Selamlar herkese! Bu günün konusu, Polisiye’nin kraliçesi, gizemin kendisi: Agatha Christie . Yazar dedikoduları serimizin 3. bölümündeyiz aynı zamanda. Şimdiye kadar iki yazarı konuştuk:
J. R. R. Tolkien: #290389578
Stephen King: #290922433
Agatha Christie'den söz etmemizi isteyen @RS_Reader 'dı. Hazırsanız, başlıyoruz!
Onu her zaman inci kolyeleri, şık şapkaları ve elinde çay bardağıyla bir "İngiliz hanımefendisi" olarak hayal ediyoruz, değil mi? Ama bu sakin dış görünüşün altında; dünyanın en zeki cinayetlerini kurgulayan, kocasından intikam almak için ülkeyi birbirine katan ve dalgaların üzerinde sörf yapan bir macera tutkunu yatıyordu.
Hadi, Agatha dosyasını en büyük gizemiyle açalım...
1. Bölüm: 11 Kayıp Gün ve Muazzam Bir İntikam Planı
Yıl 1926. Agatha Christie zaten ünlü bir yazar, ancak özel hayatı tam bir enkaz halinde. Annesini yeni kaybetmiş ve üzerine kocası Archie Christie, Nancy Neele isimli bir kadına aşık olduğunu, boşanmak istediğini söylemiş. İşte tam bu noktada, Agatha Christie hayatının en büyük "kurgusunu" yazmaya karar veriyor:
3 Aralık gecesi Agatha, evden çıkar ve arabasını bir göl kenarında, uçurumun hemen dibinde terk eder. Arabanın farları açık, içinde ise valizi ve paltosu duruyordur. Ertesi sabah araba bulunduğunda manşetler patlar: "Ünlü yazar öldürüldü mü yoksa intihar mı etti?" Tam 15 bin gönüllü ve ilk kez uçaklar bir arama operasyonuna katılır. Hatta rakibi Arthur Conan Doyle , Agatha’nın bir eldivenini ruhani bir medyuma götürerek yerini bulmaya çalışır. 11 gün sonra Agatha, lüks bir kaplıca otelinde gayet sağlıklı bir şekilde bulunur. Ama asıl gıybet burada başlıyor: Otele kendi ismiyle değil, kocasının metresinin soyadıyla (Teresa Neele) kayıt yaptırmıştır!
Gıybet Notu: Agatha "geçici hafıza kaybı" yaşadığını iddia etti ve bu konuyu hayatı boyunca bir daha asla açmadı. Ancak birçok biyografi yazarı, bunun kocasını "karısını öldüren katil" durumuna düşürmek için yapılmış dahi bir intikam planı olduğunu düşünür. Düşünsenize; tüm ülke kocasından şüphelenirken o, metresin adıyla otelde keyif yapıyordu!
2. Bölüm: İstanbul’da Bir Durak: Pera Palas ve Gizemli Anahtar
Agatha’nın bu 11 günlük kayboluşunun bir ayağının da İstanbul’a uzandığına dair efsaneler bitmek bilmez. Rivayete göre Agatha, o dönemde veya sonrasındaki seyahatlerinde Pera Palas Oteli’nin 411 numaralı odasını mesken tutmuştu. Agatha öldükten sonra ünlü bir medyum, yazarın ruhuyla iletişime geçtiğini ve 411 numaralı odada gizli bir anahtar olduğunu iddia etti. İnanması güç ama odada yapılan aramada gerçekten de paslı, eski bir anahtar bulundu! Bu anahtarın Agatha’nın kayıp günlüğünü açtığı söylense de, o günlük hiçbir zaman bulunamadı. Anahtar bugün hala otelde bir kasada saklanıyor ve 411 numaralı oda, yazarın anısına hala o günkü ruhunu koruyor.
Detaylar: #2915277143. Bölüm: Mutfaktaki Laboratuvar: "Zehirlerin Kraliçesi"
Agatha’nın romanlarında kurbanlar genellikle kanlı infazlarla değil, bir fincan çayın içindeki hafif metalik bir tatla hayata veda eder. Bu tesadüf değildir; Agatha Christie aslında tescilli bir "zehir uzmanı" idi.
Birinci Dünya Savaşı sırasında hastane eczanesinde çalışırken zehirler ve ilaçlar konusunda derinlemesine bir eğitim aldı. O dönemde ilaçlar elle hazırlandığı için, hangi maddenin hangi dozda şifa, hangi dozda ise azrail olduğunu ezbere biliyordu. Ölüm Büyüsü kitabında talyum zehirlenmesini o kadar kusursuz anlattı ki, gerçek hayatta bu belirtileri kitaptan okuyup fark eden bir hemşire sayesinde bir bebeğin hayatı kurtuldu. Doktorlar bile teşhisi kitaptan koymuştu!
MI5 ve Casusluk Şüphesi: İkinci Dünya Savaşı sırasında yazdığı bir kitapta, İngiliz istihbaratının gizli bir merkezinin adını tesadüfen karakterine soyadı olarak verince (Binbaşı Bletchley), istihbarat servisi evini bastı. "Sen bunu nereden biliyorsun?" dediler. Agatha ise sadece "İsim kulağıma hoş gelmişti" diyerek onları şoke etti.
4. Bölüm: Çölde Aşk ve Arkeoloji
İlk kocasının ihanetinden sonra Agatha, "hayatımın aşkı" dediği arkeolog Max Mallowan ile tanıştı. Max ondan 14 yaş küçüktü ama Agatha’nın bu duruma bakışı tam bir efsaneydi:
"Bir kadın için en ideal koca arkeologdur; çünkü kadın ne kadar yaşlanırsa, kocası ona o kadar çok değer verir!"
Agatha, Mezopotamya’daki kazılarda sadece bir "yazar eşi" olarak oturmadı. Çıkarılan binlerce yıllık fildişi antikaları, kendi pahalı yüz kremiyle tek tek temizledi. Çünkü en hassas kirleri fırçalamadan çıkaran tek şey o kremlerdi! En ünlü eserlerinden biri olan Doğu Ekspresinde Cinayet 'i İstanbul-Bağdat arasındaki tren yolculuklarında ve kazı çadırlarında kurguladı.
5. Bölüm: Bilmediğiniz "Aykırı" Agatha
Agatha’yı sadece masasında oturan biri olarak düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. O, döneminin çok ötesinde bir "aksiyon kadınıydı":
Sörf Tutkusu: Hawaii ve Güney Afrika kıyılarında dev dalgaların üzerinde, sörf tahtasında ayakta durabilen ilk Batılı kadınlardan biriydi. 1920’lerde mayo giyip sörf yapan bir İngiliz leydisi hayal edebiliyor musunuz?
Piyano Korkusu: Aslında profesyonel bir konser piyanisti olmak istiyordu. Ancak o kadar utangaçtı ki, sahnede insanların önüne çıkma korkusu (stage fright) yüzünden bu hayalinden vazgeçip kalemi eline aldı.
Elma ve Küvet: En iyi cinayet fikirlerini küvette oturup elma yerken bulurdu. Yazma seanslarından sonra banyo, onlarca elma kabuğuyla dolu olurdu.
Sonuç: Sırlarla Giden Bir İmparatoriçe
Agatha Christie, 1976 yılında öldüğünde arkasında sadece 66 polisiye romanı değil, çözülememiş bir hayat hikayesi bıraktı. Otobiyografisinde bile o meşhur 11 günden hiç bahsetmedi. O, kendi hayatını da en iyi romanı gibi kurguladı: İp uçlarını verdi ama sonunu hep gizli tuttu.
Ve bu bölümün de sonuna geldik! Bir sonraki bölümde Maksim Gorki 'yi konuşuyor olacağız. Bir süre yazar isteklerine ara verelim olur mu? Çok fazla istek var ve gerçekten hepsini araştırmak istiyorum ancak yavaş yavaş seriye ara vermeyi de istiyorum.
Umarım beğenmişsinizdir. Keyifli günler!
açıkçası benim en sevdiğim kısım bir Agatha Christie kitabı gibi bir hayatı oluşu keşke hayatının bir bölümünde piyanoya da yaklaşsaydı gerçekten çok yakışırdı kendisine karşı bakış açım çok değişti (baya pozitif anlamda) hayran kalınmayacak gibi değil kitapları da yetenekleri de kendisi de özellikle zehir konusunda bebek hayatını kurtarma kısmında gerçekten aşırı şaşırdım Ölüm Büyüsü en yakın zamanda okuyacaklar listeme girdi
çok güzel yazmışsın yine sanırım ilk üçten favorim bu oldu sabırsızlıkla bekliyorum diğerlerini de ama çok yormamalısın kendini kolay bir şey değil ve en iyi şekilde yapmak istediğini de anlıyorum ara vermek de iyi gelecektir eline, emeğine sağlık 🤎
Agatha Christie ile ilgili henüz yeni bir sunum dinledim canlı olarak. Gerçekten etkileyici bir yazar, zehirler ve farklı ölüm şekilleri konusundaki marifeti muazzam. Kaybolduğu döneme atıfta bulunan eserlere de mutlaka bakın derim
Pera Palas'ta Onbir Gece kitabını okumuştum bi 2 yıl önce, çocuk kitabı falan diyebilirsiniz ama bence değil ve fena ters köşeliydi