Ütopya İncelemesi
7/10
·243 syf.··
2024 38. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2024 15:54
Ütopya aslında bir kitap isminden çok daha fazlasıdır. Bir düşünceye, bir akıma ismini veren bir eserdir. Ütopya birçok felsefeciyi, yazarı etkilemiş birçok esere esin kaynağı olmuştur. Düşün dünyasında öyle bir çığır açmıştır ki karşı ütopya, yani distopya diye bir tür ortaya çıkmıştır. Zira evrende her şey karşıtı ile mevcuttur. Hatta distopya öyle popüler olmuştur ki, distopik bir kurgu içeren nice eser halen en fazla okunan eserler arasındadır; 1984 , Biz , Cesur Yeni Dünya Ütopya kelime anlamı olarak ou (iyi) – topos (yer) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur, Var Olmayan Yer anlamına gelir. Ütopya bir tasarıdır. İdeal toplumun nasıl olması gerektiğini anlatır. Ütopya ’da insanlar en büyük korkularından arınmıştır. Nedir bu korkular? Aç kalmak, barınamamak, güvende olamamak, sağlık hizmetlerinden yararlanamamak, eğitim olanaklarının olmaması veya zayıf olması…Aslında bu saydıklarım devletin sağlaması gereken asgari görevler. Ütopya ’da ise bütün bunlar halka aittir. Elde edilen ürünler halka ait depolarda saklanır. İsteyen istediği kadar alır. Kimsenin kendine ait evi yoktur. Her on senede bir ailelerin kalacağı evle kura ile belirlenir. Eğitim, sağlık zaten ücretsizdir. Mülkiyet kavramı olmadığı için insanların kaygıları yok denecek kadar azdır. Ütopya ülkesinin özelliklerini kısaca maddelemek istedim: - Yukarıda yazdığım gibi özel mülkiyet yok. Evler on seneden bir kura ile belirleniyor. Evlerde kalan aileler eve iyi bakmak zorunda. Özellikle bahçe bakımı çok önemli. Güneş Ülkesi 'nde ise ev ya da aile kavramları yoktur. İnsanlar birlikte yatakhanelerde kalırlar. - Bir tür demokrasi var. Her kent kendi temsilcisini (syphograntus – phylarchus) seçiyor ve o temsilci ölene kadar bu görevi sürdürüyor. - Tarım çok önemli. Her yurttaşın yüksek tarım bilgisi var. Tarım eğitimleri sürekli halde. Bir tür köy enstitüsü sistemi var. Hem teorik hem de pratik eğitimler verilmekte. - Aynı Güneş Ülkesi ’sindeki gibi tek tip kıyafet giyiyorlar. Gösterişsiz giyinmek çok önemli. Süslü püslü kıyafet giyenler alay konusu oluyor, zayıf karakterli addediliyorlar. - Günlük mesai saati 6 saat (Güneş Ülkesi 'nde 4 saatti). Ancak mesai sonrası boş durmak, aylaklık yapmak yasak. Mesai saatleri dışında çeşitli eğitimler verilmekte. Halkın bunlara katılması bekleniyor. Özellikle “Özgür sanat” eğitimi önemli. Zihinsel gelişime büyük önem veriliyor. - Yemekler halk yemekhanelerine yenilmekte. Yemekleri sırayla aileler yapmakta. Bunun dışında evlerde yemek yenmesi hoş karşılanmıyor. - Kumar oynamak yasak. Ancak satranç ve satranç benzeri strateji oyunları seviliyor. - Tam bir üretim ekonomisi uygulaması var. İşgücü planlaması toplum için en kritik olan alanlara aktarılıyor. Yöneticiler vatandaşları lüzumsuz işlere koşturmuyorlar. Ürünler tek elden toplatılıp dağıtılıyor. İstenen ürün bedelsiz olarak veriliyor. Herkes ihtiyacı kadarını alıyor. Açgözlülük yapmıyor. - Aile kurumu mevcut. Aile reisi ise o ailenin en yaşlısı. - Ahlaka çok önem veriliyor. - Güneş Ülkesi 'nden farklı olarak astroloji yeriliyor. Ama gökbilim övülüyor. - Ülkede her türlü dini inanç var ve hepsi birbirleriyle barışık olarak varlıklarını sürdürmekte. Tam bir inanç serbestisi var. Kimse inançları yüzünden yargılanmıyor, dışlanmıyor. Ancak biri çıkıp da ulu orta kendi inancını göklere çıkartıp diğer dini inançları aşağılıyorsa bunun cezası çok sert. Ölümden sonra yaşama inanıyorlar: Ruh ölümsüzdür ve tanrının cömert iyiliği sayesinde mutluluğa yazgılı olarak doğmuştur. Bu dünyadan sonraki yaşamda erdemlerimiz ve yaptığımız iyilikler ödüllendirilecek, günahlarımız ise cezalandırılacaktır. Ayrıca Ütopya sakinleri dini inançların ortadan kalkması durumunda insanoğlunun sadece haz elde etmek için çaba göstereceğine inanmaktadırlar. Ölümden sonra cennet olması kavramını ise ölümden sonra hiçbir ödülün olmaması durumunda bütün bir ömrün tatsız tuzsuz kötü bir şekilde geçirmenin anlamı kalmayacağını düşünmektedirler. - Erdemin kendisinin salt mutluluk olduğuna inanmaktalar. Bu açıdan bakınca görüşleri Stoacılara yakın. Zira erdemin doğanın kendisi olduğunu, doğayla uyumlu yaşandığında ise en büyük mutluluğa ulaşılacağını düşünmekteler. Öte yandan sağlıklı olmak en büyük nimettir diyorlar. Aynı Arthur Schopenhauer ’in bahsettiği gibi. Tüm sevinçlerin ana kaynağının sağlıklı olmaktan geçtiğini söylüyorlar. - Ülkede kölelik var. Ancak bu bir ticaret şeklinde değil. Savaşlarda alınan esirler ve suç işleyen Ütopya vatandaşları köle olarak cezalandırılıyorlar. En kötü davranılan grup ise bu suç işleyenler. Zira aldıkları üstün eğitime rağmen erdemli davranmayıp suça yöneldikleri için en ağır cezayı hak ettikleri düşünülüyor. - Evlilik öncesi ilişki kesinlikle yasak. Bu suçu işleyen kölelik ile cezalandırılıyor. Tekrarında ise idam ediliyor. - Ülkenin yönetici kadrosu o kadar kalifiye ki başka ülkelere bile yönetici ihraç ediyorlar. - Ülkede para kullanılmıyor. Yani halk kendi arasında para kullanmıyor. Zaten herşey ücretsiz. Sadece devlet diğer ülkelerle ticaret yapmak için altın ya da değerli madde birikimi yapıyor. Sonuç olarak diğer ülkelerde bireysel çıkarlar, toplumsal çıkarların üzerinden olduğu için refaha bir türlü ulaşamamaktalar. Oyda Ütopya ’da önemli olan toplumun çıkarı. Şimdi kritik soruyu sormanın zamanı geldi? Böyle bir ülke mümkün müdür? Tarihte buna benzer bir ülke kurulmuş mudur? Herkesin aklına hemen Sovyetler Birliği gelmekte. Birçok açıdan Ütopya ülkesine benzese de özgürlüklerin aşırı derecede kısıtlanması Sovyetleri ütopyadan çok bir distopyaya çevirmekte. Bireyin bir milyon insanın bir milyon insana bölümü olarak ifade edilmesi bireyin aslında hiç önemli olmadığı, toplumun veya toplum adına karar verenlerin çıkarlarının her şeyden üstün tutulduğunu gösterir. Rejim tarafından verilen bir hükme uymamanın cezası en hafifinden gulaklarda çürütülmektir. Zaten bir ülke eğer ütopik ise gulak tarzı yerleşkelere ihtiyaç duyulmaması gerekir. Ya da Çernobil gibi felaketlerde rejim kendi ayıbını örtmek için insanlarını ölüme göndermemelidir. Bu bağlamda bence Thomas More ’un kafasındaki ülkeye en yakın ülkeler İskandinav ülkeleri. Zira devlet her bakımdan halkının yanında. İş bulamıyorsa iş buluyor veya işsizlik maaşı veriyor. Kanunen evsiz olmak yasak. Devlet sana barınacak bir yer bulmakla yükümlü. Sağlık ve eğitim ücretsiz. Anne olduğun zaman 18 ay baba olduğunda ise 6 aylık babalık iznin var. İşleyişte yanlış gördüğün bir şey olursa kapılar sana kapanmıyor. Aksine senin fikirlerini dikkate alıyorlar. Tamam kimse çok lüks bir hayat yaşamıyor veya çok çok az insan lüks hayat yaşıyor. Ama buna önem vermiyorlar. Onlar için önemli olan sosyal güvence ve bu da fazlasıyla var. Halk eğitimli ve Ortadoğuluların heveslendikleri lüks hayata özenmiyorlar. Onlar için en büyük keyif kayak yapmak. Bunu yapınca zaten dünyanın en mutlu insanları. Bizde ise herkes kendini kurtarmaya çalıştığı için toplumsallıktan bir hayli uzak, tepki vermekten korkan, kolektif kurtuluştan ümidi kesmiş bir topluluğa döndük. Sınıflar arası mesafe her gün biraz daha artıyor. Ben çocukken yani 1980’lerde herkes aynı okula giderdi. En azından aynı ilk okula giderdi. Zengin de fakir de aynı okuldaydı, aynı sıradaydı. Şimdi ise ekonomik olarak güçsüz bir ailenin çocuğunun, zengin bir aileden gelen çocukla aynı sınıfta olmasına imkân kalmadı. Koptuk birbirimizden. Askerliği bile sadece parası olmayanlar yapmakta. Parası olan bedelini ödeyip 21 gün sonra işine gücüne geri dönmekte. Cumhuriyet ilkelerinin en önemlilerinden halkçılık artık sadece ismen var. Aynı diğer ilkeler gibi. Yazdıkça içim kararıyor. İncelemeyi burada kessem iyi olacak. Sonuç olarak bu kitabı okuyun. Nelerden ne derece uzak kaldığımızı anlamak için okuyun. Yoksa bu Ütopya ülkesi hiçbir zaman kurulmayacak. Kurulmasına da imkân yok zaten…
Felsefe
ÜtopyaThomas More · Alfa Yayınları · 201424,6bin okunma
··
201 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.