Gönderi

En Köklü İştiyakımız: Huzur
10/10
·415 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2026 13:55
Sanat, müzik, felsefe, siyaset, psikoloji, sosyoloji, mitoloji, tasavvuf, din... Bu alanlara dallanıp budaklanan, ince elenip sık dokunmuş diliyle sanatın her zerresine doyuran, muazzam bir edebiyat cümbüşü. Bir romandan daha fazla ne beklenebilir ki? Merkezinde Mümtaz olmak üzere İhsan, Nuran ve Suat adlı dört karakterin etrafında şekilleniyor roman. Ben belki de çoğu okur gibi, Mümtaz'da kayboldum. O, ruhumun iki ucunu tarttığım teraziyi verdi elime. İşte, dedim, bu ben! O her eşikte tereddütle beklerken, her fikirde durup düşünürken, her korkusuna umudu karıp her umudunu korkuyla bulandırırken gördüm titreyişini. Ve bildim: Benim bu, hepimiziz. Bir insanı dışarıdan bir gözle, daha çok içeriden anlatmak mümkün değil sanırdım. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın muhteşem kalemiyle mümkünmüş. Tanpınar, Mümtaz'ı dışarıdan öyle bir anlatıyor ki biz onun ağzından hikâyesini dinlesek onun ruhuna bu kadar ulaşamaz, onun duygularını duyamaz, onun aşkıyla dolamaz, onun acısıyla kıvranamaz, onun kaygılarında, düşünce krizlerinde bu denli boğulamazdık. Tanpınar sanki Mümtaz'ı bütünüyle kavrayıp zihnimize onun kumaşını nakşetmiş. Yavaş yavaş, sindire sindire... Mümtaz'ın o hüzün bezeli talihi... Küçük yaştan itibaren birilerini yitirme korkusundan silkelenmesi çok zor. Hele ki anne babasından. Hayatı kopuşlardan ibaret. Sığınılacak huzurlu bir liman onun en büyük arzusu. Huzur... En köklü iştiyakı huzur. Arayıp da bulamadığı, bulsa bulsa yitirdiği huzur. Varılan bir liman değil de, hoyrat dalgalarla savrulan bir gemi olduğunu anladığı huzur. Her dalganın dinişinde erdiğini sandığı, her dalganın yükselişinde ermediğine kandığı huzur. İhsan'la her sohbetinde tattığı, her yalnız ve kimsesiz kalışında kaybettiği huzur. Nuran yanı başında gülümsediğinde yakaladığı, Nuran onu bekletip de gelmediğinde kaçırdığı huzur. Nuran'la her buluşmasında eriştiği, Suat'la her çarpışmasında yitirdiği huzur... Nihayetinde ne erilen ne erilmeyen dengesiz huzur. Realitenin bıçaklarında yontula yontula mükemmelden eksilen huzur. Hikâyeyi yapan da bu. Huzur'u yapan, o kötürüm huzur parçacıkları. Ya Mümtaz'ın Nuran'a olan o dillere destan aşkı? Romandaki edebî lezzeti zirveye çıkaran o aşk betimlemeleriyle hayat buluyor insan. Mümtaz'ın aşkının maneviyata uzanan derinliğinde, kutsiyetinde kayboluyor. Nuran'la doğan aşkın, Nuran'dan taşan, Nuran'dan büyük ve yüce âleme varan bir aşka nasıl evrildiği, en saf ve en değerli şeklini nasıl aldığını izliyor ve hayran kalıyor. Ah o İstanbul betimlemeleri bir de... Kitabı ayrı bir boyuta taşıyor. Âdeta İstanbul'un içinde geziniyormuşsunuz gibi, rüyadan Boğaz, gece denizinin parıltıları, tarihi yarımada, Üsküdar, Emirgân, Beyoğlu, adalar... Nuran'la Mümtaz'ın birbirlerini ve İstanbul'u yaşadıkları o güzel saatler... Musikiyle dolu anların tasviri de tuzu biberi romanın. Müziğin ruha tesirleri, hayatın ötesindeki dünyalara sürükleyen melodiler, zamanın dışında hissedilen anlar, girip çıkılan hayal âlemleri, hepsi öyle hoş tasvir ediliyor ki... Bu besteleri dinlerken yaşanan o sihirli anları okumak da ayrı keyifli: open.spotify.com/playlist/4XaR5d... En ama en önemlisi: Fikir çatışmaları romana felsefî bir derinlik kazandırıyor. İhsan'ın fikir dünyasından kopan cevherler... Doğu-Batı sentezcisi, hem milli değerleri ve gelenekleri önceleyen hem de Batı'daki ilerlemelerden ve yeniliklerden beslenen bir Türkiye ideali var İhsan'da. İyi bir toplumun özelliklerini anlatıyor, ülkenin gelişmesi gereken yönlerine ışık tutuyor. İnsanın önemini vurgulayan, hümanist bir anlayışı var. Fakat aynı zamanda toplum için ıstırap çeken bir ferdi idealize ediyor. Mümtaz'ı da kendi düşünce üslubuyla yoğuruyor. Suat ise İhsan'daki bu fikirleri ezen, isyankâr ve hınçlı bir kişilik olarak romana dahil oluyor. Karşıt görüşleriyle İhsan'ı yeriyor. Dolayısıyla romanda fikirsel devinimi, tez-antitez döngüsünü başlatan karakter. Kötülüğü seçmiş, sefil bir yaşamı var. Kendi çamuru romandaki beyazlıkları karartmaya yetiyor. İhsan ve Suat'ın hürriyet, iyilik ve kötülük üzerine tartışması da ilgi çekici. Burada Suat'ın Suç ve Ceza'nın Raskolnikov'unu hatırlatan fikirlerine rastlamak mümkün. Ona benzer bir şekilde, "Cinayet işleyerek dünya daha iyi bir yer haline gelecekse neden işlenmesin?" yerine "Cinayet işleyerek insan daha iyi biri haline gelecekse neden işlenmesin?" sorusunu soruyor ve cinayetin her zaman kötü olmayabileceğini iddia ediyor. İhsan ise âdeta Devlet'teki Thrasymakhos'un argümanlarını soğukkanlı ve makul bir kafayla çürüten Sokrates gibi, Suat'ın karşıt fikirlerini bir bir deviriyor. Son olarak romanda, gelmekte olan İkinci Dünya Savaşı'nın izleri mevcut. İnsanların savaş olup olmayacağına dair tartışmaları, savaşın Türkiye'yi nereye götüreceği, savaşın bir ülkenin gelişmesi üzerindeki etkileri, kanlı ihtilal örnekleri üzerinden dolaylı bir savaş ve medeniyet eleştirisi olarak edebiyatta yankı buluyor. Karakterleri alegorik açıdan ele alırsak; İhsan, yeni ve gerçek anlamda münevver Türkiye'nin, Mümtaz İkinci Dünya Savaşı zamanlarında iki arada bir derede kalmış, çaresiz Türkiye'nin bir sembolü; Suat ise daha çok, birey ve topluma yönelik yıkıcılığın, modernleşme krizinin ve nihilizmin bir tezahürü olarak görülebilir. ROMANIN MERKEZİ MÜMTAZ: Anne babasından mahrum zavallı küçük Mümtaz, İhsan'ın terbiyesinde büyüyen Mümtaz, Nuran'ın aşkıyla pişen Mümtaz, Suat'ın dikbaşlılığıyla zihin dünyası altüst olan Mümtaz, hastalık, ölüm ve savaş bilinciyle ağır buhranlara sürüklenen Mümtaz gibi birçok Mümtaz, Mümtaz'ın dönüşümlü psikolojik süreçleri iyisi kötüsüyle ve tüm detaylarıyla muhteşem betimlenmiş, âdeta panoramik bir tablo gibi romana serilmiş. Mümtaz genel olarak kaygılı ve hassas bir kişiliğe sahip. Bunda küçük yaşta yaşadığı yasların etkisi çok büyük. Bu yüzden ilerde Nuran'la yaşadığı ilişkide de sürekli nesne kaybı endişesi yaşıyor. Nuran'ın onu bırakıp bırakmayacağına dair takıntılı düşüncelerinde bu görülüyor (tabii Nuran'ın etrafındaki erkekler de bu takıntısını haklı kılmıyor değil). Hatta Mümtaz'ın Nuran'ında; Marcel Proust'un Albertine'ini, Albertine'e karşı duyduğu o takıntılı ruh hali, onu kaybetme endişesini, onu beklediği ve uzun uzun düşündüğü saatleri az çok buluyor insan. Tanpınar'ın Marcel Proust'tan etkilendiğini bir kez daha görüyor. *** Velhasıl benim okumalara doyamadığım bir eserdir #k:1198. İlk okumamda ne kadar sıkıldıysam ikinci ve üçüncü okumamda o kadar sevdim. Türk edebiyatının ve Tanpınar'ın en güzide eserlerinden biri benim için. İyi ki edebiyatımızda var, diyorum #k:1198. Mümtaz kadar hepimizin de en köklü iştiyakı olan huzur.
Türk Edebiyatı
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,3bin okunma
··
1.109 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Monsilya Huzur, tekrar tekrar okunası bir roman kaleminize sağlık .
Monsilya
Gönderi Sahibi
Aynen öyle. Çok teşekkür ederim. :)
Kitabı tekrar okuyasım geldi.. Bir dahaki sefere incelemenizdeki müzik listesi eşliğinde :) kaleminize sağlık 🌸
Monsilya
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. 🪻 Tekrar tekrar okumaya doyulmayacak bir kitap. :)
Harika inceleme
Monsilya
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. 🙏🏻 :)