Gönderi

Tuhaflık bulaşıcı mı, yoksa şehrin genlerinde mi var?
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2018 55. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2018 04:24
Yeni yılın kendi adıma ilk kitap incelemesi, geçen yıl okuduğum kitaplar içerisinde beni en çok sarsan, en çok etkileyen, hüzünlendiren, tebessüm ettiren, sorgulatan, çeşitli duygular arasında oradan oraya sürükleyen bu ‘tuhaf’ kitaba kısmetmiş… Lise yıllarından beri, çeşitli zamanlarda kitaplarıyla hayatıma girmiş bir yazar Orhan Pamuk… Bazen büyük bir hayranlıkla bazen de hayal kırıklıkları ile ayrıldım bu buluşmalardan. Bu 8. buluşma ise açık söylemek gerekirse, benim için oldukça özel ve keyifli geçti… Pek çok kitabının ilk baskısına sahip bir okuru olarak, -ki çıktığı gün alıp bitirdiğim kitapları olmuştur, bu kitabı okumak için neden 5 yıl bekledim bilmiyorum… Yeri gelmişken, birkaç ay önce bir Orhan Pamuk etkinliği başlatan (muhtemelen bitmiştir etkinlik) ve bu kitabı okumama vesile olan sevgili NigRa ’ya da en içten teşekkürlerimi gönderiyorum… Yılın ilk kitap incelemesi dediğime bakmayın siz… Yaklaşık 470 sayfa süren bu yolculuğa bir inceleme yazmaya kalksam en az bir 70 sayfa da bana gerekirdi derdimi tam olarak ifade edebilmek için… O yüzden sıcağı sıcağına dilim döndüğünce paylaşmak istedim kitaptan bana kalan tuhaflıkları:) ----------------------- Gündüz yoğurtçuluk gece de bozacılık yapan bir babanın peşinden 60’lı yılların sonunda, kendini ‘taşı toprağı altın’ İstanbul’da bulan Mevlut’un hayatının 40 yıllık bir kesitine tanık oluyoruz… ‘Herkesin hayatı roman olabilir, yeter ki düzgün yazacak biri olsun’ tezini kanıtlarcasına, sıradan bir bozacının sıradan hayatı, Nobel’li bir yazarın elinde modern bir destana dönüşüveriyor… Kitapta ilk dikkatimi çeken şey, Mevlut ile Orhan Pamuk arasındaki tezatlık oldu… Öyle ki, Pamuk İstanbul’un köklü bir ailesinde, her dönemin ‘elit’ semti Nişantaşı’nda dünyaya gelen, bu elit çevrede iyi bir eğitim alarak yetişen, din ile arasına mesafe koymuş, hayatı boyunca bir gün dahi geçim sıkıntısı yaşamamış, dünya çapında tanınan başarılı bir yazar… Mevlut ise Anadolu’nun bir köyünde dünyaya gelip, okuma yazma bilmeyen babasının ardından para kazanmak için İstanbul’a göç eden, sadece köpeklerin yaşadığı çıplak tepelerde yeni kurulmaya başlayan bir gecekondu mahallesinde toprak tabanlı tek göz bir evde, derme çatma okullarda yetişen, oldukça muhafazakar, hayatı boyunca karnını doyurmak için gece gündüz hiç durmadan çalışan, küçücük bir çevrenin içinde hiçbir başarı hikayesi olmayan sıradan bir sokak satıcısı… Bu konuda çok daha fazla tezatlık örneği sıralayabilirim ama demek istediğimi anlatabilmek için bu kadarının yeterli olacağını düşünüyorum. Ben bu aşırı tezatlığı Orhan Pamuk’un edebiyat dünyasına sunduğu bir challenge/meydan okuma olarak görüyorum. Eğer böyleyse de hakkını sonuna kadar teslim ediyorum. Çünkü kitabın sonuna geldiğinizde tüm bu hayatı, bu hayata ait detayları, bu hayatın insanlarını, bu insanların dertlerini, mutluluklarını, aşklarını bu kadar gerçekçi ve detay atlamadan anlatabilmek için en azından bu hayata benzer bir hayat yaşamış olmak gerekir diye düşünüyorsunuz… Pamuk’a, hiç bilmediği sulara bu denli cesurca girebildiği ve taksiyle içinden geçerken dahi şöyle bir dönüp bakmadığımız ‘İstanbul’un karanlık yakası’nı okurlarına ev ev, sokak sokak gezdirip idrakimizde bir farkındalık yarattığı için ayrıca teşekkür etmek gerekiyor sanırım… ------------------------ Kafamda Bir Tuhaflık’ı Türk edebiyatının sıra dışı romanlarından biri haline getiren pek çok neden saymak mümkün… Tüm bu nedenleri tek tek yazma imkanı olmadığı için şöyle bir özet yapabilirim belki; her şeyden önce bu kitabı düz bir roman gibi değil de, Türkiye’nin yakın tarihini kurgusal bir dille anlatan, sosyoloji, psikoloji, din, siyaset, ekonomi, kültür ve gelenek, sınıfsallaşma, devlet-toplum ilişkisi, aşk ve kadercilik gibi pek çok konu ve başlığın alanına hitap eden zengin bir metin gibi okumak gerekiyor… İsterseniz, ‘çıplak tepelerdeki çamurlu arazilerin birileri tarafından çevrilmesiyle ortaya çıkan gecekondular, 40 sene içerisinde nasıl plaza ve kulelere dönüştü’ sorusunun cevabını arayabilir ya da İstanbul’un taşındaki toprağındaki altının hangi koşullarda, hangi süreçlerden geçerek, hangi oranlarda kimlerin cebine girdiği sorunsalının izini sürebilirsiniz… Kitabın farklı yollardan dolaşarak sürekli ön plana çıkardığı merkez konularından bir tanesi de insanların düşünceleriyle dile getirdikleri arasındaki uyumsuzluk olarak karşımıza çıkıyor. Mevlut, günlük yaşamda ‘şahsi görüş ile resmi görüş’ arasında sık sık bocalarken manevi dünyada bu durum ‘dilin niyeti ile kalbin niyeti’ olarak farklı bir terminolojide karşılığını buluyor… Bunun başka bir versiyonuna Mevlana Celaleddin Rumi’ye ait olduğu rivayet edilen ‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’ sözünde de rastlamak mümkün… Aslında tüm yollar aynı kapıya çıkıyor… İnsanın söylemek istedikleriyle söyledikleri, yapmak istedikleriyle yaptıkları, olmak istedikleriyle oldukları arasındaki mesafe, onun bu hayattaki konumunu da ortaya koyuyor bir anlamda… Aradaki mesafe açıldıkça insanın özgüveni azalıyor, huzursuzluğu artıyor… Pek çoğumuzun içten içe yaşadığı gizli depresyonların altında da aslında bu ikiliğin, bu çift başlılığın serencamı yatıyor… İnsanın kendini araması, kendine gelmesi, ve nihayetinde kendini bulması, işte bu yaşam yolculuğunda uzayan mesafeleri kapatabilme başarısıyla mümkün oluyor ancak… Mevlut’un kafasındaki tuhaflığın kaynağını araken bir okur olarak biraz da bu sularda yüzmek gerekiyor… Çünkü o tuhaflık aslında sadece Mevlut’un kafasında varolan, sadece onun tarafından hissedilen bir tuhaflık değil. O tuhaflık, her birimizin iç dünyasının bir köşesinde saklıyor kendini… Hayatımızın belli dönemlerinde ortaya çıktığında ise sorgulamaya başlıyoruz kendimizi, hayatımızı, hayatımızın ne kadarının kendimize ait olduğunu… Ve bu noktaya geldiğimizde Orhan Pamuk bir kelime atıveriyor önümüze… KISMET… Öyle sihirli bir kelime ki bu, yeri geldiğinde tüm hayatınızı tek başına bu kelimenin sırtına yükleyip, yanına ikinci bir kelime dahi koymadan yolunuza devam edebilirsiniz… Belki hiçbir soruya cevap vermez ama her sorunun da cevabı olabilecek kadar güçlüdür… Eğer dilinizin niyetiyle kalbinizin niyetini bir türlü denkleştirememiş, olmayı hayal ettikleriniz bir türlü kapınızı çalmamış, tüm bu karmaşık denklemden size kalanlar bir tuhaflığa dönüşmeye başlamışsa, kimbilir belki de ‘kısmet’ anahtarını takıp kilidi açmaktır tek çıkar yolunuz… Yavaş yavaş toparlamam gerektiğinin farkındayım :) Ancak başta da dedim ya, bu kitap benim için zihnimde birkaç ışık daha yakan, bazı silik düşüncelerime bir anlam veren, kendi hayatımı sorgularken transit geçtiğim bazı duraklara tekrar dönmemi sağlayan etkili bir kitaptı… O yüzden ben yazdıkça zihnimde yenileri beliren kelime yığınlarını tutmakta zorlanıyorum açıkçası:) Kitabın zengin kurgusu neden oluyor biraz da bu duruma… İstanbul’un yakın göç tarihi, detaylı bir şekilde işlenen konuların başında geliyor… Kitabı bitirdiğimde bu olaya kendi penceremden baktığımda bazı gerçeklerle yüzleştim. Neydi bu gerçekler? Öncelikle, kendi hayatımın da bu göç tarihinin bir parçası, bir uzantısı olduğunu net bir şekilde kabul ettim. Neticede ben de 20 sene önce kalkıp göç ettim bu şehre… Evet, belki benim göç etme nedenim daha fiyakalıydı Mevlut’ten… Çünkü ben üniversite okumak için geldim bu şehre! Bugüne kadar da kimse çıkıp ‘ulan ne farkı var, aynı bokun laciverti işte’ demedi… Böyle böyle idare ettik birbirimizi 20 yıl boyunca… Ancak 20 yılın sonunda fark ettim ki, buraya üniversite okumaya gelen adam, nohut-pilav satmaya gelen adamdan daha fazla İstanbullu olmuyor! Ama bir plazanın bilmem kaçıncı katında, ama bir gecekondu mahallesinde… Kimi beyaz yakalı, kimi önlüklü, kimi kendi arabasında, kimi metrobüs koltuğunda… Kimi prömiyerde galada, kimi halk gününde belediye meydanında… Neticede yolu dışarıdan bu şehre düşen her birimiz buğday rengi bir ekmeğin peşinde bir araya gelip İstanbul olmadık mı? Bir esnaf lokantası açan adam, marketten aldığı ucuz fasülyeyi Çayeli fasülyesi diye yedirdi, benim gibi bir gazeteci de incir çekirdeğini doldurmayacak şeyleri dünyanın en önemli olayıymış gibi allayıp pullayıp okura sundu… Lokantacının yaptığına namussuzluk, benim yaptığıma ise kapitalizm dedik… Kartlar böyle dağıtılsa da oyun öyle oynanmıyor sevgili kitap dostlarım… Plazanın 35. katıyla sokaktaki bozacıyı hizaya getiren göremediğimiz bir denge var aslında… Plazadaki adamı 35 kat aşağı çeken, sokaktaki bozacıyı 35 kat yükselten tuhaf bir denge… Sokaklarımız, arabalarımız, yaşadığımız evler, sosyalleşme mekanlarımız, çocuklarımızın oynadığı parklar, süpermarkette uğradığımız reyonlar birbirinden farklı olsa da; yolda karşılaşınca birbirimize selam verecek kadar yakın, geldiğimiz yeri bilecek, neden burada olduğumuzu anlayacak kadar sırdaşız aslında… Nihayetinde, Kimseye yar olmayan İstanbul’un platonik aşıklarıyız biz… Hepinize keyifli okumalar dilerim… PS: Kitap boyunca 10-12 litre kadar boza bitirdim:) O bozalı seanslardan bir kare; i.hizliresim.com/v65Q3O.jpg Kitabı okumayı düşünen arkadaşlar hazırlıklarını önceden yapsın…
Kafamda Bir TuhaflıkOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202416,3bin okunma
··2 alıntı·
1 +1'leme
·
6,2bin Gösterim
30 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Veee Necip G. sonunda yaşadığını belirten bir dönüş yapar, hem de kafasında tuhaflıklarla dolu bir incelemeyle. :) Okuma sürecinde neden 10-12 litre boza tükettiğini de anlamış olduk böylece. Ayrıca tam ben yazacaktım fakat aşağıda Hercaiokumalar /Ayşe Hanım zaten yorumunda belirtmiş. Yani bir kitabı incelerken benim de yapmak istediğim bir şey bu, hem kitaptan bahsedip hem de araya kafandaki tuhaflıklardan serpiştirmek. Çünkü her düşüncemiz de vücudumuzdaki bir tuhaflıklar silsilesinin sonucunda yeşerir sonuç olarak. Sen de Türkiye'nin yakın tarihini kurgusal bir dille anlatan bu kitaba pek çok yönlerden değinmişsin. Umarım yazdıkça zihninde yenileri beliren kelime yığınlarını hiçbir zaman engellemezsin de biz de sürekli yazılarını okuruz. Eline, emeğine sağlık...
Necip G.
Gönderi Sahibi
Çok teşekkürler Oğuz, yeniden bir şeyler paylaşmak bana da çok iyi geldi:) Yazdıklarına katılıyorum, okuduğumuz kitapların üzerimizde bıraktığı etki kitabı da daha iyi tanımak adına önemli bence de. Sen bu sitede bu etkiyi zengin ve yaratıcı sunumlarla aktaran, buna yetenek de katarak kurgulayan değerli okur dostlarımdan birisin. Umarım önümüzdeki günlerde de bu zenginlik ve üretkenlik hepimiz için artarak devam eder... Vakit ayırıp düşüncelerini paylaştığın için tekrar teşekkür ederim. Sevgilerimle...
Yorumunuzu keyifle okudum. Kitabı çok yeni bitirdim.Ben de benzer duygu ve düşüncelerle okudum. Zira İstanbul’un son 30 yıllık hikayesiyle benim kişisel tarihim de uyuşuyor. 94 ‘te üniversite okumak için geldiğim şehrin zaman içindeki değişimine bür miktar tanık oldum. İnceleme için elinize sağlık.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Ben de aynı sebepten 2000 yılında geldim:) Kendi payıma düşene şahitlik ettim. Benzer geçmişe sahip olanların romanı bundan bağımsız okumaları çok zor. Kitap da fazlasıyla hakkını veriyor... Teşekkürler tekrardan.
Eline sağlık Necip, inceleme için bir şey söylemeyi düşünmüyorum, senin en iyi incelemelerinden biri olmuş gerçekten. Yani seviye en üstte siteye göre. Tespitler, anlatım, ara başlığın kullanımı, yani utanmasam gazetenin satılması iyi gelmiş diyeceğim :) Bir köşe de senin kapman gerek bence, en azından. Kitap da etkilidir herhalde, ben de almıştım yazın, okuyamadım ama daha. Etkinlik bile çare olmadı. Orhan Pamuk'la ilgili hislerimiz aynı zaten. Sadece ben daha tembelim senden :) İstanbul, bitmek bilmeyen göç, eskinin yeniyi beğenmeme çarkı, kafada uçuşuyor hepsi. Tabi boza da:) ben bilmiyordum alkol oluştuğunu kitaptan önce. Hoş geldin tekrar siteye. Hep böyle geçsin 2019
Necip G.
Gönderi Sahibi
Erhan çok teşekkürler. Seninle sağda solda karşılaşıp sohbet etmeyi, atışmayı özledim açıkçası:)) İnan bana gazetenin satılması hiç iyi gelmedi bana:))) Şaka bir yana, sanırım hayat yavaş yavaş normale dönüyor. Köşe kapma konusu kulağa iyi geliyor ama şu an o köşeyi dolduracak vakti bulmam çok zor. Zaman içinde o da olabilir belki... OP konusunda seni anlıyorum. Çok kolay bir yazar değil ve kitaplıktan pat diye çekip bir anda başlayamıyorsun. Biraz o modu hissetmek gerekiyor. Bozada alkol meselesi kitapta da tartışılan bir konu:) Mevlut olmadığını iddaa ediyor ama bozanın ilk ortaya çıkışının içkinin yasaklandığı döneme denk gelmesi de tesadüf olamaz:) 2019 hepimiz için verimli bir yıl olsun:) Selam ve sevgilerimle...
Çok merak ettim. Ben de bir öğrenci olarak İstanbul aşığıydım ve biraz o yıllara tanığım. Bu yüzden okumak istiyorum. Yorumunuz için teşekkürler.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim vakit ayırdığınız için. Siteyi eskisi kadar sık ziyaret edemediğim için yorumunuzu gecikerek cevaplıyorum, kusura bakmayın lütfen. Kitaba İstanbul özelinde bakarsak, gerçekten de yakın geçmiş tarihi gibi bir işlevi var. Bir nevi göç tarihi. Kitap kahramanları ve ilişkilerin fonunda o gri İstanbulu seyretmek mümkün. Aslında bugün de benzer bir süreçten geçiyoruz. Bu kıyası yapabilmek adına da bu eser çok fazla malzeme veriyor bize. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Necip hoşgeldin özlemişiz :) 3 ay olmuş yazmayalı çok güzel geri dönüş oldu diğer arkadaşların da dediği gibi. Ayrıca yorumlara bakınca nasıl da her görüşten insanı yorumlarda buluşturduğunun da farkındasın mutlaka, senin misyonun bu zaten diyebiliriz :) OP okumaya başladım Beyaz Kale ile devamını getirmek istiyorum, bu arada bana bir Masumiyet Müzesi hediye sözün vardı hatırlatayım fazla var demiştin elimde :) Teşekkürler tekrar emeklerin kattıkların için eksik olma :)
Necip G.
Gönderi Sahibi
Aynen... Kitap ve buluşma işi bende!
Reklam
Necip bey fazlasıyla kendinizi özlettiniz :)) Öncelikle şunu ifade etmem gerek ki bazı yazarlar vardır ki saygı duyarım ama uzak dururum:) Malum bunlardan biri de Orhan Pamuktur... Ama incelemeye gelince başta siz olmak üzere faraza; ( Zehraca, İnci,Ferah,Eylül Türk ) ilk aklıma gelenler hiç düşünmeden okurum diyebilirim:)) Ben her daim duyguların düşüncelerin de satırlara dökülmesi taraftarıyım ve sizler bunları çok ama çok güzel bir şekilde yansıtıyorsunuz... Yine içten ve okunası bir inceleme ile aramıza tekrar hoş geldiniz sefa getirdiniz:)) Yüreğinize ve kaleminize sağlık...
Necip G.
Gönderi Sahibi
Salih hocam inanın o özlem karşılıklı. Son zamanlarda zorunlu nedenlerden dolayı siteye çok gelemesem de ara sıra kulağınızı çınlatıyoruz evde. Bizim için değerli bir rehbersiniz hocam... Orhan Pamuk konusunda da sizi çok iyi anlıyorum aslında. Bir dönem ben de kızıp baya uzak durdum kendisine. Ama gençlik yıllarımdan beri bir aşinalık, bir alışkanlık da var onun kitaplarına karşı... Böyle bazen kavgalı bazen barışık geçinip gidiyoruz:)) Yazdıklarım hakkında söyledikleriniz inanın çok mutlu etti beni. Adını geçirdiğiniz okur dostlarımı ben de uzun zamandır takip ediyorum. Sitedeki bu fikir ve paylaşım zenginliğinden elimden geldiğince istifade etmeye gayret ediyorum... Vakit ayırdığınız için tekrar çok teşekkür ederim Salih hocam. Bundan sonra daha sık karşılaşmak dileğiyle... En içten selam ve sevgilerimle...