Güzellik ve Aşk Tanrıçası Venüs:
7/10
·190 syf.··
Beğendi
·
2024 71. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Eylül 2024 00:39
“Karşımda, Rönesans üslubundaki şöminenin başında Venüs oturuyordu ama (Matmazel Kleopatra gibi) bu adla düşman cinse karşı savaşmış bir vamp kadın değil, gerçek Aşk Tanrıçası’ydı karşımdaki.” (s. 21) Kitap bu cümle ile başlıyor. Öncelikle Aşk Tanrıçası’ndan bahsedelim. Roma mitolojisinde yer alan Venüs’ün, Yunan mitolojisindeki karşılığı Aphrodite’tir. Aphrodite, Homeros’a göre Zeus ve Dione’nin kızıdır. Ancak Hesiodos’a göre daha farklı bir hikâyesi vardır. Toprak ana, yani Gaia kendine eşit Uranüs’ü (Gök) yaratır. Uranüs ile birleşmesinden Kronos dahil birçok çocukları olur. Uranüs bu çocuklardan tiksinince hepsini Gaia’nın bağrına saklar ve yeryüzüne çıkmalarını engeller. Bu adaletsizliği kabullenemeyen Gaia, çocuklarıyla bir olup Uranüs’e ders vermek ister. Böylelikle Kronos, babasının cinsel organını tırpanla keser. Uranüs’ün cinsel organının düştüğü denizden ise Aşk Tanrıçası olan Aphrodite doğar. Hatta küçük bir bilgi daha vereyim İsmail Gezgin’in “Cinsellik ve Erotizm” adlı eserinde, Antik Yunan kültürünün eril bir sisteme sahip olduğu, bu sistemden dolayı erkeklerin cinsel organının güç ve iktidar anlamına geldiği ve bu nedenle Kronos’un babasının iktidardan düşmesi için cinsel organını kestiği belirtiliyor. Kitaba gelecek olursak, Severin’in arkadaşı rüyasında Kürklü Venüs’ü görür ve Severin’e gidip bunu anlatır. Bunun üzerine Severin, el yazmalarını getirip okumasını isteyince asıl hikâyeye giriş yaparız. İlk başlarda Severin’in Wanda ile tanışması ve ilişkileri aşk gibi gözüküyor. Ancak bu, aşk değil; ya da bizim bildiğimiz, tanımladığımız şekilde bir aşk değil. Birçok erkeğin peşinde koşmasını isteyen, bir başka deyişle onları kölesi yapmak isteyen dominant bir kadın ve ilginç fantezileri olan, bir kadına tapmak isteyen, taptığı kadını kaybetmemek için kölesi olmayı kabul eden bir erkek. Aşkın güzelliklerini hiç yaşamamaktansa, üzüntülerini, kederlerini, acılarını yaşamayı tercih eden bir karaktere sahip Severin. Kitap, Johann Wolfgang Von Goethe’nin “Ya çekiç olmalısın ya örs” lafı üzerine kurulu. Yani ya sahip olacaksın ya da köle. Masoch, kadınların doğasının gaddar olduğunu, kırbacı eline alıp sahip olmazsan kadınların üstünlük kuracağını ve kendilerini ezeceklerini söylüyor ve kadınların sadakatsiz olduğunu birçok yerde dile getiriyor. Hatta Wanda’yı görmeden önce bahçedeki bir Venüs heykeline âşık olan Severin aracılığıyla bize, sadece sonsuza kadar gülümsemeyle bakan bir heykelin sevilebileceğini söylüyor. Severin, Wanda’yı gördüğü an bir heykelle özdeşleştirmesi üzerine zaten zihninde en başından tapılacak bir varlık konumuna yerleştirmiş bulunuyor. Wanda’yla tanıştıkları zaman, Wanda’nın Severin’in tanışma esnasındaki duyduğu korkudan zevk aldığını belirtmesi, Wanda’nın en başından sadist bir eğilime sahip olduğunu da gösteriyor. ‘Ulaşılmaz olanın peşinden koşulur’ düşüncesiyle Masoch, mazoşist olanların içinde biraz da olsa sadist bir eğilim olduğunu gösteriyor aslında. Kendisine tapan kişiyi küçük görüp, acı çekmesinden zevk alarak sadist bir eğilim gösteren kişi, kendisine acı çektirecek kişinin olmasını arzulayarak mazoşist bir eğilim sergiliyor. Titian’ın “Venüs ve Ayna” tablosundan bahsederek Venüs’ün kürk giymesinin tiranlık ve gaddarlığın sembolü olduğunu, Amor’un (Eros) tuttuğu aynada kendisini incelediğini ve tatmin olduğunu belirtiyor. (Tablo için bkz: i.hizliresim.com/ppk28to.jpeg?_gl=1) Böylelikle kitapta bahsedilen diğer tablonun Titian’ın tablosundan ilham aldığını bu şekilde anlıyoruz. Severin, Wanda’ya onsuz yaşayamayacağını ve kendisini bırakmamasını istediğini söylüyor. Wanda ise bir erkeğe sonsuza kadar bağlı kalamayacağını ve ona sahip olacak erkeğin kendisini boyunduruk altında tutacak biri olabileceğini ifade ediyor. Bunun üzerine Severin, kendisini ya kocası ya da kölesi yapmasını istiyor ve Wanda köle olmasını tercih ediyor. Zamanla Severin’in kürk fantezisinin ortaya çıkmasıyla işlerin boyutu değişmeye başlıyor. Masoch, kadınların gaddar ve sadakatsiz olduğunu söylemekle kalmayıp, ayrıca manipülatif olduklarını da ima ediyor. Severin, Wanda’dan kendisini kırbaçlamasını, acı çektirmesini istemesi üzerine Wanda’nın Severin’e onu sevdiğini söylemesi ve ona zarar veremeyeceğini belirterek her seferinde Severin’i psikolojik olarak kullanması buna en büyük örnektir. Wanda ara sıra sanki yapamayacağını söyleyerek Severin’in içindeki mazoşist eylemi harekete geçirip her defasında işin boyutunu artırmaya çalışıyor. Her şeyin sonunda ise Wanda başından beri sadist bir eğilime sahip olduğu halde Severin’i suçlayıp bunu kendisine onun aşıladığını söylüyor. Gerçekten âşık olan bir insan, sevdiği kişi istese bile bunu yapamayacaktır. Yani sırf sevdiği kişiyi memnun etmek için bunu yapabiliyor olması, en başından bir eğilimi olduğunu gösterir. Kitabın sonunda Severin’in Wanda’dan sonra iyileştiğini söylemesi ve kadınlara artık köle değil, sahip olması, mazoşizm ile sadizmin birbirinden ayrılamayacağının örneğidir. Sadizm içinde biraz mazoşistlik, mazoşizm ise sonunda biraz sadistlik barındırıyor. Üstteki son cümleyi düşünmemin ardından Gilles Deleuze’ün de bahsettiğini görmek bir keyif vermedi değil. Deleuze tam olarak şöyle diyor: “… sadizm ile mazohizm arasındaki genel bir tersine dönüşten söz etmek güç görünmektedir. Burada daha ziyade paradoksal bir çifte üretim vardır: mazohizmin sonunda belirli bir sadizmin mizahi üretimi, sadizmin sonunda belirli bir mazohizmin ironik üretimi.” (Sacher-Masoch’un Takdimi, s. 37) Deleuze’e göre sadist bir insan, mazoşist bir insana katlanamaz. Çünkü sadist bir insanın karşısında zaten acı çekmekten zevk duyan biri olması, sadist insana zevk vermeyecektir. Aynı şekilde, mazoşist bir insan da sadist bir insana katlanamaz. Deleuze, Wanda’nın davranışlarının sadistlik olmadığını, daha çok içindeki mazoşizmden kaçtığını ve yapmak istemese bile zamanla Severin yüzünden sadist bir insana dönüştüğünü söylüyor. Deleuze’ün sözleriyle “Mazohizmdeki sadizm ceza çekme yoluyla olur; sadizmdeki mazohizm ise ceza çekmeme koşuluyla olur.” Kitabın bize Masoch hakkında bilgiler sunması, yarı otobiyografik bir kitap olduğunu gösteriyor. Masoch’un kadınlarla olan ilişkileri, kitaplarına yansıttığı ilişkilerden çok farklı değil. Ayrıca sadizm kelimesi nasıl Marquis de Sade’ın isminden türediyse, mazoşizm kelimesi de Richard von Krafft-Ebing tarafından Masoch’tan türetilmiştir. Hatta bu konu hakkında onun sözlerini aşağıya koyayım. “Bu cinsel anormalliğe ‘Mazohizm’ adını vermekte haklı olduğumu duyumsuyorum çünkü yazar Sacher-Masoch onun zamanına dek bilimsel dünya için tamamen bilinmez olan bu sapıklığı sıklıkla yazılarının konusu yapmıştır. Bu şekilde, renk körlüğünün kâşifi Dalton’dan ‘Daltonizm’ teriminin üretilmesi gibi bilimsel bir geleneği izlemiş oluyorum. (Cinselliğin Psikopatolojisi 1, s. 166-167) Ayrıca Engin Mavi’nin bir yorumda bahsetmesi üzerine fark ettim ki Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı eseriyle bazı benzerlikler bulunuyor. Sabahattin Ali bu kitabı okudu mu bilemem ama benzerliklerin olduğu aşikâr. Raif Efendi’nin bir sergiye gidip bir tabloya tutulması ve bu tablodaki kadının kürk giymesi bir örnektir. O tablodan ilk bahsederken yapmış olduğu betimlemeler, Severin’in Venüs heykelini ilk gördüğü zamanki betimlemelerle benzerlik gösterir. Ayrıca Raif Efendi, tablodaki kadın için “vahşi, mağrur ve kuvvetli bir ifade” tanımlamalarını kullanıyor. Bu da kürkün gaddarlık sembolü olduğu düşüncesini öne çıkarıyor. Maria’nın ilk başlarda duygusal ilişkilerden uzak durması ve Raif Efendi’yi uyarması, Wanda’nın tavrıyla benzerlik gösteriyor. Maria Puder yine dominant bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Baştan sona düzenleme yapıp birkaç şey daha ekleyecektim ama hem sıkıldım hem de yorgunum, o yüzden yapmayacağım. Son olarak Kürklü Venüs’te yer alan ve belki de en doğru bulduğum alıntıyla bitireyim. “Kendini kırbaçlatan kırbaçlanmayı hak eder.” (s. 176)
Edebiyat
Kürklü VenüsLeopold von Sacher-Masoch · Ayrıntı Yayınları · 2019754 okunma
··2 alıntı·
2 +1'leme
·
8bin Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Gizem Demircan
Gönderi Sahibi
İnceleme yazmak cidden bana göre bir iş değil. Bunu bir kez daha anladım. :”)
incelemenizi keyifle okudum ve bence gayet iyi yazılmış bir inceleme.. yorumda yazdığınız 'inceleme yazmak bana göre bir iş değil..' cümlenize de maalesef katılmıyorum.. bence gayet de size göre.. (= son olarak incelemenizde geçen kürk kelimeleri sonrasında aklıma gelen iki videoyu da şuraya bırakayım; youtu.be/EPVw_S_owYc?si=... youtu.be/tg-OuVgvHLM?si=... 🤷‍♂️🙂
Gizem Demircan
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Bunu sizden duymak ayrıca güzel. 🥹 Videoları hatırlatmasanız aklıma bile gelmezdi. Pembe’yi unutmak biraz ayıp oldu. :D
Gizem Demircan rica ederim.. (= yo' yo' unutmak ayıp oldu demeyelim de gündem yoğunluğu, hayat telaşesi içinde pemPeye aklımızın güneş görmeyen arka odalarından birini vermişiz, ondan böĞle olmuş diyelim.. 🤝✍🙂
Gizem Demircan
Gönderi Sahibi
Grekov Kafkayevski kesinlikle öyle diyelim. 😅🌿
Gizem, Sabahattin Ali 'nin hem bir Almanca Öğretmeni olması hem de üst düzey bir entelektüel donanıma sahip olması sebebiyle ben açıkçası Leopold von Sacher-Masoch 'tan mutlaka haberi olduğu kanaatindeyim. Hatta sadece Leopold von Sacher-Masoch da değil tüm Alman Edebiyatına hakim olduğunu tahmin ediyorum. Kürklü Venüs Kürk Mantolu Madonna 'ya ilham vermiş olabilir. Beklediğim bir incelemeydi. 3-4 cümle yazarsın diye beklerken direkt inceleme olarak karşıma çıkmasına açıkçası oldukça sevindim. Eline sağlık Gizem.
Gizem Demircan
Gönderi Sahibi
Evet Almanca öğretmeni olduğunu göz önünde bulundurursak böyle bir ihtimal yüksek oluyor. Ancak yine de kesin olarak bilemediğimiz için sadece benzerliklerin olduğunu belirtmekle yetindim. Zaten çok detaylı bir şekilde inceleme fırsatım olmadı, yorgunum. Bunu da sizi kırmamak için yazayım dedim. :”)
Gizem Demircan Çok naziksin. Çok teşekkür ederim tekrardan. İyi ki varsın bu platformda Gizem
Gizem Demircan
Gönderi Sahibi
Engin Mavi ben teşekkür ederim. ^^🌿
Cinsellik nedir sizce