Hayalleri var hepimizin. İleride yapmak istediklerimiz için, yaşadığımız toplum için, sevdiğimiz ya da sevmediğimiz kişiler için; kariyerimiz, çevremiz, arzularımız için; velhasıl ileriye dönük hayaller kuruyoruz, iyi veya kötü.
Bulunduğumuz konuma, hayat anlayışımıza, sahip olduğumuz ilme göre hayallerimiz şekilleniyor. Misal; profesörsek üniversite için veya öğrenciler için yahut yazmak için uğraştığımız eser için hayaller kuruyoruz. Başka misal; girişimci isek tasarladığımız projeler hakkında, gelecekteki konumları hakkında veya yakında olacak ve geleceğimizi etkileyecek toplantı hakkında hayaller kuruyoruz. Yine başka misal; öğrenci isek derslerimiz hakkında, öğrencilik yıllarımızda öğreneceğimiz bilgiler ve yaşayacağımız olaylar hakkında, gireceğimiz sınavlar hakkında hayaller kuruyoruz. Hülasa, yaşadığımız toplumda hangi konumda isek ona göre hayallerimiz şekilleniyor.
***
Ütopya, (kitapta yazdığına göre) yok-şehir anlamına geliyor. Thomas More, bu kavramı hayal edilen şehir gibi bir anlamda kullanıyor. Yani, Thomas More olmayan bir şehir üzerine güzel bir hayal kuruyor ortaya 'hayal edilen ülke' anlamına gelen bir tür, "Ütopya" doğuyor.
Thomas More, yargıçtır. İngiltere'deki en yüksek konumlardan birindedir. Dolayısıyla, mensubu olduğu medeniyetin ve milletin sorunlarına çare bulmak istemektedir ve bunu da; edebiyatla, felsefeyle yapmak istemiştir. İşte bu sayede karşımıza roman-felsefe karışımı bir eser çıkmıştır.
Biz bu eseri okurken aklımızda bazı sorular oluştu. Zira, tüm insanlığa derman olacak çözümler içerdiğini iddia etse de, bu eserde ve bu eserin yazarının mensubu olduğu medeniyette bazı sıkıntılar gözümüze çarptı, ciddi tezatlar bunlar. Bunları iki madde halinde açıklamaya çalışalım.
1-Aile Sorunu
Biliyorsunuz,