Gönül Demircioğlu

Bundan sonra parkta yürüyüşe çıktığınızda durup kendinize sorun: Çimenlerin arasındaki karahindiba ne görüyor? Otlar hangi kokuları alıyor? Meşenin yapraklarına dokunun, ileride ona dokunulduğunu hatırlayacağını bilerek. Ama sizi hatırlamayacaktır. Sizse o ağacı hatırlayacak ve anısını her daim hafızanızda yaşatacaksınız.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Kafiye ve Serbestlik
Aldington’un bahsettiği doğal akış yaşadığımız hayata öylesine dayalıdır ki konuşmada tutturduğumuz ritim doğada -esasında evrende- bir kuvvet olarak ritmin ufak bir tezahürüdür yalnızca. Güneşin nabzı, dalgaların gelgiti, ışığa göre yaşayan varlıklar olarak uykumuzu etkileyen günlük (sirkadiyen) ritimler tabi olduğumuz ritimlerin sadece bir kısmıdır. Esasında ritim dediğimiz şey insan hayatının yeter değilse de gerek şartı olabilir zira embriyonun kalbi yaratıldıktan 18 ila 21 gün sonra atmaya başlar; bu noktada pompalanacak kan yoktur, kalbin hizmet edeceği herhangi bir işlev yoktur fakat atış durursa embriyo ölür. Peki, ritmin sözdizimle ne alakası var? Aldington’un yazdığı türde bir cümlenin kendine özgü mensur bir ritmi vardır ve bu ritim insanın tabi olduğu bütün ritim tecrübelerinden doğuyor olmalıdır fakat sözdizimin doğal ritmin temelini teşkil etmesi için bir neden yoktur ortada. Aldingon ve Pound gibi erken dönem serbest vezin savunucularının yaptığı gibi ritmi ölçüden özgürleştirmeyi ummak, doğayla idealden ziyade gerçek bir ilişkiye dönmek demektir. Fakat bu durum yine de pek o kadar özgürlük anlamına gelmemiştir zira doğal ritimler de var olduğumuz her yerde olumsal kuvvetler olarak işler; rüzgârın estiği yerden birden çıkagelir ve ciğerlerimizin nefes aldığına, kalbimizin attığına emin olduğumuz sürece bizi alır bir yerlere götürür.
Sayfa 56·Kitabı okuyor
Alıntı
Kafiye ve Serbestlik
“Eski vurgulu vezin şairi şahsiyetinin bir kısmını, doğruluğunun çoğunu ve üslubunun tamamını terk etmeye zorluyordu; böylelikle şair duygularını peşin hükümlü ve çocuksu bir formaliteye sıkıştıracaktı. Serbest vezin ise şairin haysiyetini tam manasıyla yaşamasına izin verir çünkü şair serbest vezin sayesinde başka insanları taklit etmek yerine kendi temposunu bulur, tamamen kendi doğrularını tesis eder çünkü doğalında akan ritmi sayesinde doğal bir biçimde ve dolayısıyla açıklıkla yazmaya meyleder, bütün üslubunu konuşturur çünkü üslup yoğunlaşmaya ve eski formlarla nadiren elde edilebilecek bir tamlığa bağlıdır.” Richard Aldington (The Egoist)
Sayfa 54·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Repost: Sadece ŞİİR’in 17. sayısı çıktı. 🐜 İşte bu, yüzümden yolduğum mevsim. Cinperestin tersten ezberlediği, karıncanın yuvasına taşıdığı simya. Kırdım tapınaklarda kutsal ibrikleri, sürdüğüm izlerin yoktu benzeri. Kavgasıydım kovgun köyün, sancısıydım Meryem’in. Sadece Şiir’in 17. sayısında iki şiirimleyim. Emekleri için Umay Umay ve Serkan Türk’e çok teşekkür ediyorum. 🐜 #sadeceşiir #gönüldemircioğlu Gönül Demircioğlu Umay Umay Serkan Türk
Sözüm sana: Şu ânın dördüncü boyutunu yakalamaya çalışıyorum, o kadar hızlı ki gitti bile, şimdi yeni bir an olduğu için, o da çoktan gitti. Her şeyin var olduğu bir an var. Şeyin olmaklığını elimde tutup kavramak istiyorum. Bu anlar nefes alıp verdiğim havada süzülüyor: gökte sessizce patlayan havai fişeklere dönüşüyorlar. Zamanın atomlarına sahip olmak istiyorum. Doğasında kavramanın yasak olduğu şimdiyi kavramak: şimdi kayıp gider, an da öyle ve ben tam şu saniyede sonsuza kadar şimdideyim. Sadece aşk eylemi- duyumun saydam yıldıza benzer soyutluğu- meçhul ânı yakalar, kristal kadar sert ve havada titreşen ânı, yaşam da bu anlatılmaz andır, olaydan daha büyük: aşk sırasında anın o şahsiyetsiz mücevheri havada ışıldar, bedenin tuhaf görkemi anların titreşiminde duyarlık yaratır ve bu duyarlık hem tinsel hem de o kadar nesneldir ki bedenin dışında gibidir, yüksekte ışıl ışıl,haz; haz zamanın maddesidir, eşsiz bir an. Anda, ânın olmaklığı vardır. Kendi olmaklığımı kavramak istiyorum. Bir kuş gibi havaya şükranımı şakıyorum. Şarkım kimseye ait değil. Hiçbir tutku acı içinde kıvranmaz ve aşkın ardından şükran gelmez. Konum an mı? yaşamımın konusu. Ona yetişmeye çalışıyorum, binlerce kereyi kaçıp giden ânın sayısına bölüyorum, anlar benim kadar parçalanmış ve öyle kırılgan ki, tek vaadim zamanla doğan ve zamanın içinde büyüyen hayata: bana sadece zamanın içinde yer var. Bütün varlığımla sana yazıyor ve varlığın tadını hissediyorum, senin tadınsa an kadar soyut, resim yaparken bütün bedenimi kullanıyorum, tuval üzerineyse bedeni olmayanı koyuyorum, bedenim kendisiyle güreşiyor. Müziği anlamaz, duyarsın. O hâlde bütün bedeninle duy beni. Beni okumaya kalktığında, çok kaba ve düzensiz yazdığım için resme, sergilerime neden devam etmediğimi soracaksın. Şimdi sözcüklere
Sayfa 10·Kitabı okudu
Reklam