Tek kelimeyle muhteşem bir kitaptı. Elimden bırakmak istemedim. Sayfalar ilerledikçe adeta, "freni patlamış bir kamyonla yokuş aşağı uçuyormuşum" gibi hissetmeye başladım. Hatta itiraf etmeliyim, hafta içi çalışırken nasıl yapsam da bir boş zaman yaratıp kitabı okumaya devam etsem diye düşündüm. Hafta sonunun ilk günü olan bugün de aralıksız okuyarak kitabı bitirdim. Gerçekten de çok özlemişim bu tür kitapları.

Vakit geçirmeden, öncelikle bu kitabı okumama vesile olan Necip G. ve "Farklı Türleri Keşfet Etkinliği"ne #28167510 teşekkür ederim. Bir de bu kitabı okumam için üzerimde büyük bir baskı kuran Roquentin'e teşekkür etmeliyim. Evet, teşekkür faslı bittiğine göre yazıma devam ediyorum.

Uzun süredir polisiye roman okumamıştım. Yanlış hatırlamıyorsam en son Aklından Bir Sayı Tut isimli kitabı okumuştum ve o kitabı da beğenmiş olmama rağmen kendi kendime bir daha bu türden kitaplar okumamaya karar vermiştim. Çünkü bana göre insana olumlu bir değer katmıyor bu türden kitaplar. Ancak bu demek değildir ki, polisiye türü kitaplar gereksiz. Böyle bir kanıya varmak için ahmak olmak gerekir. Kaldı ki, insanların son dönemlerde çoğunlukla tercih ettiği ve en çok okunanlar listesine soktuğu kitaplar da bu türden kitaplar...

Kitabın konusu, hepinizin tahmin edeceği üzere: cinayet. Zaten ismi de Siyah Kan. Boşuna ayrıntılı bilgi vermeyeceğim konuyla ilgili. Çünkü tam tahmin edeceğiniz gibi... Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi kitapta bir katil var. Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi katilin işlediği cinayetleri nasıl ve neden işlediği araştırılıyor. Yine klasik polisiye romanlarında olduğu gibi bu araştırmayı yapan kişi bir gazeteci. Ve son klasik de kurbanlar kadın...

Bakmayın bu kadar "klasik" konunun birleştiği bir kitap olduğuna. Yazar resmen bu kadar klasik konuyu bir arada toplayıp böyle bir şaheser ortaya koyarak "Polisiye roman dediğin böyle olur" diyor. Açıkçası beni bu konudaki yeteneği ile kendisine hayran bıraktı... Ayrıca polisiye türü kitaplarda her okur doğal olarak kitabın sonunu tahmin etme ihtiyacı hissediyor. Yazardan daha zeki olduğunu ispatlamak için "Sonunu tahmin ettim" demek istiyor. Fakat yazar da bu noktada çok ustaca bir şey yapıyor ve "Siz böyle böyle olsun bekliyorsunuz anlıyorum; ama öyle olmayacak" diyerek okurla adeta dalga geçiyor. Kitabın sonunu asla tahmin edemiyorsunuz. Bunu doğal olarak beğendim.

Kitapta çok beğendiğim bir başka konu ise, bir insanın nasıl olup da bir katile dönüşeceğini gerçekçi bir şekilde önüme sunmasıydı. Gerçekten de hiçbir insan doğarken katil olarak doğmaz. Her katil, tıpkı bizim gibi masum bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Burada asıl önemli olan soru, bir insanın, daha doğrusu masum bir çocuğun, zamanla nasıl olur da azılı bir katile dönüşebileceğidir. Gerçi son zamanlarda yapılan birçok araştırmada, bu tür dürtülerin genetik yoluyla geçtiği bilimsel olarak ispatlanmış durumda. Fakat genlerimiz tek başına yeterli bir sebep olarak kabul edilemez. Mutlaka bir insanı suç işlemeye veya cinayet işlemeye sürükleyen çevresel etkenler ve sebepler vardır. İşte bu kitapta bu sebepler ve etkenler çok gerçekçi bir şekilde okurun önüne sunuluyor.

Kitapla ilgili değinmem gereken bir başka önemli konu ise, eğer midenize güvenmiyorsanız veya kan gördüğünüzde bayılıyorsanız bu kitabı hiç elinize almamanızdır. İçerisinde bolca kan ve kan üzerine yapılan derinlemesine tahliller var. Bir de ayrıntılı anlatılan seks sahneleri var. Bu konuda hassas olan okurları şimdiden uyarmakta fayda görüyorum.

Küçük yaşlarda okuduğum Jules Verne'in macera kitaplarını saymazsam son zamanlarda bu kadar sürükleyici bir kitap daha okuduğumu hatırlamıyorum. Yazar resmen kendisini okutuyor ve okuru bir sayfadan diğer sayfaya soluksuz bir şekilde sürüklüyor. Bu türe bu kadar uzak kaldığıma üzüldüm. Tekrar yollarımızın kesişmesi dileğiyle sevgili Jean-Christophe Grangé