Gönderi

İlk ders: Unutulacak olanı hatırla!
Puan vermedi·312 syf.··
2020 65. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2020 21:09
“Acı veriyorsa geçmiş, demek ki daha geçmemiş…” resmim.net/i/1.TkvC0i Nermin Yıldırım’a göre insanlar üçe ayrılır: Geçmişte yaşayanlar, bugünde yaşayanlar ve gelecekte yaşayanlar… Geçmişte yaşayanlar hep maziyi kurcalar, ‘keşke’lere, pişmanlıklara saplanmış yaşar. Gelecekte yaşayanlar yarının kaygılarından kafasını kaldıramaz. Bugünü yaşayanlarsa, çocuklardan ve delilerden mürekkep şanslı bir azınlıktır… Nermin Yıldırım ise kendini bildi bileli ilk kategoriden paçayı kurtaramaz. Sürekli “Neden?” diye sormak ve cevabı bulmak için geriye doğru bakmak gibi fena bir huyu vardır, bu sebeple yazarken de ekseriyetle hep bunu yapar. Unutma Dersleri romanı da, yasak bir aşkın kurbanı olan ve geçmişe saplanıp kalmış Feribe’nin önce kendi ağzından mizahi bir dille anlatılan trajikomik hikâyesinin girizgahıyla başlıyor; sonrasında namını duyduğu Mazi İmha Merkezi'ne, “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmindeki gibi hafızasını sildirebileceği umuduyla gitmesiyle birlikte birbirinden ilginç ve beklenmedik olaylar ardı ardına patlak veriyor… (*Yazar, ayrıca MİM denen bu acayip kurum vasıtasıyla en sevdiği yazarlardan biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne de göndermede bulunmayı ihmal etmiyor. s.259) Nermin Yıldırım’ın romanlarındaki karakterlerinin hepsinin de özel bir anlamı var. Zaten yazara göre insan ismiyle yaşar ve isminin önemi de anlamında gizlidir. Unutma Dersleri ’nin Feribe’si de “aldatılan” demek… Kalbini kaptırmış olsa bile, aklını korumak derdindedir, Feribe… youtube.com/watch?v=NWcMIJL... Acı veren tatlı hatıralardan külliyen kurtulmak ister, nihayetinde… youtube.com/watch?v=gJAqEIe... Ancak, MİM’de fiziksel bir işlem söz konusu olmadığı için Feribe sadece uzmanlardan dersler alıp verilen ödevleri yerine getirmekle yetiniyor. MİM’in vaadi hatıraları unutturmak, duygusal tahribatı ortadan kaldırmak ya da hiç değilse sahiplerinin hayatında kapladıkları yeri azaltmaktan ibaret… Neticede bir şeyi unutmaya gerek duymak, o şeye hayatını zindan etmesine müsaade edecek kadar önem atfetmekle ilgili olduğundan, MİM de işte o muzır şeyi önemsizleştirmeyi vaat ediyor. Özellikle bu durumu Zeigarnik Etkisi üzerinden şöyle açıklamak mümkün: Bluma Zeigarnik’in keşfettiği ve psikolojide yarım kalmışlığı açıklayan bir kavram olan bu etkiye göre sonlandırılmamış işler ve tamamlanmamış ‘keşke’ler zihni meşgul ediyor, İş bitince zihnin meşguliyeti de bitiyor ve zihin rahatlıyor. Viktor E. Frankl bu durumu İnsanın Anlam Arayışı’nda şöyle izah etmiş: “İnsanlar geçmişlerinden kalan mevzuları eğer bir anlama bağlamazlarsa, nedensellik ilkesini çalıştırmazlarsa ve hiçbir neticeye ulaştırıp sonlandırmazlarsa, asla unutamazlar…” Bir şeyi düşünmemeye çalışmak, o şeyin hatırlanma şiddetini arttırır. Zaten aşk zihne tebelleş olan görüntülerden oluşur ve kaçmaya çalıştıkça daha da beter onun ağına düşme riski çoğalır. Ruminasyon sendromu ile de ilintili olarak bundan kurtulmanın tek yolu vardır: Bir nehir misali gelen düşünceyi zihnin süzgecinden geçirip onu anlamaya çalışmak, sorgulamak ve çözümleyerek en kısa yoldan bir neticeye ulaştırdıktan sonra, menfi etkilerinden sıyrılmak… Geçmişte yaşananları, olup biten trajik olayları hiç yaşanmamış saymayı tercih edenler genellikle, aynı acıları, benzerlerini defalarca baştan yaşarlar. Çünkü, bir ayıpla, günahla, acıyla, sorunla baş etmenin yolu başını kuma gömüp onu yok saymak değildir. Yüzleşmek, anlamak, anlaşmak, özür dilenecekse dilemek, affedilecekse etmek gerekir. Yok saymak insanı çıldırtır. Nermin Yıldırım, Unutma Dersleri’nde Marc Chagall tabloları gibi bir roman yazmaya çalıştığını ifade ediyor. Mutluluk ve iyimserliği çok canlı renkler kullanarak ifade eden Chagall, tablolarında damlarda keman çalan ihtiyarlar, el ele tutuşup uçan âşıklar gibi her türlü olumsuzluğa inat çocukça, haşarı, muzip, insana iyi gelen, yaşama kudreti ihtiva eden bir ‘neşe’yi resmeder: resmim.net/i/2.TkvJ72 resmim.net/i/3.TlMfnM Nermin Yıldırım’ın Feribe’yi gülerek, eğlenerek yazdığını söylemesi de bundan… “Yaşadığımız acılara biraz uzaktan bakmak, onlarla eğlenmek iyidir. Gülerek direnmek diye bir şey de var!” diyen yazar, ‘dantelli lafta müseccel marka’ olarak tanımladığı karakterine adeta; “Her ne kadar tahammül sınırlarını zorlasa da, envai çeşit acı, Sen yine de yüzünden tebessümü yüzünden eksik etme, Feribe bacı…” diyerek, onun hayata karşı her daim mütebessim bir direniş sergilemesini telkin ediyor… Hem, "Tevekkülle belâ yüzünde gül, ta o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül." diye Lem'alar'da meşhur bir söz var… Unutma Dersleri her anlamda sağ gösterip sol vuran, ters köşeye yatıran bir roman olmakla birlikte, Nermin Yıldırım roman boyunca sağa sola serpiştirdiği bütün soruları finale kadar muhakkak cevaplayan bir yazardır; zira sorulara cevap bulma onda obsesyon derecesinde güçlü bir eğilim olduğundan metnin vaadini gerçekleştirmesi ya da verdiği sözleri tutması mutlaka tecelli ediyor. Bilhassa finale gelirken, romanın hakikatini parçalayıp prizmalar içinde servis etmeyi yeğliyor. Unutma Dersleri yazarın kendi ifadesiyle; “Bir kişisel gelişim kitabı değil, unutturma vaadi yok, edebi lezzetten başka hiçbir vaadi yok. Hatta bu tür vaatlerle eğlenen, modern dünyada MİM’in muadili olabilecek kurumları eleştiren bir romandır. Öte yandan bir psikolog danışmanlığında yazıldı. Sonuçta edebiyat bu; unuttursun diye yazılmadı. Hatta, tam da böyle işlere meyledenlere başka bir şey söylemek için yazıldı.” ‘Yazma eylemi’ verilen onca emeğin, uykusuz gecelerin ve her daim bir kurgu dahilinde ya da haricinde insanın psikolojisine dair aktarılan envai çeşit düşüncelerin ve de ekzantrik hislerin çok daha ötesinde bir iştir; zaten yazar bir “meselesi” olduğu için yazar… Bir derde binaen yazdığını her fırsatta dile getiren Nermin Yıldırım da bir yazar programıyla gidip koca kışı geçirdiği hangar gibi bir stüdyoda, saçı başı dağılmış, yaban ellerde zayıflayıp iyice kuşa dönmüş bir durumda Unutma Dersleri romanını yazarken bakın ne hale gelmiş: resmim.net/i/4.TlMd5n Kendisini edebiyata böylesine adayan bir yazarı okumak size çok şey katacaktır, hiç kuşkunuz olmasın… NOT: Bu incelemeyi, Mayıs 2020’de yazıp paylaşmıştım, ne var ki ekleme yapmak isterken, yanlışlıkla sildim. O yüzden yeniden yüklüyorum… Ve akabinde before-after moduna geçerek yazıyorum. FIVE YEARS LATER… Beş yıl sonra bu romanı ikinci kez okudum… Kitap Simyacıları Kulübü toplantısına katılmak maksadıyla hafızamı tazelemek, bir de yeni keşiflerde bulunmak için… Bu arada, ilk okumamda not almama rağmen incelemeye eklemediğim mühim bir detayı fark ettim… O da şuydu: Nermin Yıldırım’ın bu romanında girişteki epigraf ile birlikte kitaptaki son paragrafa baktığınızda kısa bir hikâyecikle karşılaşırsınız. Yazarın kendi deyişiyle, “kısacık ama bir manada romanın yolculuğunu özetleyen. Esas roman, bu ikisinin arasıdır, çünkü. Hayatın doğum ve ölüm arasında oluşu gibi.” Kitabın girişindeki EPİGRAF: "Neyin var senin? Korkuyor gibisin!" (s.11) Federico Garcia Lorca / Kanlı Düğün Ve SON PARAGRAF: “Şimdi, sabah serinliğini içime çekip, gökyüzünün yeni bir hikâye gibi ağır ağır aralanan tayfını seyrederken, nihayet hayallerimle buluştuğum için memnunum. Yarın ne getirecek bilmiyorum, ama her şeyi doğru yapmış değil, 'yaşadım' diyebilecek biri olarak ölmek istiyorum. Hayat hata yapmaktan korkmak için çok kısa. Korkmuyorum.” (s.312) Feribe, (incelemenin başında da belirttiğim üzere) derdine derman aramak için pürtelaş bir arayışa başlar, nihayetinde malum kurumdan (MİM’den) medet umar. Lakin, derdine başka dertler eklenir, çalıştığı kurumla da ilgili sorunlar çıkar. Pişmiş tavuğun başına gelmemiş hadiselerle boğuşur, tepesi atar… Ama en sonunda sabrının tam da tükendiği noktada, olanlar olur ve selamete kavuşur; yüzünde güller, hayatında yeni bir sayfa açar… Bu durumu, Mevlânâ’nın da dediği gibi: “Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme. Çünkü, orası kaderinin değişeceği yerdir.” sözüyle, yahut “Her şerde bir hayır vardır.” ayetiyle de açıklamak mümkündür, sevgili okurlar… Ayrıca Feribe’nin, özellikle son paragrafta, sanki Victor Hugo’nun Sefiller romanının finalindeki “Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç!” ikazını dikkate alarak, kendi hayallerini gerçekleştirme umuduyla hayatına yeniden yön vermesi ve “Yaşadım diyebilecek biri olarak ölmek istiyorum” vurgusunda da, son kertede kallavi bir mesaj var… Şimdi gelelim, eklemek istediğim diğer konuya… Nermin Yıldırım’ın külliyatına ait bu dördüncü roman, kendisinden önce gelen ‘gizli üçleme’ (Unutma Beni Apartmanı, Rüyalar Anlatılmaz ve Saklı Bahçeler Haritası) ile sonra gelen üç roman olan Dokunmadan, Misafir ve Ev’e kıyasla, ayrı bir özellik (mebzul miktarda müzik) barındırıyor. Zaten bunu fark etmemek olası değil, kitapta Feribe’nin haletiruhiyesiyle ilintili olarak ve Mazi İmza Merkezi’yle birlikte bilumum yerlerde bahsi geçenler de hesaba katılınca totalde 24 şarkı + 1 mehter marşı mevcut. Kitabı tekrardan okuyunca, müzikal haritasını da çıkarmak babında, hepsini tek tek kaydettim. Merak edenler ve nostaljiseverler için: #274762606
Kitap Simyacıları
Unutma DersleriNermin Yıldırım · Doğan Kitap · 20195,4bin okunma
··
447 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bu akşam toplantıda görüşmek üzere! 💫💫