Sanatçı: James Joyce
10/10
·339 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 19:37
Stephen… Senin hikâyen bir roman kahramanının hikâyesi gibi başlamıyor. Daha çok bir zihnin uyanışı gibi başlıyor. Çünkü seni yaratan kişi sıradan bir karakter kurmak istemedi. Seni kendi içinden çıkardı. Bu yüzden seninle konuşurken ister istemez seni yaratan adamı da düşünmek gerekiyor: James Joyce Joyce’un gençliğinde yazdığı ilk roman aslında Kahraman Stephen’dı. Ama o roman yayımlanmadı. Ölümünden sonra yayımlandı ve bize ulaştı. Ve bu kitap onun devamı. O yüzden Kahraman Stephen kitabıyla ilgili incelememi buraya bırakıyorum. Okumak isteyen okurlar için. Çünkü bu kitabı ya da diğer kitabı okuyanlar, her ikisini de okumazsa bu hikâye herkes için yarım kalacak. #299092372 İlginç olan şu: Her iki kitapta da aynı konular anlatılıyor. Aile baskısı, din baskısı, dil ve toplum baskısı, yabancılaşma, sürgün, sanat ve baba arayışı… Ama yine de insan okurken sanki iki ayrı yazarın kaleminden çıkmış gibi hissediyor. Ve okurken şunu anladım ki bunun sebebi basit bir teknik fark değil. Bu, Joyce’un yazarlık bilincinin değişmesidir. Burada Joyce’un Aristoteles ve Thomas Aquinas’tan çok etkilendiğini ve onların güzellik ile bütünlük kavramlarını esas alarak muhteşem bir geliştirme yaptığını söyleyebiliriz. Ama bana göre hâlâ Kahraman Stephen bu kitabın çok çok ötesinde bir yerde duruyor. Çünkü ben sade bir okurum. Bu düşünürlere göre Joyce ilk metinde bunu başaramamıştı. Metin daha duygusal, daha dağınıktı. Belki de beni çeken tam olarak bu duygusallık ve bu dağınıklıktı. Yazar henüz yaşadıklarını yeterince mesafeden göremiyordu. Benim için ise o mesafenin olmaması, o ham gerçeklik hissi çok değerliydi. Ama Portre’de durum değişiyor. Olaylar artık rastgele ilerlemiyor; birbirine bağlanıyor, birbirini doğuruyor. Romanın bütün parçaları tek bir merkeze bağlanıyor: bir sanatçının doğuşu. Stephen, senin hikâyen tam da bu yüzden bir büyüme hikâyesinden çok daha fazlasıdır. Sen yalnızca bir genç değilsin; düşünmeye başlayan bir zihin, özgürlüğünü arayan bir ruhsun. Dinle, aileyle, toplumla ve dille hesaplaşırken aslında kendine ait bir hayat kurmaya çalışırsın. Joyce bu süreçte edebiyata önemli bir kavram da kazandırıyor: epifani. Basit bir olayın içinde ansızın ortaya çıkan o aydınlanma anı. Aslında Kahraman Stephen’da bu epifani meselesi çok daha ayrıntılı şekilde anlatılıyor ve bana göre bu yüzden daha anlaşılır oluyor. Bu kitapta ise epifaniye dokunuyor ama diğer kitaptaki gibi ayrıntılara girmiyor. Bir çocuğun masanın altına saklanması bile bir anda hayatın çıplak gerçeğini gösterebiliyor onun için. Joyce’un ustalığı tam burada yatıyor: büyük anlamları küçük anların içine gizlemek. (Bence de tam böyle. Küçük anların içinde büyük anlamlar.) Romanın sonunda yine kesin bir sonuç yoktur. Kahraman Stephen’da kitap zaten yarım kaldığı için bir sonuca ulaşamamıştık. Bu kitabı okurken de “acaba bu sefer bir sonuca varacak mı?” diye düşünürken yine aynı belirsizlikle karşılaşıyoruz. Stephen gerçekten özgürlüğüne kavuşmuş mudur? Bunu bilmiyoruz. Hatta Joyce’un başka bir eserinde onu yeniden görecek miyiz, o arayış devam edecek mi? Onu da bilmiyorum. (İnşallah Stephen’la yine karşılaşırım.) Ama aslında bu belirsizlik romanın gücüdür. Belki de Joyce’un amacı tamamlanmış bir kahraman göstermek değildir. Onun amacı bir insanın sanatçı olma yolculuğunu başlatmaktır. Ve bir sanatçının kendi sesini bulmak için dünyaya meydan okumasını göstermek. Joyce’un yaptığı şey bence oldukça radikal. Bu hikâyeye ne kadar inandığını ve kendine ne kadar güvendiğini de gösteriyor: aynı hikâyeyi daha yoğun, daha sanatsal bir forma sıkıştırmak. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, bilinç akışına yaklaşan, karakterin zihniyle birlikte büyüyen bir roman. Tek kelimeyle muhteşem bir deneyim yaşattı bana. Bir bakıma Joyce kendi kitabını parçalayarak daha iyi bir versiyonunu ortaya çıkardı. Belki de sanat tarihinde bazen en büyük ilerleme yeni bir şey yazmak değil, yazdığını acımasızca kesip yeniden kurmaktır. Joyce’un yaptığı tam olarak buydu. Bir de şu ilginç ayrıntıyı söylemeden geçmek olmaz. James Joyce, kitaplarını anlamakta zorlanan okurlar için bir keresinde şöyle demiş: “Kitaplarımı anlamak isteyenler, onları yazmak için harcadığım kadar zaman harcasınlar.” Bu söz kibir olarak görülebilir. Bir meydan okuma olarak da görülebilir. Ama ben bunu onun sanatına duyduğu güven olarak görüyorum. Bu yüzden Joyce okumak bana göre bir roman okumaktan çok bir zihnin içinde yürümek gibi. Ve okuma yolculuğumun diğer eserlerine uzanırken, bu sanatçının eserlerine verdiği emeğin karşılığını bir okur olarak verebilmek için elimden geleni yapacağım. Sen büyük bir sanatçısın Joyce.
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak PortresiJames Joyce · İletişim Yayıncılık · 20181,359 okunma
·
9 +1'leme
·
2.157 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Epifani kelimesi her kitap okuyanın kelime hazinesinde olması gereken bir kitap. Aslında hepimiz okuduk ama fark edemedik. Epifani temalı bir çok eser var; Simyacı, Çalıkuşu, Mantık Al-Tayr, İnsan Neyle Yaşar?… Hepsinde bir aydınlanma teması hakimdir. Bilenlere bu kelimeyi hatırlattığınız için bilmeyenlere ise öğrettiğiniz için çokça teşekkür ederim ✨🫧🌸İnceleme yazılarınızın güzelliğini konuşmuyoruz artık. Bu kitapları nereden bulup okuyorsunuz ben artık ona bakıyorum ✨🌷
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Ne güzel söylemişsin… Aslında gerçekten de epifani dediğimiz şey, çoğu zaman okurken hissettiğimiz ama adını koyamadığımız o anlar. Bir cümlenin içinde durup kalmak, bir karakterle birlikte bir anda “anlamak”… Hepimiz yaşadık bunu, sadece farkına varmadık. Verdiğin örneklere gelince, Mantık al-Tayr hariç hepsini okudum. Hepsinde bir kırılma anı var. Bir anda insanın kendine, hayata ya da inandığı şeylere başka bir gözle baktığı an… Ama ben epifani kavramını bilmediğim için o anları daha farklı yorumlamıştım. Şimdi o hikâyeler, o anlar gözüme bambaşka görünüyor. Joyce’un yaptığı belki de sadece bunu görünür kılmak ve bu gerçekten çok değerli. Kitapları nereden bulduğuma gelirsek… Aslında biraz iz sürmek gibi. Seninle de konuşmuştuk, Ulysses’i okumak istiyordum ama açıkçası anlamayacağımı düşündüğüm için çekiniyordum. Hikâyenin içinde boğulurum diye korkuyordum. O yüzden bu kitap ve Dublinliler zaten listemdeydi. Ama Kahraman Stephen hakkında bir inceleme okudum. Aynı okur, oradan Portre’ye ve Ulysses’e uzanan bir okuma yolculuğu kurmuştu. Portre’yi de yazdığını görünce dedim ki, tamam, önce Kahraman Stephen’ı okuyacağım. Bir anda böyle büyüdü bu süreç. Zaten çoğu zaman böyle oluyor. Bir yazar beni başka bir yazara götürüyor. Mesela geçen okuduğum Byron da öyleydi; birçok yazarın atıf yaptığı, merak ettiğim bir isimdi. Bir cümle, bir gönderme, başka bir kitabın kapısını açıyor. Sonra fark ediyorum ki okudukça yol uzuyor… ama güzelleşiyor. Böyle dikkatle okuyup hissetmen ve bunu paylaşman asıl teşekkür edilecek şey😊🙏.
Çok güzel bir inceleme; kaleminize, zihninize sağlık. Bir kitaptan çok daha fazlasını anlatmışsınız ve bunu gerçekten etkileyici bir şekilde yapmışsınız. Ayrıca Kahraman Stephen incelemenizi de okudum; o daha da ilgi çekiciydi. Açıkçası çok merak uyandırdı, mutlaka okuyacağım. Teşekkür ederim.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim🙏. Gerçekten böyle hissettirebilmek benim için çok kıymetli😊. Aslında ben incelemeleri yazarken yalnızca kitabı değil, kendi okuma sürecimi de anlatmaya çalışıyorum. Kahraman Stephen incelemesinin seni ayrıca meraklandırmasına da çok sevindim. Çünkü açıkçası o kitap beni daha çok sardı; okuma deneyimine çok daha fazla katkı sağladığını düşünüyorum. Ve bana kalırsa o kitap olmadan bu hikâye hep eksik kalır. Okuduğunda senin neler hissedeceğini gerçekten merak ediyorum. 📖