de bir Türk düşmanlığı sezmiş ancak bunu milli hasassiyetimin bir kuruntusu sanmıştım. Aynı zamanda kullanılan üslubun beni ciddi anlamda rahatsız ettiği noktalar oldu. Popüler olan kitapların çok iyi kitaplar olduğu, okunması gerektiği algısını yıkmamız gerekiyor. Çünkü sizin de değindiğiniz gibi bazı mevzular o kadar ince işlenmiş ki bilginiz olmadan yahut araştırmadan okuduğunuz takdirde anlatılan birçok şeye inanabilirsiniz.
Tek ben mi böyle düşünüyorum acaba diye arayışa girip bulduğum inceleme. Ellerinize sağlık.
Domuzun ilk evcillestirilme tarihi Mö 8000 Çin ve Güneybati Asya (tufek mikrop celik sayfa 194) Domuzlara değmiş olabiliriz.
Reklam
Bu eleştirilerinizi ben kabul etmiyorum birincisi bir tarihçi olarak halen nasıl Arapların Türklerle ne alıp veremediğine sözü getirdiğinize anlamış değilim siz değil miydiniz yıllardır bize yanlış anlatılıyor Araplar bizim dostumuz sadece İngilizlerin kışkırtmasıyla Şerif Hüseyin adındaki adamın Mc Mahon isimli gizli antlaşmayla bizi sattığını ve bu adama bağlı kalarak tüm Araplara bu suçu yığmanın hiçbir manaya gelmediğini anlatan siz tarihçiler değil miydiniz halen nasıl birçok Arabın Türklerle sorunu var diyebiliyorsunuz açıkça anlamış değilim Eleştirilerinize gelince sadece paragrafın ortasını alıp bu ithamlarda bulunmanız bence çok yanlış sonrasında büyük komutan Alparslan ile alakalı neler söylediğiyle ilgilenmemişsiniz ya da Melikşah’ı sadece o cümleden ibaret kılıp bırakmışsınız, Nizamülmülk hakkında da hiçbir eleştiri yazmamışsınız halbuki Melikşahtan çok o yazılıp çizilmiş ama siz onun hakkında sadece iki satırlık bir olumsuz eleştiri göremeyip altını çizmediğiniz için es geçmişsiniz söylemek istediğim sadece bir paragrafa bakıp değilde genel kitap üzerinden gitmenizi isterdim ‘Türkleri gömmüş’ ifadesi kullanmak ne kadar doğru acaba
Ufuk Yıldırım
Gönderi Sahibi
Büyük tarihçiler mi ahahahhaa ilahi rümeysa hanım bu söyleminizden sonra bence konuşmamız bitmiştir.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.