Gönderi

Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.
9/10
·48 syf.··
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 12:46
Neden toplum olarak “bir anda popüler olan” şeylere yöneliyoruz? Neden bundan 18 yıl önce yazılan Masumiyet Müzesi, 18 yıldır hiç olmadığı kadar okunuyor ve bütün satıcıların çok satanlar listesinde? Neden akışım Masumiyet Müzesi ile dolu ve neden bu derginin kapağında Masumiyet Müzesi var! Bir şeyleri keşfetmemiz için dillere düşmesi mi gerek? Az bulunan incelikleri keşfetmek için mücadele vermek daha keyifli değil mi? Aynı şeyi Kral Kaybederse ile de yaşamıştık, kimsenin yüzüne bakmadığı kitap bir anda farklı kapaklarda vitrinlerde poz veriyordu. Hiç olmadığı kadar popülerdi üniversite yıllarımda Kürk Mantolu Madonna, sırf o yüzden okumak için beklediğimi biliyorum yıllarca. İsterdim ki bir diziyle değil, kitap eleştirileriyle, edebi bir yolculukla keşfedelim okuyacağımız eserleri. O kıvılcım bizden gelsin! İşte o zaman, gün gelir de dizisi/filmi çıkarsa önceden keşfetmenin verdiği haz paha biçilemez olur! #241583839 “Artık günümüzde Kadınlar Günü çoğunlukla burjuvalar arası bir hediye alışverişi, orta sınıf için bir ‘piyasa canlandırıcı’, işçi kadınlar içinse sadece takvimde sıradan bir gün.” Dündü değil mi? Bitti! Hediyelerle kutlandı, sosyal medyaya story dediğimiz şeylerden atıldı, o gün bile gerçekleşen kadına şiddet olayları ve kadın cinayetleri sümenaltı edildi. Peki ya bugün ve geriye kalan günler? İsterdim ki o güne yönelik duyarlılık etkinlikleri gerçekleştirilsin, konferanslar verilsin, bir gün olsun kitle iletişim araçlarında psikologlar, sosyologlar sahne alsın! Dün alınan çiçekler bugün soldu, dün var olan kadınlar bugün öldü, tıpkı önceki günlerde ve ondan önceki günlerde ölenler gibi. “Çünkü her sevgide biraz da cinayet bulunur,” diyor Edip Cansever, sevmeyin kadınları ve çocukları böyle sevecekseniz eğer. “Artık en büyük korkumuz deprem değil, yıkıntılardan çocuk çalan gerçek canavarlar!” ”Kaset denilince çocukluğumuz gelmiyor artık aklımıza. Peki döner mi dünya bunca kayıp çocukla? Bildiklerimi bilmemek isterdim ama artık çok geç.” “Aslına bakılırsa kıyamet meleği epey gecikmişti, çünkü insan kendi cehennemini çoktan yaratmıştı,” diyor Tarık Tufan tam da içinde yaşadığımız çağı anlatırken. Asıl kıyametin dünya üzerinde yaşamak olduğunu söylüyor Mevlana Celaleddin-i Rumi, “A ölüler, kalkın da kıyamet günün seyredin.” Ve Şermin Yaşar “İnsan sanıyor ki kıyamet bir kerede kopacak. Belki herkesin kıyameti ayrı ayrı kopuyordur.” O çocukların kıyameti değil mi şimdi? Çok haklı Gospodinov Bahçıvan ve Ölüm’ünde, “Herkesin kıyameti aynı anda kopmuyor.” Kıyamet çoktan koptu Haberiniz yok. Siz hâlâ güneşin Her sabah doğuşuna güvenin. Metin Altıok Zarifoğlu’nun ruhumuzdan silinmeyen sesi, “Ben bu çağdan nefret ettim, etimle kemiğimle nefret ettim” Ettik, ediyoruz ve edeceğiz daha ne kadar edebilirsek. Aylin Balboa’yı gördüm bu sayıda, ne mümkün onun Osman’ını unutmak! #215660785 Tiyatrosu yapılmış, hatta şu sıralar gösterimde. Oscar Wilde’dan dem vuruyor Barış Terkoğlu, “Oysa herkes öldürür sevdiğini, kulak verin bu dediklerime!” Hepiniz Tuncel Kurtiz’in sesiyle okudunuz biliyorum! Kitlesel işkenceye uğruyor Oscar Wilde cinsel kimliği nedeniyle; saçları kesiliyor, mahkum elbiseleri giydiriliyor, hücresindeki kovaya tuvaletini yapıyor. Ve yalnız 7 (yedi) kişi katılıyor cenazesine, onlar da mezarlığa kadar dahi gitmiyor, uğruna ömrünü heba ettiği bile “Herkes öldürür sevdiğini, ama herkes öldürdü diye ölmez.” Ve dergiyi alma nedenlerimden biri, Nermin Yıldırım; “Bazen böyle oluyor, en sevdikleri, insanın hayatından tak diye çıkıyor.” Öyle değil mi sahiden… Veda fırsatı bile bulamadan. Birdenbire… Orhan Veli misali, Her şey birdenbire oldu. Kız birdenbire, oğlan birdenbire; Yollar, kırlar, kediler, insanlar... Aşk birdenbire oldu. Sevinç birdenbire. “Başkalarına gösterdiğin sabrı kendine de göstermelisin. Bu da senin imtihanın.” Beyhan Budak sevilme ihtiyacımızdan, yalnızlık korkularımızdan, yaralarımızdan bahsediyor. Yine hayatımızı sorgulamaya iten bir yazıydı. Gitmek mi kalmak mı, diye soruyor Hilal Serbes, Cem Davran, “Çocuğum, çok küçüğüm, bulduğum her boş kâğıda bir şeyler karalıyorum. Başladığım gibi bitmiyor bu sessiz sayıklamalar.” Çocukluk yaraları yine… Bir kitap tavsiye ediyor Eylül Görmüş, Alman Sonbaharı, hemen aldım listeme. “Ne garip, insan hiç değer vermediğini sandığı bir şeye bile bağlanıyor farkında olmadan.” Öyle bir bağ oldu dergiyle aramda son zamanlarda. Sevdim…
Dergi
Kafa Dergisi - Sayı 138 (Mart 2026)Kafa Dergisi · Kafa Grup Yayıncılık · 2026140 okunma
··
3.682 Gösterim
7 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Ya siz? Okudunuz mu Masumiyet Müzesi'ni?
Kaleminize sağlık. Yazarların sözlerini bağlama biçiminiz çok hoş. Herkes için daha güzel bir dünyada yaşamak dileğiyle...
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Öyle umut edelim...
Her kelimenin hakkını veren bir yazı olmuş. Kaleminize, yüreğinize sağlık ☘️
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Teşekkür ediyorum... 🌼
Üniversitede iken okuyup yarim bıraktığım, korona da tekrar okudugum bir eser. Gereksiz yere abartıldığı düşüncesindeyim
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Başarılı ama gündeme düşecek kadar değil.
Okumadım ,daha önceleri düşünmüştüm ama sıra hiç gelmedi okumaya şimdi ise aynı düşüncedeyim okumuycam..İç sesim olan bir inceleme olmuş hocam, emeğinize sağlık..
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Teşekkür ediyorum...
Reklam
6 yıl önce okudum ve tabiiki kitabı
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
👏